İklim değişikliği ve göç
İklim değişikliği yazı dizisi-8
Etkisi giderek daha çok hissedilen iklim değişikliğinin sonuçları, dünya çapındaki göç rakamlarında da görülmeye başlandı. İsviçre merkezli İç Göç İzleme Merkezi (IDCM) tarafından yayımlanan rapora göre, sadece 2018 yılında 17.2 milyon insan göç ederken, 2008-2018 yılları arasında ise bu sayı 265 milyonu buluyor.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 2017 yılında yayımlanan raporda ise, 2016’da gerçekleşen en büyük 10 göç hareketliliğinin nedeni iklim sebebiyle olduğu belirtiliyor. Bu göçlerden en çok etkilenen bölgeler ise; Filipinler, Çin ve Hindistan. Hindistan’da 1 milyon 670 bin kişi Bihar Selleri, Çin’de yaklaşık 4 milyon kişi Typhoon Haima tropik siklonu ve nehir taşkınları, Filipinler’de ise yaklaşık 4 milyon insanın dönemsel yoğun yağış ve toprak kaymaları sonucunda göç ettiği belirtiliyor [1].
İki yüz milyon insan göç edecek
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı raporuna göre iklim değişikliği sebebiyle çok büyük kitlesel nüfus hareketlerinin gerçekleşeceği öngörülüyor. 2050 yılında deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık, sel ve taşkınlar gibi nedenlerden 200 milyon insan yaşadıkları yerleri terk ederek göç etmek zorunda kalacağı yine öngörüler arasında yer alıyor.
Türkiye’de iklim ve afet sebebiyle göç oranı daha düşük olsa da, son 10 yılda bu sebeplerden 275 bin 313 kişi göç etmiştir. Küresel çalışmalar ve kalkınma planlarıyla iklim göçünden etkilenecek insan sayısının 80 ya da 100 milyona düşeceği tahmin edilmektedir [1].
İklim mülteciliği tanınmıyor
2008 yılından bu yana elde edilen verilere göre, yıllık ortalama 21.5 milyon kişinin sel, fırtına, kasırga ve aşırı kuraklık gibi hava şartları nedeniyle zorunlu olarak göç ettiği belirlenmiştir.
Ancak Birleşmiş Milletler’in (BM) 1951 Cenevre Konvansiyonu kapsamında yayımlanan Mülteciler Sözleşmesi’ndeki tanıma göre, iklim nedeniyle göç etmek zorunda kalanlar mülteci olarak kabul edilmiyor [1]. Her yıl milyonlarca insan iklim sebebiyle ülkelerini terk ederek başka ülkelerin korumasını talep etmektedir. Bazı devletlerin yasalarında iklim mültecilerine “tamamlayıcı koruma” veya “geçici koruma” sağlanabiliyor.
İklim değişikliği
En gelişmiş iklim modelleri, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında 2100 yılına kadar yaklaşık 2°C ile 4,5°C arasında bir artış olacağını öngörüyor. Tüm çabalar bunun 2°C altında tutulması yönündedir. Yerküre sıcaklıklardaki artışlara bağlı olarak;
- Hidrolojik döngünün değişmesi,
- Kara buzullarının ve deniz buzlarının erimesi,
- Deniz seviyesinin yükselmesi,
- Sıcak hava dalgalarının şiddet ve sıklığının artması,
- Bazı bölgelerde aşırı yağışların ve taşkınların, bazı bölgelerde kuraklıkların daha şiddetli ve sık oluşması gibi,
Sosyo-ekonomik sektörleri, ekolojik sistemleri ve insan yaşamını doğrudan etkileyecek önemli değişikliklerin oluşması bekleniyor[2].
Türkiye için beklenen sorunlar
- Su kaynakları baskı altında olacak,
- Azalan yağışlarla yer altı kaynakları tükenme riskine girecek,
- Nüfus artışıyla suya olan talep artacak ve kaynaklar daha hızlı tükenecek,
- Yazın kuruyan ırmaklar, kışın daha güçlü taşacak,
- Su kıtlığı ile tarım yapılamaz hale gelecek ya da daha fazla sulama gerekeceğinden su kaynaklarına olan talep tarım alanında da görülecek,
- Deniz kıyıları (Marmara, Karadeniz ve Akdeniz) birkaç desimetre yükselecek,
- Dağlardaki karlanma süreleri azalacak,
- Daha fazla Akdeniz manzarası, diğer bölgelere bitki örtüsüyle beraber yayılacak. Karadeniz’de Akdeniz bitki örtüsü görülecek,
- Ege ve İç Anadolu daha kurak hale gelecek.
- Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise ormanlar yerini otsu bitkilere ve çalılara bırakacak, adeta step görünümü alacak.
İklim değişikliğinin sağlık üzerine etkileri
İklim değişikliğinin sağlığa doğrudan etkisi, ısı dalgaları, seller, fırtınalar ve aşırı hava olayları sonucunda gerçekleşmektedir. İklim değişikliğinin sağlık üzerine olan dolaylı etkisi ise; enfeksiyon hastalıkları, su kullanımı ve besin temini yoluyla olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafınca yapılan bilimsel çalışmalarda bu hastalıklar şöyle sıralanmıştır [3]; kuş gribi, kolera, ebola, parazitler, veba, kızıl humma, sarıhumma, sıtma, verem.
İklim değişikliğinin nedenleri
Güneş enerjisi yansımaları, dünyanın yörüngesi, atmosferik bileşenler, volkanik küller, bulut örtüsü faktörleri iklim değişikliğine neden olmaktadır. Bu faktörler, birlikte ya da tek başına sera gazlarını ve sera etkisini artırmaktadır.
Atmosferde bulunan sera gazlarının derişimin değiştiği zaman, atmosfer kompozisyonu da değişmektedir. Günümüzde bu değişme sonucunda iklim değişikliği süreci başlamıştır ve sıcaklık artışı uzun dönemde giderek yükselecektir.
Dünyada suyun dağılımı
Yeryüzünün alanı 510 milyon km2’dir. Toplam su miktarı 1.4 milyar km3’dür [4, 5]. Bu suyun %97’si okyanuslarda bulunur. %3’ü tatlı sudur. Tatlı suyun ise %68,3’ü buzul, %31,4’ü yer altı suyu, %0,04’ü ise yüzey sularıdır.

Dünyada fiziksel su stresi seviyeleri
Su stresi olan ülke nüfusu, yaklaşık 2 milyardır. %25 ile %70 arasında su stresi yaşayan ülke sayısı 31’dir (Türkiye dâhil). %70’in üstünde su stresi yaşanan ülke sayısı ise 22’dir.
Yılın en az bir ayında şiddetli su kıtlığı yaşayan kişi sayısı yaklaşık 4 milyardır [6]. Falkenmark İndeksi olarak ifade edilen eşik değerler, su kaynakları üzerindeki baskıyı tanımlayan ve sıkça kullanılan bir indekstir. Falkenmark İndeksi’ne göre kişi başına yıllık su arzı 1700 m3 altında ise o ülkede su kıtlığı var demektir [7].
Türkiye’nin yıllık kullanılabilir 127 milyar m3 su potansiyeline göre, kişi başına düşen yıllık su miktarı 1799,2 m3’dür. Türkiye İstatistik Kurumu, nüfusun 2030 yılında 100 milyona ulaşacağını öngörmektedir. Bu durumda, kişi başına düşen su miktarının 1.120 m³/yıl olması beklenmektedir. Türkiye, su fakiri olma yolunda ilerlemektedir.

Dünyada doğal ve ekonomik su kıtlığı
Türkiye, yaklaşan doğal su kıtlığı tehlikesi altındadır. Su kıtlığı nedenleri;
- Yaz sıcaklıklarının artması,
- Batı illerinde kış yağışlarının azalması,
- Yüzey sularının kaybı,
- Toprağın bozulması,
- Kıyılarda erozyon,
- İnsan kaynaklı kirlenmeler,
- Aşırı su pompalanması,
- Barajlar/HES’ler.
- Yanlış su yönetimiyle susuz bırakılan havzalar (Örn. Marmara Gölü).


Dünya erozyon ve çölleşme haritasına göre; Türkiye, orta, yüksek ve çok yüksek çölleşme altındadır.
İklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisi
Kirlilik, iklim değişikliği, çölleşme ve biyoçeşitliliğin azalması gibi derin ekolojik sorunları gözle görür hale gelmiştir. İklim değişikliği, çağın en büyük çevresel, sosyal ve ekonomik tehditlerinden biridir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporunda açık bir ifadeyle, iklimin ısındığı belirtilir [8].

Küresel ısınmayı azaltabilen önlemler
- Nüfus büyüme hızını azaltmak,
- Kömürlü enerji santrallerinden vazgeçmek,
- Kömürü daha etkin biçimde yakan teknolojiler geliştirmek,
- Fazla ısıyı tutan ve onu iyi biçimde kullanan birlikte üretim süreçlerini genişletmek,
- Otomobil verimini yükseltmek,
- Kitlesel geçişi genişletmek,
- Lojistik sektörü için alternatif yakıtlar geliştirmek,
- Sanayinin etkinliğini iyileştirmek,
- Evleri güneş enerjisiyle iklimlendirmek,
- Küresel ağaçsızlaşmanın önüne geçmek,
- Kitlesel bir ağaçlandırma çabası başlatmak,
- Tüm klorofluorokarbonları mümkün olduğu kadar yok etmek,
- Gereksiz eşyaların tüketimini azaltmak gerekiyor [3].
İklim değişikliğine bağlı göçlerin önlenebilmesi için, İklim değişikliği nedeni olan, başta sera etkisini azaltıcı önlemler alınmalıdır.

Dr. Eşref Atabey
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Yazar
Kaynaklar
[1] https://www.tr.undp.org/content/turkey/tr/home/presscenter/articles/2019/08/1-yilda-17-milyon-insan-iklim-gocunden-etkilendi.html
[2] Türkeş, M. 2008. Küresel iklim değişikliği nedir? Temel kavramlar, nedenleri, gözlenen ve öngörülen değişiklikler. İklim Değişikliği ve Çevre, 1, 26-37.
[3] Çelik, S., Bacanlı, H. ve Görgeç, H. 2008. Küresel İklim Değişikliği ve İnsan Sağlığına Etkileri.
[4] ORSAM. 2011. Günümüz staratejik kaynak: Sınıraşan yer altı suları. ORSAM Rapor No: 63. Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Su Araştırmaları Programı Rapor No:7, Ağustos 2011. Ankara.
[5] Eşref Atabey.2018. Suyun Hikayesi. 615s. Asi Kitap: 65, Araştırma: 45,1. Baskı Şubat 2018. ISBN: 978-605-9331-87-6 İstanbul.
[6] WWAP UNESCO World Water Assessment Programme, 2019.
[7] Falkenmark, M., Lundqvist, J., Widstrand, C. 1989. “Macro-scale water scarcity requires micro-scale approaches: Aspects of vulnerability in semi-arid development”. Natural Resources Forum 13, 4, 258-267.
[8] Intergovernmental Panel on Climate Change=IPCC