Ana Sayfa Su'ya DairSu Kültürü Antik Dönem’den bugüne ‘SU’ ‘Sağlık’ ve Sarıkaya Asklepion’u

Antik Dönem’den bugüne ‘SU’ ‘Sağlık’ ve Sarıkaya Asklepion’u

Yazar: Selma ALTIN

Termal su kaynaklarından tıbbi açıdan faydalanmak amacıyla inşa edilen yapılar, sağlık tanrısı Asklepios ile kızı tanrıça Hygieia için olduğu kadar yarı tanrı Herakles onuruna da kurulmuştur. Herodot, Thermopylai’nin doğu tarafında, denizle çevrili bataklık bölgedeki yol üzerinde yerlilerin ‘kazan’ adını taktıkları sıcak su gözlerinin (termal su kaynakları) olduğunu söyler. Herodot’un aktarımına göre; bu sıcak su gözlerinin yakınına Herakles’e adanmış bir sunak inşa edilmiştir. Pausanias, Thermopylai’nin termal sularının Herakles’e kaybettiği gücü yeniden kazandırdığını aktarır. Strabon, Thermopylai’nin yakınındaki termal su kaynaklarının Herakles’in onuruna kutsal sayıldığını belirtmiştir.

Sağlık tanrısı Asklepios ile kızı tanrıça Hygieia.

Antik Dönem’de tedavi edici özelliği iyi bilinen ve mucizevi olarak tanımlanan termal suların doğa üstü gücü, soyut gerçekçilik kazanarak mitolojide yerini almıştır. At adam Kheiron, tanrı Apollon’un oğlu Asklepios’a doğadaki kaynak sulardan ve bitkilerden yararlanarak hekimlik yapma sanatını öğretmiştir.     

Roma Dönemi’ne tarihlenen kaplıca kompleksi Aquae Sulis’te, tanrıça Sulis Minerva’nın tapınağının önünde yer alan sunak platformunun üstü; Juppiter, Bacchus ve Herakles’in betimlerinin yer aldığı kabartmalarla süslüdür.

Suların koruyucu perileri nympha’ların tasvirleri Antik Dönem su yapılarının duvarlarını süslemiştir. Su perileri, sıcak kaynak sularından faydalanan hastalara yardımcı olarak onları iyileştirdiklerine inanılmıştır.

Aquae Sulis Roma Hamamı’nda yer alan Hippocamp mozaiği.

Sağlık ve şifanın kaynağı Asklepionlar

Eski Yunan ve Roma dünyasında tıbbın bir bilim dalı olarak gelişmeye başlaması M.Ö. 5. yüzyıla rastlar. Homeros döneminden beri süregelmekte olan tedavi yöntemlerinde baş aktör, dönemin ünlü hekimi Asklepios idi. Bu nedenle hastanelere de Asklepion adı verilmiştir. Asklepionların temiz ve uygun kaynak suları bulunan sağlıklı yörelerde yapılması belirtilmiştir. Sağlıksız bir çevreden getirilen hastalıklı bedenler, sağlıklı bir yerin şifa veren kaynak sularıyla yıkandığında hastalıklarından daha çabuk arındıklarına inanılırdı.

Asklepionlar önceleri kentlerin dışında, akarsu kenarında ve su kaynağı bulunan, temiz havası olan yerlere kurulmuştur ve günümüzdeki sanatoryumların görünümündedir. Daha sonra şekil ve boyut bakımından değişmişlerdir. Buralarda değişik tedavi yöntemleri geliştirilmiş, zamanla da cilt ve romatizmal hastalıkların tedavisi için psikoterapinin yanı sıra hidroterapiye de ilgi gösterilmeye başlanmıştır.

Asklepion’da kullanılan tedavi uygulamaları sırasında su (termalterapi) ve çamur banyoları (peloidoterapi) yapılıyor, bitkilerden elde edilen ilaçlar kullanılıyor, masaj yapılıyor, şifalı suların içilmesi sağlanıyor, açlık kürleri ve lavman yapılıyor, soğuk havada koşular düzenleniyor ve müzikle tedavi yöntemleri kullanılıyordu. Bununla birlikte Asklepion’da uygulanan tedaviler sırasında rüyaların yorumu ve telkinin ayrı bir yerinin olduğu da biliniyor.

Asklepion heykeli ve Kos’ta yer alan Asklepios Tapınağı. 

Roma Dönemi’nde Anadolu’nun bilinen ilk hastanesi M.S. 375 yılı civarlarında Kapadokya’daki Caesarea’da (günümüzde Kayseri) Büyük Basileios tarafından kurulmuştur. Bu hastane aynı zamanda dünya tarihinin de bilinen ilk sivil hastanesidir. Basileios, M.S.329- 330’da Pontos’taki Neocaesarea’da (Bugünkü Niksar) doğduğu göz önüne alınırsa Niksar ile Kayseri arasında olan Sarıkaya ilçemizi Roma imparatorunun tanımış ve görmüş olması kuvvetle muhtemeldir. Bu bilgi, Roma İmparatorluğu’nda uygulanan hastane yapım yerleri ve tedavi şekillerine uygun doğal yapısı bakımından Sarıkaya ilçesindeki Roma Hamamı kalıntılarının Asklepion olma ihtimalini ortaya koyar. 

Asklepionlar ve Roma tıbbının gelişimi

Homeros döneminden beri uygulanmasına devam edilen tedavi yöntemlerinde baş aktör, dönemin ünlü hekimi Asklepios idi ve Asklepios’un uyguladığı tedaviler her yerde konuşularak yaygınlaşmıştı.  Asklepionların en ünlüleri Peloponnes’teki Epidauros, Hippokrates’in görev yaptığı Gökova Körfezi’nin ağzındaki Kos Adası (İstanköy) , Knidos (Datça, Muğla) ve Bergama (İzmir) Asklepion’dur.

Kos Adası’nda M.Ö. 460 tarihinde doğan Hipokrat, çalışmalarını temel olarak buradaki Asklepion’da gerçekleştirmiştir. Hipokrat’ın öğretileri ve tıp alanındaki uygulamaları kendi dönemi kadar sonraki yüzyıllar boyunca Avrupa’da gelişen tıbbın da temellerini oluşturmuştur.

Roma tıbbının başlangıcında Asyalı bir kavim olan ve Roma’nın ilk dönemlerinde adı geçen Etrüskler etkili olmuştur. Mezopotamya kavimlerinin etkisinde kaldıkları, onların dini ve geleneklerine benzeyen uygulamalarından anlaşılan Etrüskler, hastalıkların teşhisi için kurban keserek hayvanların ciğerleriyle fal bakmışlardır. Roma’da Etrüsk tıp gelenekleri M.Ö. 3. yüzyılda etkisini kaybetmiştir.

Asklepios kültünün Roma’ya gelişi bir öyküde şu şekilde anlatılır;            M.Ö. 3. yüzyılın sonlarında Roma’da üç yıl süren bir salgın hastalık yaşanmıştır. Hastalığa çareler aranırken Epidauros Asklepion’undan gemi ile büyük bir yılan getirilmiş ve bu yılan Tiber nehrine bırakılmıştır. Nehri yüzerek orada bulunan adaya çıkan yılan, gözden kaybolduktan hemen sonra salgın hastalık sona ermiştir. Romalılar da adada Asklepios adına bir tapınak yapmışlar ve böylece Asklepion tapınakları yapımı Roma’da başlamıştır.

Asklepios kültü böylece M.Ö. 295 yılındaki bir veba salgını sonrasında Roma’ya da girmiş ve yaygınlık kazanmıştır. Roma’da çıkan bu salgın hastalık nedeniyle Roma tıbbı ile Yunan tıbbının da ilişkisi başlamış çünkü, Romalılar salgın hastalığın önlenebilmesi için Yunan sağlık tanrısı Asklepios’tan yardım istemiş ve kutsal yılanı getirmesi ve Asklepion kültünün de Tiber adasında canlandırılması için elçiler göndermişlerdir.

Asklepiosların tapınak ve hastane olarak kullanılması

Roma İmparatorluğu’nda Asklepios tapınakları aynı zamanda hastane olarak da işlev görmüştür. Kölelerin dahi buralarda tedavi edildikleri anlaşılır. Bunun en güzel açıklaması Cladius’un (M.S. 41-54) censorluğu sırasında çıkarılan bir kanunda köle sahipleri hastalanan kölelerini Tiber nehri üzerindeki bir adada bulunan Asklepios tapınağında iyileşmesi için bırakması kararlaştırılmıştır. Burada yapılan tedavi sonunda köle iyileşirse hür olması da kabul edilmiştir. Köleyi masraftan kaçınmak için tedavi ettirmeyip onu öldüren köle sahibinin bir katil gibi cezalandırılması da kanunda yer almıştır.

Roma’da tıp ve tıp eğitiminde önemli bir yere sahip olan Galen (M.S. 129-200) Romalıların yönetiminde bulunan Bergama’daki (İzmir) Asklepion’da çalışmalarını sürdürmüştür. Düşünceleri ile tıp eğitimini yönlendiren ve eserleriyle Orta Çağ sonuna kadar tıp eğitimini sürükleyen Galen; “Gelecekteki hekimler sadece uygulamada değil, teorik olarak da yeterli öğrendiklerini kanıtlamak zorunda olacaklardır” ifadesiyle tıp eğitimini yeni bir anlayışa taşımıştır. Bu yeniliklerin yanı sıra Roma Dönemi’nde, tıp eğitimi ve doktorluk alanında herkese eğitim imkânı ve çalışma fırsatı sunması bakımından da dikkat çeker. Roma’da kölelerin ve kadınların hekim olabilmelerine imkân verilmiştir. Bu gelişme tıbbın gelişimi açısından da bir dönüm noktası olmuştur.

“Bergama’ da, Asklepios’ un oğlu Telesforos’ a adanmış yuvarlak bir mabet vardır. Kutsal kaynakta yıkanan, banyo yapan ve böylece temizlenmiş hastalara Telesfor mabedine giden uzun bir koridorda yürürlerken, tavandaki deliklerden rahip/hekimler seslenir, Asklepios’ un buyruklarını iletir, ama en önemlisi telkin yoluyla hastaları rahatlatırlardı. Örneğin, doktorlar hastalarına yerin altından bir yılan gibi geçerken tıpkı yılanın deri değiştirmesi gibi, hastalıklarını geride bırakacaklarını ve yenileneceklerini söylüyorlarmış. Tünel üzerinde delikler 12 adettir. Bu sayıyı kutsal olan 12 tanrı ile bağdaştırılması, işin sadece dinsel (Olimpos’un 12 tanrısının sembolize edilmesi) yanıdır.”

Roma döneminde sağlık alanında yaklaşım da değişim  yaşanmış, rasyonel değerlendirmeler ve rasyonel tıp önem kazanmıştır. Özellikle Hippokrates ve ardıllarının görüşlerinin, Soranus, Celsus ve Galen gibi dönemin önemli hekimleri tarafından da benimsenmesi sonucu rasyonel tıp kabul edilmiştir.

Roma Dönemi’nde su tedavisi

Roma Dönemi’nde sağlıkla ilişkili olarak akla gelen ilk yerler, Asklepionlar ile hamam ve kaplıca gibi su tedavisi uygulanan bölgelerdir. Asklepionlar ve su tedavisi merkezleri olan kaplıca ve hamamlar da genellikle psikoterapi, hidroterapi ve fizik tedavi yöntemleri uygulanmıştır. Doktorlar tarafından yapılan cerrahiyi de içeren asıl tıbbi müdahaleler hekim evleri ya da muayenehanelerinde ve valetudinarium denilen askeri hastanelerde gerçekleştirilmiştir.

“Eski Çağ’dan beri kaplıca tedavisi uygulanan hem hastane, hem de ilk tıp okulu aynı zamanda da ilk psikiyatri hastanesi olarak ünlenen İzmir-Bergama Asklepion’u, Antik Çağ’ın en önemli sağlık merkezlerindendir.”

Asklepionlarda tedaviler dinsel ve mistik öğelere dayanıyordu. Tedavinin temelini diyet, egzersiz ve sıcak veya soğuk banyo oluşturuyordu. Asklepiona gelen hastalar önce bir arınma töreninden geçerlerdi, arınma töreninde kurban keserler ve yıkanırlardı, daha sonra tapınağın iç bölgesinde yer alan kutsal yatakhaneye (abaton) alınırlardı. Buralarda oruç tutmaktan yorgun düşmüş olarak koyun postları üzerinde tapınak uykusuna yatarlardı. Hastalar uykudayken tapınak rahipleri hastaların arasında zararsız yılanlarla beraber dolaşırlardı.Hastalar uyandıklarında uykularında gördükleri rüyaları anlatırlardı. Rüyada ya Asklepios hastaya görünerek doğrudan bir tedavi önerirdi ya da rüya öylesine karmaşık olurdu ki hasta rüyayı tapınak rahiplerine anlatır ve onların yorumlarına göre bir tedavi önerisi alarak tapınaktan ayrılırdı. Bu tedavi yöntemi ‘telkin’i çağrıştırır. Hasta iyileşmezse rahipler, hastanın ya tedaviye tam inanmadığını ya da söylenenleri tam olarak yerine getirmediğini söylerlerdi. Hasta tapınaktan çıkarken paranın yanı sıra kendi adının, hastalığının ve önerilen tedavinin yazılı olduğu bir tableti adak olarak tapınağın duvarına asardı. Tapınağa yeni gelenler, bu tabletler aracılığıyla uygulanan tedavilerin başarıları hakkında bilgilenir ve iyileşeceklerine dair güvenleri artardı.

Hamam ve kaplıcalarda tedavi

Roma Dönemi’nde sıcak su hamamları ve kaplıcalardan tedavi amacıyla yararlanıldığı anlaşılır. Roma Dönemi’nde Etrüsklerden kalma sıcak su hamamları kullanılmıştır. Etrüsklerin kaplıca tedavisi uygulamaları Yunanlılar tarafından ilk bilimsel adımın atılmasına vesile olarak doğal kaynaklarla tedavinin esasları hakkında ekolojik yaklaşımla açıklamalar yapılmıştır. Romalılar savaş sonrası hastalıklarından askerlerini tedavi edebilmek için kaplıcalardan yararlanmışlardır. Aynı zamanda sıcak yer altı sularını spor amacıyla da değerlendirmişlerdir. Anadolu’daki önemli kaplıcalarda Roma-Bizans yapıt kalıntılarının varlığı hala görülür.

Eski çağlardan beri kullanılan kaplıca tedavi merkezleri Anadolu’nun birçok bölgesinde yer alır. Eski Çağ’dan beri kaplıca tedavisi uygulanan hem hastane, hem de ilk tıp okulu aynı zamanda da ilk psikiyatri hastanesi olarak ünlenen İzmir-Bergama Asklepion’u, Antik Çağ’ın en önemli sağlık merkezlerindendir. Radyoaktif özellikleri günümüzde keşfedilmiş şifalı sular, yüzyıllardır insanlar tarafından sağlık amaçlı kullanılmıştır. Bu sular şimdi de önemini korumaya devam ediyor. Dünyanın ilk sağlık merkezlerinden biri olan Asklepion, asırlar önce ünlü hekimleri ile müzik, peloidoterapi (çamur tedavisi), su ve spa terapileri, meditasyon, telkin, doğal bitkisel karışımlar, masaj, aromaterapi, özel diyetler gibi günümüzde tekrar popülarite kazanan yöntemlerle hastalara şifa dağıtmıştır.

Türkiye’deki termal kaplıcalar

Türkiye, önemli bir jeotermal kuşak üzerinde yer alarak, kaynak zenginliği ve potansiyeli açısından dünyada ilk yedi ülke arasına yer alır. Sıcaklıkları 20ºC – 110ºC arasında, debileri ise 2-500 l./sn arasında değişebilen 1000’in üzerinde kaynak bulunur. ADANA: Haruniye Kaplıcası, ADAPAZARI: Kuzuluk kaplıcaları, AFYON: Gazlı Göl, Sandıklı, Hüdai,Ömer, Heybeli, ANKARA: Kızılcahamam, Haymana ve Beypazarı kaplıcaları, AMASYA: Terziköy Kaplıcası, Gözlek Kaplıcası, AYDIN: Ortakçı, Alangülü, Kızıldere kaplıcaları, BALIKESİR: Gönen ve Kepekler kaplıcaları, BOLU: Termalkaplıcaları, BURSA: Armutlu, Oylat, Vakıfbahçe kaplıcaları ve Çekirge’deki kaplıcalar, ÇORUM: (Mecitözü) Beke, DENİZLİ: Pamukkale’deki kaplıcalar, DİYARBAKIR: Çermik’teki kaplıcalar, ERZURUM: Hasankale Pasinler’deki kaplıcalar, İSTANBUL: Tuzla’daki kaplıcalar, İZMİR: Balçova ve Çeşme’deki kaplıcalar, KAYSERİ: Bayramhacı kaplıcaları, KIRŞEHİR: Terme kaplıcaları, KONYA: Ilgın kaplıcaları, KÜTAHYA: Simav, Gediz ve Yoncalı kaplıcaları, MANİSA:Salihli, Kurşunlu kaplıcaları, MARDİN: Germiob kaplıcaları, NEVŞEHİR: Kozaklı kaplıcaları, NİĞDE: Çiftehan ve Ziga Çelikli kaynak kaplıcaları, ORDU: Ilıcalar,OSMANİYE: Erzin, Haruniye, RİZE: Çamlıhemşin kaplıcaları, SAMSUN: Havza’daki kaplıcalar, SİVAS: Kangal, Balıklı, Çermik kaplıcaları, SİİRT: Garnave ve Hesta kaplıcaları, YALOVA: Termal kaplıcaları, YOZGAT: Boğazlıyan, Sarıkaya kaplıcaları v.b.

Antik Çağ’da sıcak su kaynakları sağlık için kullanılmış

Anadolu’da insanlar M.Ö. 4. ve 3. binlerde yer altından yarıklardan çıkan sıcak su ve buharı kutsal sayıp tapınmaktaydılar. Roma Dönemi’nde de yer altı sularının kutsallığı ve şifası kabul edilmiştir. Romalılar sıcak su kaynaklarını kutsal ve şifa verdiğine inanmaları, hem de ekonomik ve temiz olması nedeni ile kullanmışlar ve sıcak su kaynaklarının bulunduğu yerlere termal hamamlar (thermeler) yapmışlardır. Roma İmparatorluğu zamanında Anadolu’da ilk hamamları yöneticilerden Maecenas inşa ettirmiş diğerleri de onu takip etmişlerdir.

Asklepion planı.

Kaplıca ve hamam yapıları, giriş/soyunma (apodyterium),soğukluk (frigidarium), ılıklık (tepidarium), sıcaklık (caldarium), terleme(laconicum), yüzme havuzu (natatio) gibi ana bölümler ve yakın çevresindeki kütüphane ile galeri, park, eğitim, spor, toplantı ve tören alanlarından oluşmuştur. Roma kaplıcaları, tabanın altındaki kısa tuğla dikmeler (supensura)arasında sıcak hava dolaşım esasıyla (hypocaust) ısıtılırdı. Doğal sıcak su kaynakları, zamanla kutsal sayılmaya başlanan tedavi mekânları haline gelmiştir. Antik Çağ’da sıklıkla sağlık amaçlı olarak doğal sıcak su kaynaklarından yararlanılmıştır. Özellikle Roma Dönemi’nde sıcak su kaynakları daha çok değer kazanmış ve askeri kamp yerleri için tercih nedeni olmuştur. Ordu, ele geçirdiği yerlerdeki sıcak su kaynaklarına yeni kaplıcalar inşa etmiştir. Doğal sıcak su kaynakları ve yapıları, tedavinin yanı sıra, yorgun ve yaralı askerlerin dinlence, moral ve eğlence merkezi haline de gelmiştir. Roma Dönemi’nde halk sağlığına verilen önem nedeniyle su yolu, kaplıca, lağım ve kanalların periyodik denetimleri kurallara bağlanmıştır. Hamam ve kaplıcalarda her zaman olmasa da muayene ve müdahale amaçlı özel sağlık mekânları da yapılmıştır.

Anadolu Roma hamamları

Anadolu Roma hamamları genellikle yamaç üzerinde, vadiye bakan ve manzaraya hâkim yerlere kurulmuştur. Hamamlar, görkemli ve eğlenceli görünümüyle, temiz kokulu havası, polikrome mermerlerinin ışıltısıyla göz kamaştıran avlular resimlerle canlanan kemerler, kanallar, çeşmeler ve şelalelerle süslenmiş bahçeleriyle yıkanmak isteyenleri çekmiş; aylakları, amatör sporcuları, çapkınları, yiyecek ve içecek tüccarlarını bir araya gelmelerine neden olmuştur. Hamamlarda yıkanma yanında çeşitli yarışmalar eğlenceler düzenlenmiş, şairler hamamlarda şiirlerini okumuş, gençler geliştirdikleri vücutlarını sergilemiş, yaşlılar bahçelerin gölgelerinde dolaşıp, sohbet etmiş ve oynanan oyunları seyretmişlerdir.

Çanakkale’nin Ezine ilçesi Dalyan Köyü yakınlarındaki Herodes Atticus Hamamı.

Türkler Anadolu’ya, Orta Asya’dan akarsu boylarında yıkanma ve temizlik alışkanlıklarını da beraber getirmişlerdir. Anadolu’da yerleşik hayatla birlikte köy, kasaba, kentler kurulmaya başlanınca hamamlar ortaya çıkarmışlardır. Anadolu’da Roma ve Bizanslılardan kalma kaplıca yapıları İslam dininin temizliğe verdiği önemle birlikte yeni bir ruh ve anlam kazandırılarak kullanılmaya başlanmıştır. Temizlik amaçlı kurnalı yıkanma yerleri olan Türk hamamı ve tedavi amaçlı havuzlu kaplıca teknikleri Anadolu’da kullanıldığı gibi Avrupa’ya da yayılmıştır.

Kayseri’de ilk sivil hastane

Romalılar zamanında Anadolu’nun bilinen ilk hastanesi ise M.S. 375 yılı civarlarında Kayseri (Caesarea)’de Büyük Basileios tarafından kurulmuştur. Bu hastane aynı zamanda dünya tarihinin de bilinen ilk sivil hastanesidir. Burası hastaların yanı sıra dullara, yetimlere, yoksullara, seyyahlara ve yabancılara da hizmete açık olan aynı zamanda hayır kurumu olma özelliği de taşır. Ptokhotrofeion olarak adlandırılan bu yapı, Kayseri (Caesarea) kent merkezinin dışında kurulmuş kısa sürede ünlenmiş, çevresinde evler ve atölyeler kurulmuştur. Nazianzoslu Gregorius burayı kainepolis (yeni kent) olarak tanımlamış ve dünyanın yedi harikasından biri olduğunu belirtmiştir.

Basileios tarafından kurulan Kayseri’deki hastane doğu hastanelerinin bir prototipi olmuştur. Basileios’un hemen ardından İoannes Khrysostomos, Konstantinopolis’te patriarklık yaptığı yıllarda (M.S. 398 – 404) hastaneler kurmuştur. İmparator Julianos (M.S. 361-363)da bir mektubunda Galatia Eyalet Rahibi Arsacius’un bölgesindeki tüm kentlerde hastaneler kurmasını emrettiği gibi bu kurumların yaşamasını sağlamak için 30000 modii buğday ve 60000 sextarii şarap bağışladığını belirtmiştir. Kapadokya’da başlayan hastane ve hayır kurumları gibi yapılaşmalar M.S. 5.yüzyıldan sonra Urfa, Re’sulayn (Ceylanpınar) ve Nusaybin gibi kentlere de yapılmıştır. M.S. 4. – 6. yüzyıllar boyunca hastaneler ve sığınma evleri gibi hayır kurumları nosokomeion, ksenodokheon, ptokhotrofeion, ptokheion, gerontokomeion, brefotrofeion ve orfanotrofeion gibi adlar altında Anadolu’daki çeşitli kentlerde giderek çoğalmıştır.

Sosyal alanlara dönüşen mimari yapılar; Hamamlar

Romalılar Anadolu’da yaşayan insanların sağlıklı görünümleri ve uzun yaşamalarından etkilenmişler ve bu durumun kişisel temizlik anlayışından kaynaklandığını kabul etmişlerdir. Bu nedenle Anadolu’da temizlikle ilgili olarak kullanılan yunaklara, gimnazyumlara ve asklepieonlara özel ilgi göstererek bunları daha da geliştirmişlerdir. Romalılar temizlik uygulamasını bireyin özeli anlayışından çıkarıp toplu olarak temizliğin gerçekleşeceği mimari yapıları yapmışlardır. Bu anlayışla inşa ettikleri kurumları egemen oldukları diğer kıtalara da taşımışlardır. Roma çağında hamamlar başlangıçta kişisel temizlik amacı ile kurulmuş zamanla farklı kültürel etkinliklere mekân olmuştur.

İngiltere’deki kaplıca kompleksi Aquae Sulis Roma Hamamı.
Roma hamamlarının;
  • Temizlenerek sağlığı korumak.
  • Bedenleri temiz ve dayanıklı kılmak.
  • Gençleri disipline alıştırmak ve bedenlerini kuvvetlendirmek.
  • Hastalıkları tedavi etmek.
  • Gençlerin kültürünü artırmak ve sosyalleşmelerini sağlamak üzere beş farklı işlevinden söz edilir.

Yozgat Sarıkaya Roma Hamamı

Sarıkaya Roma Hamamı ya da bilinen adıyla Kral Kızı… Fotoğraf: Gökhan Çelebi.

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesindeki Roma hamamının da yukarıda sayılan; Hamam, Asklepion ve Gimnasium yapı özelliklerine sahip olduğu dışarıdan gözlemlerle ancak tahmin edilebiliyor. Gerçekte ise sonuçlar, yapılan kazıların tamamlanmasıyla anlaşılacak.

Sarıkaya Roma Hamamı, UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nden asıl listeye geçmeyi bekliyor. Bilinen adıyla Kral Kızı… Sarıkaya Belediyesi ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından yapılan kazılar sonucunda 2013 yılında gün yüzüne çıkarıldı. Dünyada sadece iki örneği bulunuyor. Dünyanın bilinen en eski termal tedavi merkezi olarak bilimsel çevrelerce kabul ediliyor. Günümüzde, yapıldığı tarihten itibaren içinde termal sıcak suyu bulunan iki tane yapı var. Birisi İngiltere’nin Beth bölgesinde, diğeri Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde… İngiltere’deki örneği yılda yaklaşık 1.5 milyon turist çekiyor. Basilica Therma Roma’dan, 2000 yıldır, yaz kış 50 derece sıcaklıkta şifalı su akıyor.

İngiltere’deki Roma hamamı,
 yılda yaklaşık 1.5 milyon turist tarafından ziyaret ediliyor.

Sarıkaya Kaplıca kaynakları, Sarıkaya ilçe merkezinde bulunuyor. Yozgat-Kayseri asfaltı (D-805 Devlet Kara yolu) ile il merkezine bağlı olan ilçe, aynı zamanda Samsun-Mersin kara yolunun da önemli kavşak noktalarından biri. Bulunduğu elverişli konumu nedeniyle Kayseri, Yozgat, Çorum, Sivas, Ankara gibi önemli yerleşme ve nüfus yoğunluk merkezlerine kolaylıkla ulaşılan bir yerleşme. İlçe içerisinde kaplıcaların bulunduğu asıl yer; Boğazlıyan özü denilen bir dere yatağı olup, ortalama yükseltisi 1170 m. ile Sarıkaya şehir yerleşim alanının en alçak kesimini oluşturuyor. Kaynak yerleri, güneyinden ve kuzeyinden bağıl yükseltisi 200-300 metreyi geçmeyen tepelik yükseltilerle çevrilmiş.

Bölgede birçok höyük, tümülüs ve mimari kalıntıların bulunduğu göz önüne alındığında, ilçenin tarih boyunca sürekli yerleşim alanı olduğu anlaşılıyor. Kaynaklarda; Aziz Petrus’un Sebasteia’dan Mazaka’ya (Caesarea-Kayseri) ve Mazaka’dan da Tavium’a (Yozgat Büyük nefes Köyü) yaptığı yolculuklarda Therma Basilica’dan geçtiği ifade edilir. Ayrıca, orijinali 3. ve 4. yüzyıla ait Tabula Peutingeriana isimli dünya haritasında, Tavium ile Caeserea arasında Aqua Sarvenae olarak gösterilen yerleşimin de burası olduğu ifade edilir. Bu bilgiler ışığında Sarıkaya İlçe merkezindeki ilk yerleşimlerin tarihini M.S. 1. yüzyıla kadar indirmek olasıdır. Roma Hamamı ile ilgili ilk bilgiler Von Der Osten tarafından verilmiştir.*

Roma devirden kalma hamama ait su kemerleri ve banyo yapma yerlerinin
sıcak su akıntısı hala varlığını koruyor.

1926 yıllarında Alişar höyük kazıları sırasında aynı ekibin Sarıkaya Roma Hamamı bölgesinde 1931-1932 yıllarında kazı ve incelemeler yaptıkları ve bir konstrüksiyonunu çizdikleri ve bu çizimde geniş kapalı bir bina olduğu görülür. Havuzların biri dış havuz, diğeri iç havuz olarak kullanıldığı anlaşılır. Şu anda hala ayakta duran kemerli yapının binanın dış yüzeylerinden birini oluşturduğu ve buradan iç havuza girildiği düşünülüyor. Burasının, Kurt Bittel tarafından Terzili Hamam-Terma  Basilica isimlerini taşıdığı belirtilmiştir.

Sarıkaya kaplıcalarından Roma devrinden beri (M.Ö. 1. yüzyıl) yararlanıldığı tahmin ediliyor. Bu devirden kalma hamama ait su kemerleri ve banyo yapma yerlerinin sıcak su akıntısı bugün de muhafaza edilmiş, faal durumda. Ancak, yörenin yazılı tarih öncesi dönemde son Kalkolitik Dönem M.Ö. 3200-2600 ve ilk Tunç Çağı’ndan itibaren kesintisiz bir yerleşme alanı olduğu belirtilebilir. Nitekim, Alişar Höyüğü kültür kalıntıları sayesinde yörenin yerleşme tarihinin oldukça eski ve Prehistorik devirlere dayandığı söylenebilir. Bölge, yazılı tarihe, Hititler Dönemi’nde girmiş ve sırasıyla, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Galat, Roma ve Bizans dönemlerini yaşamış.

Sarıkaya Roma Hamamı’na ait bir friz süslemesi… Fotoğraf: Gökhan Çelebi.

Dünyanın en şifalı sularından biri

Anadolu’da yapılmış Roma Dönemi’ne ait sayılı termal hamamlardan birisi olan Sarıkaya Roma Hamamı’nda, yer altından çıkan sıcak su kaynağı doğrudan kullanılmış. Kazılar sonucu elde edilen verilere göre binanın bazı bölümlerinde sıcak su kullanılarak mekânların zeminden ısıtılması sağlanmış. Yozgat Valiliği tarafından yürütülen kazı çalışmaları sonucunda bulunan bulgular, buranın Antik Dönem’de bir termal tedavi merkezi olduğunu gösteriyor. 2014 yılında yapılan kazı çalışmaları sırasında M.S. 145 – 146 yıllarına tarihlendirilen Roma Kralı Antoninus Pius’a ait bir Kayseri şehir sikkesi bulundu. Bu bilgiler ışığında Sarıkaya Antik Roma Hamamı’nın yapılış tarihini M.S. 2. yüzyılın ortaları olarak belirlemek mümkün. Yapının en üst kısmındaki friz süslemelerinde boğa başı figürü ve yılan figürleri birlikte işlenmiş. Yılan figürü mitolojide tıp ve sağlık tanrısı olan Asklepios’un simgesidir. Ayrıca Yozgat Müze Müdürlüğü’ne Sarıkaya ilçesinden getirilen bir kadın heykeli Torsosu Asklepios’un kızı sağlık ve temizlik tanrıçası Hygeia’ya heykellerini andırıyor, en çok da Antalya’da bulunan Tlos Antik Kenti 2011 yılı tiyatro kazılarında ortaya çıkan Faustina Minor heykeline benziyor. Yürütülen kazılarda her geçen gün yeni bulgulara ulaşılıyor. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde termal tedavi merkezi olarak kullanıldığına dair izler ortaya çıkıyor. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Sarıkaya Kaplıcaları insanlığa şifa dağıtmaya devam ediyor.

Yozgat Müze Müdürlüğü tarafından yapılan kazılarla yeniden gün yüzüne çıkarılan Roma Hamamı, kuzey-güney doğrultusunda uzanan, ana cephesi batıya dönük, yaklaşık 25 m.uzunlukta, 4,5 m. yükseklikte onar gözlü, iki katlı, 11 ayaklı bir kemer ve bunun güney ucunda, yarım daire görünümünde bir apsisten ibaret. Apsisin çapı ise 6 m. olarak ölçülmüş. Kemerlerin etrafı yer yer iki metreye ulaşan yükseklikte betonarme bir duvarla çevrilmiş. Ayrıca kemerlerin önü, alt kat kemerlerin orta seviyesine kadar betonarmeden düzensiz su akarlarına dönüştürülmüş.

*Von Der Osten, H.H., The Alishar Hüyük Season of 1927, Chicago, 1930, s. 31.

Katkı Sağlayanlar

  • Doç. Dr. Hacı Çoban.
  • Master Öğrencisi Seda AKARSU.
  • Yrd. Do. Dr. Babür Mehmet AKARSU.
  • Prof. Dr. Fuat YÖNDEMLİ.

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku