İngiltere’nin Plastik Atığı Türkiye’nin Tarım Alanlarına Ulaşıyor: Adana Kanallarında Mikroplastik Alarmı

İngiltere ve Avrupa’dan Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların geri dönüşümü, Çukurova’nın tarım alanlarında yeni bir çevre sorununu gündeme getiriyor. Adana’daki geri dönüşüm tesislerinin aşağısındaki sulama kanallarında mikroplastik yoğunluğunun bazı noktalarda yukarı havzaya göre 132 kat daha yüksek olduğu belirlendi. Araştırmacılar, plastik geri dönüşüm operasyonlarının kendisinin de mikroplastik kirliliği kaynaklarından biri olabileceğine dikkat çekiyor.

İngiltere’nin plastik atıklarını geri dönüştürmek amacıyla Türkiye’ye göndermesi, atığın sınırları aşmasıyla sona ermiyor. Çukurova’da yapılan yeni araştırmalar, plastik atıkların geri dönüşüm sürecinin de su kaynakları, tarım alanları ve yerel topluluklar üzerinde çevresel risk yaratabileceğini ortaya koyuyor.

The Guardian’ın gazeteci Karen McVeigh ve Ayça Aldatmaz imzasıyla yayımladığı iki bölümlü araştırma ile Environmental Investigation Agency’nin (EIA) analizi, İngiltere’den Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların Adana’daki etkilerini mercek altına aldı. Araştırmaya eşlik eden bilimsel çalışma ise plastik geri dönüşüm tesislerinin aşağısındaki su kanallarında yüksek düzeyde mikroplastik kirliliği bulunduğunu gösteriyor.

Adana’ya 2025’te yaklaşık 140 bin ton İngiliz plastik atığı geldi

Türkiye, Çin’in 2018 yılında plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından Avrupa’dan gönderilen plastik atıkların başlıca destinasyonlarından biri haline geldi.

The Guardian’ın EIA tarafından analiz edilen ticaret verilerine dayandırdığı araştırmaya göre, Mayıs 2021 ile Temmuz 2024 arasında 13 İngiliz şirketi, 545 sevkiyatla 52 bin ton evsel ve süpermarket kaynaklı plastik atığı Adana’daki Kemal Deniz geri dönüşüm bölgesine gönderdi. Bu miktar, İngiltere’nin aynı dönemde Türkiye’ye gönderdiği plastik atığın yaklaşık yüzde 13’üne karşılık geliyor. İngiltere’nin plastik atık ihracatı ise artmaya devam ediyor. İngiltere 2025 yılında 675 bin ton plastik atığı yurtdışına gönderirken bunun yaklaşık 140 bin tonu Türkiye’ye ulaştı. Aynı yıl Avrupa Birliği ülkelerinden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı da 500 bin tonu aştı.

Sorun yalnızca atığın kendisi değil

Adana’daki araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, plastik kirliliğinin yalnızca tesislerin çevresine bırakılan veya yakılan atıklardan kaynaklanmayabileceğini göstermesi. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nde çalışmalarını sürdüren deniz biyoloğu Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’nun araştırmasında, geri dönüşüm tesislerinin aşağısındaki su kanallarından alınan örneklerde yüksek miktarda mikroplastik tespit edildi. Kemal Deniz bölgesinin yanındaki bir kanalda, tesislerin aşağısındaki mikroplastik konsantrasyonu yukarıdaki ölçüm noktasına göre 10 kat daha yüksek çıktı.

Adana’daki diğer geri dönüşüm tesislerinin aşağısındaki bazı kanallarda ise mikroplastik yoğunluğu yukarı havzaya göre 132 kata kadar yükseldi. Araştırmada ayrıca plastik peletleri, filmler ve parçalar gibi geri dönüşüm işlemleriyle ilişkilendirilebilecek atık türleri tespit edildi. Bu bulgu, plastik atıkların yalnızca “geri dönüştürülüp ortadan kaldırılan” bir atık olarak değerlendirilmesinin yeterli olmadığını gösteriyor. Geri dönüşüm sürecinin nasıl gerçekleştirildiği, ortaya çıkan atık suyun nereye bırakıldığı ve tesislerin çevresel standartlara uygun çalışıp çalışmadığı da kritik önem taşıyor.

Mikroplastikler sulama kanallarından tarım alanlarına taşınıyor

Adana, Türkiye’nin en önemli tarım bölgelerinden biri olan Çukurova Ovası’nın merkezinde yer alıyor. Bölge pamuk, soya, narenciye ve çeşitli sebze üretimiyle Türkiye’nin tarımsal üretiminde önemli bir yere sahip. Sorunun kritik noktası da burada ortaya çıkıyor. Prof. Dr. Gündoğdu’nun aktardığına göre, geri dönüşüm tesislerinin atık sularını sulama kanallarına bırakması, mikroplastiklerin tarımsal üretim alanlarına taşınmasına neden olabiliyor.

Kemal Deniz bölgesinin yakınındaki kanal doğrudan araştırmada görüşülen çiftçinin sulamasında kullanılmasa da bu kanal, çiftçilerin tarım arazilerini sulamak için kullandığı diğer kanallara bağlanıyor. Kanal sistemi boyunca ilerleyen sular Seyhan Nehri’ne ve oradan Akdeniz’e ulaşıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca bir geri dönüşüm bölgesinin çevresel etkisi değil; atık, su, tarım ve gıda sistemi arasında birbirine bağlanan bir kirlilik zinciri.

Çiftçiler kirliliğin günlük sonuçlarıyla karşı karşıya

The Guardian’ın Adana’da görüştüğü çiftçiler, plastik geri dönüşüm tesislerinin çevresindeki yaşamın sonuçlarını doğrudan deneyimlediklerini anlatıyor. Kemal Deniz bölgesinin yakınında patlıcan yetiştiren bir çiftçi, sulama kanallarının kenarlarında plastik atıkların biriktiğini ve geri dönüşüm tesislerinden gelen dumanların tarlalarına ulaştığını söylüyor. Çiftçinin aktardığına göre sera örtülerinin üzerinde her sezon siyah bir tabaka oluşuyor ve örtülerin temizlenmesi gerekiyor.

Ocak ayında şiddetli yağışların ardından sulama kanalındaki suyun arazisine taşması sonucu yaklaşık 7 hektarlık ürününün zarar gördüğünü belirten çiftçi, yaşadığı sorunla ilgili etkili bir başvuru mekanizması bulamadığını ifade ediyor. Bu durum, plastik atık ticaretinin çevresel maliyetlerinin kim tarafından üstlenildiği sorusunu da gündeme getiriyor.

Geri dönüştürülemeyen plastikler yakılıyor

Bölgede sorun yalnızca mikroplastiklerle sınırlı değil. Yerel halk, geri dönüştürülemeyen plastiklerin açık alanlarda bırakıldığını ve zaman zaman yakıldığını belirtiyor. Guardian’ın görüştüğü bölge sakinlerine göre Adana’daki atık tesislerinde çıkan yangınlar yılda dört-beş kez bazı yerleşim alanlarını ve tarım arazilerini yoğun duman altında bırakıyor.

Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) tahminine göre, AB’den Türkiye’ye gelen plastik atıkların yaklaşık yüzde 50’si geri dönüştürülemeyen malzemelerden oluşuyor. Bu tablo, “geri dönüşüm” etiketiyle ülke sınırlarını aşan atığın tamamının gerçekten yeniden ekonomiye kazandırılmadığını gösteriyor.

Plastik atık ticareti bir çevresel adalet meselesine dönüşüyor

Adana’daki plastik geri dönüşüm tesislerinin kentin daha düşük gelirli güney bölgelerinde yoğunlaşması, konunun bir başka boyutunu ortaya çıkarıyor. Adana Ekoloji Platformu Sözcüsü Yaşar Gökoğlu’na göre, kentin daha varlıklı kuzey bölgeleri ile daha düşük gelirli nüfusun yaşadığı güney bölgeleri arasında belirgin bir sosyoekonomik ayrışma bulunuyor. Geri dönüşüm tesisleri de ağırlıklı olarak güneyde yer alıyor. Böylece plastik tüketiminin yarattığı atık başka bir ülkeye gönderilirken, bu atığın çevresel riskleri belirli toplulukların yaşadığı bölgelerde yoğunlaşıyor. Bu durum çevresel adalet açısından temel bir soruyu gündeme getiriyor: Plastiği tüketen kim, atığı yöneten kim ve ortaya çıkan çevresel maliyeti kim ödüyor?

“Döngüsel ekonomi” söylemi yeniden sorgulanmalı

Plastik atıkların başka ülkelere gönderilmesi, çoğu zaman geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi perspektifinden savunuluyor. Ancak Adana’daki bulgular, bu yaklaşımın önemli bir açığını gösteriyor. Bir plastik atığın başka bir ülkeye gönderilmesi, o atığın güvenli biçimde geri dönüştürüldüğü anlamına gelmiyor. Eğer geri dönüşüm sürecinde mikroplastikler su kaynaklarına karışıyor, geri dönüştürülemeyen atıklar yakılıyor veya açık alanlara bırakılıyor ve bunların etkileri tarım alanlarına taşınıyorsa, atığın yalnızca bir ülkeden diğerine taşınması döngüsellik değil, çevresel maliyetin coğrafi olarak yer değiştirmesi anlamına gelebiliyor.

EIA Hukuk ve Politika Uzmanı Amy Youngman da Gündoğdu’nun araştırmasındaki en yüksek kirlilik seviyelerinin belirlenebilir endüstriyel kaynaklarla doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, İngiltere’den gönderilen atıkların bu kirliliğe neden olan operasyonları beslediğine dikkat çekiyor. Youngman’a göre İngiltere’nin plastik atık ihracatını aşamalı olarak sona erdirmesi, atıkların izlenebilirliğini ve denetimini güçlendirmesi, mikroplastikleri düzenlemesi ve plastik üretimini azaltarak sorunun kaynağına yönelmesi gerekiyor.

Sorumluluk yalnızca Türkiye’nin değil

The Guardian’ın araştırmasında adı geçen İngiliz şirketleri, Türkiye’ye plastik atığı göndermenin tek başına yasa dışı bir faaliyet olmadığını ve atıkların çevreye duyarlı biçimde yönetilmesini sağlamakla yükümlü olduklarını belirtiyor. Eurokey, artık Türkiye’ye plastik atık göndermediğini ve İngiltere’de kendi geri dönüşüm tesisini kurduğunu açıklarken; Vanden, Türkiye’deki tesislere yönelik denetim ve değerlendirmeler yaptığını savunuyor. İngiltere Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanlığı (DEFRA) ise atık ihracatına ilişkin sıkı kurallar bulunduğunu ve şirketlerin gönderdikleri atıkların çevreye duyarlı biçimde yönetilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtiyor. Ancak mesele yalnızca mevzuata uyulup uyulmadığı değil.

İngiltere 2025’te 675 bin ton plastik atığı yurtdışına gönderirken, ülkedeki plastik geri dönüşüm ve işleme tesislerinin de son yıllarda kapandığı görülüyor. The Guardian’ın aktardığı bilgiye göre son yıllarda İngiltere’de 21 plastik geri dönüşüm ve işleme tesisi kapandı.

Bu durum, plastik atık ihracatının ekonomik ve politik teşviklerini de tartışmaya açıyor: Atığı kaynağında yönetmek yerine başka ülkelere göndermek daha kolay ve daha ucuz olduğu sürece, “geri dönüşüm” sistemi gerçek maliyetleri görünmez hale getirebiliyor.

Avrupa’nın atık sorunu Türkiye’nin tarım sorunu olmamalı

Avrupa Birliği, plastik atık ihracatının çevresel etkilerini azaltmak amacıyla daha sıkı kontroller getirmeye başladı. Buna karşın İngiltere, plastik atık ihracatını sürdürmeye devam ediyor. Adana’daki mikroplastik bulguları ise tartışmayı yalnızca atık yönetimi politikalarının ötesine taşıyor. Çünkü plastik atıkların yarattığı risk, artık geri dönüşüm tesislerinin sınırlarında kalmıyor. Su kanalları aracılığıyla tarım arazilerine, nehir sistemlerine ve Akdeniz’e kadar uzanan bir çevresel zincir ortaya çıkıyor.

Çukurova’da yaşananlar, küresel plastik ekonomisinin görünmeyen maliyetini görünür hale getiriyor: İngiltere ve Avrupa’da tüketilen plastik ürünlerin atıkları Türkiye’ye gönderildiğinde, çevresel riskler ortadan kalkmıyor; yalnızca başka bir coğrafyaya taşınıyor. Bu nedenle tartışılması gereken soru yalnızca “Plastik atık geri dönüştürüldü mü?” değil. Asıl soru şu: Plastik atığın tamamı gerçekten güvenli biçimde yönetildi mi ve bunun çevresel bedelini kim ödedi?

Adana’daki çiftçilerin, su kanallarının ve tarım arazilerinin verdiği yanıt, Avrupa’nın “döngüsel ekonomi” iddiasının henüz tamamlanmış bir hikâye olmadığını gösteriyor.

Selma ALTIN

Son Haberler