Elmas-su paradoksuyla SU’yun değeri

Yaşamın, geçim kaynaklarının ve refahın kaynağı olan SU… TSKB Ekonomik Araştırmalar Ekonomisti Can Hakyemez’in hazırladığı ‘SU: Yeni Elmas‘ başlıklı raporda, yaşamsal bir kaynak olan suyun, dünyada ve Türkiye’deki kullanımına dair öne çıkan verilerle birlikte ekonomik önemi de ortaya konuyor.

Raporda, artan talebe göre suyun gittikçe daha zor bulunur bir hale geldiği ve su güvenliğini sağlamak için su kaynaklarını geliştirme ve yönetmenin büyüme, sürdürülebilir kalkınma ve yoksullukla mücadelenin merkezinde yer aldığına dikkat çekiliyor. “Gıda ve enerjinin mevcudiyetlerini suya borçlu oldukları göz önüne alındığında, en büyük tehlike bir bölgenin susuz kalması olacaktır” ifadelerine yer veriliyor.

Yeryüzünde en büyük ikinci su tüketicisi ticari ve endüstriyel sektörler. Dünya genelinde, su kullanımının yaklaşık %20’si bu sektörlerde gerçekleşiyor.

Su kullanımı ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor

İktisat literatüründe yer alan su-elmas paradoksuyla suyun ekonomik olarak elmaslaşma riskine işaret eden raporda suyun, öncelikli olarak tarımda (sulama), enerji sektöründe, sanayi sektöründe ve hanehalkı kullanımı ile tüketildiği belirtiliyor. Bu tüketim oranlarının ise sırayla; %69 tarım, %19 sanayi sektörü (enerji, ticari ve endüstriyel sektörler) ve %12 ile hanehalkı kullanımı olduğu ifade ediliyor. Raporda su tüketimiyle ilgili şu bilgilere yer veriliyor; “Su tüketiminin nüfus artışının yanı sıra ekonomik gelişmeler, değişen tüketici yapısı ve bazı diğer faktörlere bağlı olarak artacağı bekleniyor. Dünyanın birçok bölgesinde tatlı suyun yüzde 70’den fazlası tarım için kullanılıyor. Ancak, bu oran ülkeden ülkeye önemli ölçüde değişiklik gösteriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere birçok ülke için tarım sektörü en çok suyu tüketiyor olmasına rağmen ilgili ülkeye daha düşük bir fayda sağlıyor. Dünya genelinde, su kullanımının yaklaşık yüzde 20’si ticari ve endüstriyel sektörlerde gerçekleşiyor. Tarım sektörüne benzer şekilde, endüstriyel sektörlerdeki su kullanımı da ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor.”

Birleşmiş Milletler’e göre, küresel su tüketimi son 100 yılda yaklaşık altı kat arttı (Y. Wada, 2016).

Şeyl gaz sondajı için 19.000 ton su gerekiyor

Ticari ve endüstriyel sektörlerin arasında yer alan enerji sektörü, söz konusu sektörlerin kullandığı toplam su miktarının yaklaşık %75’ini tek başına tüketiyor. Enerji sektöründe çok miktarda tüketilen su, petrolün pompalanması, santrallerde kirletici maddelerin temizlenmesi, türbinlerin çalışması için gerekli buharın üretimi ve santrallerin soğutulması gibi enerji üretiminin farklı aşamalarında kullanılıyor. Enerji sektörü, su çekimlerinin büyük bir kısmından sorumlu ve çekilen toplam suyun üçte birinden fazlası kömürden elektrik üreten santrallerde soğutma suyu olarak kullanıyor. Raporda, enerji sektörü içerisinde birincil enerji üretiminin, su tüketiminin üçte ikisinden daha fazla bir orandan sorumlu olduğu ve bu miktarın da büyük bir kısmının fosil yakıt ve biyoyakıt üretiminde kullanıldığı belirtiliyor. Raporda ayrıca, “Son yıllarda, şeyl (kaya) gaz kuyularının açılması, önemli miktarlarda su gerektiren hidrolik kırılmayı gerektirmiş ve geleneksel gaz kuyularına kıyasla daha fazla sera gazı emisyonuna neden olmuştur. Bir kuyu sondajı yapmak için bin su kamyonuna eşdeğer, 5 milyon galon (19 000 ton) su gerekmektedir (Accenture, 2012).” ifadeleri de yer alıyor.

Afrika kıtasında kırsal ve kurak bölgelerde kişi başına günlük 20 litre su kullanılırken, Amerika Birleşik Devletleri’nde günde ortalama kişi başına 300 litre su talebi bulunuyor.

Sanayide su kullanımı artıyor

Yeryüzündeki su miktarı yıllar içinde sabit kalırken, artan ihtiyaca bağlı olarak su kaynakları üzerindeki baskının daha da derinleştiğinin belirtildiği raporda, bunun su kıtlığı sorununu ortaya çıkardığına vurgu yapılıyor. Türkiye’deki güncel durumla ilgili ise şu ifadelere yer veriliyor; “Üç tarafı sularla çevrili olmasına rağmen, Türkiye’nin su stresli bir ülke olduğu biliniyor. Türkiye, aşırı sıcaklıklara sahip ‘yarı kurak’ bir bölgede yer alıyor. 2004 ve 2016 yılları arasında su kullanımında yüzde 50’den fazla artış gerçekleşti. Nüfus ve ekonomik büyüme oranının etkileri de dikkate alındığında, mevcut kaynakların 20 yıl içinde tükenmemesi ön koşuluyla, gelecekte Türkiye’nin su kaynakları üzerindeki baskının artması bekleniyor. Gelecek nesillere sağlıklı ve yeterli miktarda su aktarılması için kaynakların korunması ve verimli kullanılması gerekiyor. Artan enerji talebiyle birlikte, enerji üretimi için su kullanımı artıyor. Türkiye’de sanayide su kullanımının payı, yıllar ilerledikçe %11’den %18’e kadar yükselirken, en çok su kullanan sanayi sektörleri arasında kimya, petrokimya, demir çelik, tekstil, kâğıt ve gıda bulunuyor.”

Dünyadaki toplam su miktarı yaklaşık 1,4 milyar km3 civarındadır. Yeryüzünün %75’i okyanuslar tarafından tuzlu su ile kaplanmış olsa da toplam suyun sadece %2,5’i tatlı sudur.

2050’de dünya nüfusunun yarısı için su stresi öngörülüyor

Ekosistemin en önemli parçası olan su, ekosistemin gücü olarak adlandırılıyor. Ekosistemdeki su ihtiyacı aynı zamanda küresel su kullanımının hayati bir bileşeni olarak görülüyor. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü /MIT araştırmacıları (Schlosser, ve diğerleri, 2014) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, dünyada öngörülen 9,7 milyar insan nüfusunun yaklaşık %50’sinin 2050 yılı itibarıyla orta derecede stresli su kaynağı koşullarına sahip olması bekleniyor. Julie C. Padowski (2015) tarafından yazılan bir makaleye göre, su kırılganlığı 119 düşük gelirli ülkede sadece bir endişe değil, mevcut bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Çalışmanın sonuçları, yirmi beş ülkede su kırılganlığının büyük bir sorun olarak tanımlandığını gösteriyor. Ürdün, Cibuti ve Yemen en savunmasız ülkeler olarak karşımıza çıkıyor.

Değerli bir çevresel kaynak olan su; nüfusun refahını ve yaşam kalitesini sağlamak ve kırsal-tarım sektörünü korumak için hayati öneme sahip.

Kolektif önlemler alınmalı ve tasarruf bilinci yaratılmalı

Su stresiyle mücadele konusunda önerilerin de yer aldığı raporda, Türkiye’nin su yönetiminde merkezi bir yapıya sahip olduğu, su stresinin, kamu ve özel sektörün senkronize olmuş eylemleriyle azaltılabileceği öngörülüyor. Yapılması gereken temel eylemler arasında; kolektif önlemler almak ve su tüketiminde tasarrufları artırmak için farkındalık yaratmak bulunuyor. Sanayi istihdamının nüfusu fazla olan bölgelerden nüfus yoğunluğu daha az bölgelere taşınmasını hedefleyen düşük nüfuslu bölgelere göçün, bölgesel sorunu azaltabileceği belirtiliyor.

İklim değişikliği ve su sıkıntısının yaratacağı sorunlarla ilgili alınacak önlemler ise şöyle sıralanıyor; “Arıtma ve arındırma tesisleri, su şebekelerinin ve boru hatlarının iyileştirilerek kayıp oranlarının azaltılması politika yapıcılar, belediyeler ve şirketleri tarafından atılabilecek önemli adımlar arasında sayılabilir. Verimsiz su tüketimini iyileştirici düzenlemeler yapılması, tarım üreticilerinin, özel sektörün ve hanehalkının farkındalığının artırılması ve daha verimli araç kullanımı ile su tüketiminin nasıl azaltılacağı konusunda yönlendirilmesi su stresi ile mücadelede etkin olacaktır.” Nüfus arttıkça sorunun daha da derinleşeceği kaydedilen raporda, hızla aksiyon alınmasının büyük önem taşıdığı belirtiliyor.

Selma ALTIN

Son Haberler