Ana Sayfa RÖPORTAJ Prof. Tanay Sıdkı Uyar; “Temiz enerji devrimi yaşıyoruz”

Prof. Tanay Sıdkı Uyar; “Temiz enerji devrimi yaşıyoruz”

Yazar: Selma ALTIN

Enerji ve ekoloji, insanlığın devamı için birbirinden ayrılmayan iki fenomen. Ayrı düşünülmesi insanlığın kendi felaketi… Enerjiye ihtiyacımız var, doğaya, toprağa, suya olduğu gibi. Bu yaşamsal varlıkların aslında birbirlerini de besleyen birer enerji kaynağı olduğunun fark edilmesi, yaşamın sürdürülebilirliği adına ‘temiz enerji devrimi’nin de başlangıcı oldu.

Ekolojik denge için kaynakların yenilenebilir olması gerekiyor. Enerji sistemlerinin sürdürülebilirliği için de enerji kaynakları yenilenebilir olmalı.

Geçtiğimiz günler, Fukuşima faciasının 7. yıldönümüydü. Fukuşima Nükleer Santrali Kazası, 2011’de Tōhoku depremi ve tsunamisi sonrasında, 11 Mart’ta başlayan ve halen süren, Fukuşima Nükleer Santrali’nin atmosfere radyoaktif maddeler salmasına neden oldu.

Uzmanlar, bölgedeki radyasyonun etkisinin 100 yıl daha silinmeyeceğini söylüyor. Büyük felaketlerle başa çıkma konusunda en hazırlıklı ülkelerden biri olarak bilinen Japonya’nın bile, büyük bir nükleer felaket karşısında yetersiz kaldığı ortaya çıktı. Acil durum ve tahliye planları, insanları radyasyondan korumaya yetmedi.

Bu bilgileri neden hatırlattığımı anlamışsınızdır. Şu an Mersin Akkuyu ve Sinop İnceburun’da nükleer santrallerin kurulması yönünde harekete geçildi.

Dünyanın vazgeçtiği bir enerji üretme yöntemi olan nükleer santraller, taşıdıkları ölümcül riskler; kurulum ve yaşam boyu süren yüksek işletme maliyetleri nedeniyle artık yapılmıyor. Türkiye dışında… Var olanları kapatmak da oldukça maliyetli olması nedeniyle kapatılamıyor. Örneğin; ABD’deki Maine-Yankee reaktörünün kuruluş maliyeti 280 milyon Dolar iken, sökülüp bertaraf edilmesinin maliyeti 2 milyar Dolar.

 

Nükleer santraller için Greenpeace’in şu açıklaması aslında konuyu çok iyi özetler nitelikte; “Nükleer enerjinin tarihi, kısmi erimelerden radyoaktif sızıntılara, atık sorunundan uranyum madenciliğinin kirli yüzüne, nükleer endüstrininyalanlarından oluşan bir tarihtir. Çernobil ve Fukuşima’dan sonra dünya, bu tarihe, farklı bir yön vermeye başladı. Nükleer çağ kapandı ve temiz enerjilerin tarihi yazılmaya başlandı”.

Hükümet yetkilileri nükleer dedikçe halkın tepkisi büyüyerek devam ediyor. Konunun en şaibeli tarafıysa; bu nükleer santrallerin Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu enerji açığını kapatmak adına yapılıyor olması.

 

 

 

 

TemizMekan olarak medya sponsoru olduğumuz IRENEC 2018 8. Uluslararası %100 Yenilenebilir Enerji Konferansı, 7-9 Mayıs 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Uluslararası uzmanların konuşmacı olarak katılacağı bu konferansa başkanlık yapan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi, EUROSOLAR Türkiye /Yenilenebilir Enerjiler Birliği Başkanı, TÜRÇEP/Türkiye Çevre Platformu Koordinatörü Prof. Tanay Sıdkı Uyar ile hem konferansı, hem de enerji ile ilgili merak edilen konuları konuştuk. Altı çizilecek cümlelerle dolu röportaj oldu…

Prof. Tanay Sıdkı Uyar.

 

Türkiye’de kurulması planlanan nükleer ve termik santrallerden sağlanması düşünülen enerji, yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanabilir mi?

Kesin sağlanır. Dünkü bir haber; İngiltere’de, rüzgâr ve güneş enerjisinden, mevcut olan sekiz nükleer santralden elde edilene eş değer elektrik üretildi. Yani sorunuzun cevabı; kesin sağlanır. Daha fazlası da sağlanır. Zaten şu anda dünyada, 2017 itibariyle toplam rüzgâr kurulu gücü; 539 bin MW, güneş kurulu gücü; 390 bin MW oldu. Toplam nükleer santral kurulu gücü ise 390 bin MW. Rüzgâr ve güneş, nükleerin iki, hatta üç kat fazla kurulu gücüne sahip şu anda…

Dünya nükleer enerjiden vazgeçiyor mu?

Evet, geçiyor. Amerika’da First Energy isimli bir firma, toplam 4048 MW kurulu güce sahip üç nükleer santrali, 2021 yılına kadar kapatacağını deklare etti. Nedeni ise; şu an ucuz doğal gaz ile yarışamaması… Ama onun ötesinde, bizim tespitimiz; santrali, ucuzlayan rüzgâr ve güneş enerjisi nedeniyle de kapatıyor. Türkiye’de 11 doğal gaz santralinin sökülüp, Afrika’ya götürülmesinin, hatta bir firmanın 1300 MW’lık kömür santralini kapatmasının nedeni; serbest piyasada rekabet edememeleri. Yani, rüzgâr ve güneş enerjisinin daha ucuz olması. Amerika’da doğal gaz ucuz olduğu için nükleer, doğal gaz ile yarışamıyor. Bizde doğal gaz zaten pahalı. Onun için, rüzgâr ve güneş, diğer enerji kaynaklarının kullanımını zorluyor. Amerika’da 2010 ile 2017 arasında 100 bin MW’lik kömür santrali terk edildi, resmen kapatıldı. Amerika, Kaliforniya’da Diablo Nükleer Santrali, Kaliforniya’nın esnek, yenilenebilir enerji şebekesine ayak uyduramadığı için kapatılıyor.

Dünyanın vazgeçtiği bir enerji üretme yöntemi olan nükleer santraller, taşıdıkları ölümcül riskler; kurulum ve yaşam boyu süren yüksek işletme maliyetleri nedeniyle artık yapılmıyor.

“30 yıl önce nükleer santrallerin enerjide çözüm olamadığı anlaşıldı”

Dünya, nükleerden vazgeçiyorsa biz, -Türkiye’nin en verimli toprakları üstünde- neden kurulması için çalışıyoruz?

Nükleer santraller 1970’lerde (1973-1978 arası) kuruldu, 1978’den itibaren de kurulmadı. Özel amaçlı olarak, örneğin; Çin, Fransa ya da başka bir ülke kuruyor olabilir ama enerji üretim amacıyla 1978’den itibaren tek bir santral kurulmadı. Nedenleri ise şu;

  • Pahalı olduğu,
  • Atıkları depolanamadığı,
  • Vatandaşlar, yurttaşlar, o ülkenin/bölgenin insanları, kendilerinin etrafında korunması gereken bir sistem, bir makine istemedikleri,
  • Bu işin denetlenmesini yapan, Nükleer Denetleme Komisyonu diyelim… onların bu işi denetlemesi, kurallar koyması çok pahalıya mal olduğu için.

Bu dört nedenle yeni nükleer santral kurulmadı, kurulmakta olanlar mali ve idari zorluklar yaşadılar, yapımı tamamlananların bazıları ise işletmeye alınamadı.

Amerika’da en son 1996’da işletmeye alınan Watts Bar1 reaktörünün yapımına 1976’da başlanmıştı. 20 sene sonra… Watts Bar2 ise ancak 2015 yılında işletme lisansı aldı. Avrupa’da inşaatı devam eden son reaktör Finlandiya’da Olkiluoto 3 reaktörünün işletmeye alınması yeni bir erteleme ile Mayıs 2019’a ötelendi. 3,2 milyar Euro’ya mal olacağı öngörülen bu reaktörün maliyeti şu an 8.5 milyar Euro olarak belirlendi.

Ama asıl, kullanıldıktan sonra sökülmesi problem… Mesela İngiltere’de, 19 reaktörün sökülmesinin maliyeti; 91 milyar Dolar. Sinop ya da Akkuyu gibi dört santralin ömrünün sonunda sökülmesi için 40 milyar Dolar gerekiyor. Yani, beşikten mezara maliyetlere baktığınızda, 22 milyar da kuruluş maliyetini ekleyince 62 milyar Dolar. O arada lisans alınacak onun masrafları var… Yakıt masrafları var… Yani, Türkiye’nin toplam petrol tüketimi için 60 milyar Dolar veriyoruz. O parayla 4 bin MW’lık nükleer santral yapacaksınız toplam maliyeti… Pek akıl karı değil… Onun için de, karar vericiler, insanlar istedikleri, istemedikleri için değil, ekonomik olmadığı için nükleer santraller kapanıyor. Atıklar depolanamadığı için kapanıyor. Serbest piyasada oluyor bunlar. Sizin istemeniz, benim doğru bulmam, bir başkasının doğru bulmamasıyla hiç alakası yok. Yani, onlar belirlemiyor. Verimli toprak dediniz… Verimsiz topraklara mı yapılsın?.. Hayır, hiç değil. Kriter o değil. Ya da deprem varmış… Deprem olan yere de yapılır. Onunla alakalı değil. Bu dediğim dört gerekçeden yapılmıyor. Normalde bir nükleer santrale 20 yılda bir lisans veriliyor. Ondan sonra bütün parçaları tek tek kontrol ediliyor. Belki 5 milyar Dolar daha masraf çıkıyor.

Nükleer kazalardan sonra santral yetkilileri yalan söylüyorlar; ‘Kaza olmadı, hiçbir şey olmaz’ deniyor. Japonya’da da benzer durum oldu. İlgili kamu kuruluşlarının gerçek durumu tespit edip, o zararları bertaraf etmesi lazım.

Geçtiğimiz yıl, temizleme çalışmaları için Fukuşima reaktörüne gönderilen robot, reaktörün içinde en fazla iki saat dayanabildi. Kaynak: japantimes.co.jp

 

Japonya’da tam olarak ne oldu?

Nükleer santraller tsunami nedeniyle soğutucu kaybı kazası (LOCA) yaşadı. Reaktörler soğutulamayınca tüm ekipman ve yakıt çubukları ısınıp patladı. Radyoaktif maddeler reaktör dışına ve tüm atmosfere yayıldı.

Herhangi bir nedenden dolayı güvenlik gerçekleştirilemeyebiliyor. Doğru mu?

Riskli… Ben nükleer mühendisiyim. Bize öğretilen en önemli kaza; soğutucu su kaybı kazasıydı (LOCA). Bu, her iki kazada da; Rusya Çernobil ve Japonya Fukuşima’da gerçekleşti.

Enerjinin evrimi teknolojiye dayanıyor

Bu kadar riskli santrallerin yapılması için neden uğraş veriliyor?

O soruyu karar vericilere sormak gerek. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi var. Bence enerji üretiminde fosil yakıtları ve nükleer atık ısı santrallerini kullanmamak lazım. Enerjiyi etkin kullanmak öncelik, sonra da gerektiği kadar enerji santrali kurarak yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçmek mümkün. Kömür, 1800-1900’lerin; 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başının kaynağıydı. 1952’de kentte kömür yakıldığı için, Londra’da 4500 kişi oksijensiz kalarak hayatını kaybetti. 1970’lere kadar petrol kullanıldı. 1970’ten sonra 1973 ile 1978 arasında nükleer denendi. 1978’den sonra teknoloji’lerin kilit olduğu anlaşıldı ve OECD/ Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı üyesi ülkeler ‘temiz kömür’ teknolojileri, güvenli nükleer, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve enerji planlaması başlattılar. Güvenli nükleer konusunda bir gelişme sağlanamadı. Kaliforniya’da, 1980’de yenilenebilir enerjiye geçmeye başladı. Çünkü, o güne kadar Amerika’da her yıl 25 bin kişi olmak üzere toplam 5 milyon kişi kömür santrallerinden dolayı, kanser olup hayatını kaybetti. Çözüm olarak, Kaliforniya’dan başlayarak Temiz Enerji Kanunu’nu çıkardılar. Ve yenilenebilir enerjiye yönelim başladı. Yaklaşık 15 bin tane rüzgâr türbini kuruldu.

Temiz Enerji Kanunu, Kaliforniya’dan başladı ve aynı tarihte, yaklaşık 15 bin tane rüzgâr türbini kuruldu.

 

Avrupa’da 1992’de Kyoto Protokolü ile birlikte Avrupa Birliği ülkeleri; bu santrallerin sadece ilk yatırım ve işletme maliyetlerini almayalım, bir de doğaya ve topluma verdikleri zararı, ‘toplumsal maliyetleri’ hesaplayalım dediler. 1993’te ExternE/Dış Maliyetler Projesi ile bunu yaptılar. Ondan sonra temiz enerjiye dönüş Avrupa’da da başladı. Çünkü kömürün o dış maliyetleri, en az santralin işletme yatırım maliyeti kadar kömür fiyatını arttırdığı anlaşıldı. Ve o dış maliyetleri önlemek için normal elektrik fiyatının üstünde, Feed in Tariff dedikleri desteği verdiler. O destek sayesinde teknoloji giderek ucuzladı. Artık, rüzgâr ve güneşten elektrik üretim maliyeti 4 sent/KWsaat altına düştüğü için o destekleri kaldırdılar. Türkiye de 2020’de bu desteği kaldırıyor. Serbest piyasada ucuza üretilip satılabiliyor diye bu ek destekler kaldırıldı. 1980’de Amerika’da başlayan akım, 1993’ten itibaren Avrupa’da da başladı. Şimdi Avrupa, hızla 2020 hedefi koydu. 2020 hedefinde; yüzde 20 daha az fosil yakıt yakmak, enerjiyi yüzde 20 daha az kullanmak, yani, daha az enerji kullanarak aynı işi yapmak ve yenilenebilir enerji kullanım yüzdesini de yüzde 20’ye çıkartmak var.

Şimdi 2030 için hedef koydular. Yüzde 47 daha az fosil yakıt yakmak, yüzde 27 yenilenebilir enerjiye geçmek, yüzde 27 enerjiyi daha etkin kullanmak. Fakat yenilenebilir enerji ucuzladıkça Avrupa Parlamentosu bir karar aldı. Komisyona; ‘biz bunları sağlayabileceğiz, daha ileri hedefler koyun’ dedi. Şu an onun üzerine çalışıyorlar. En ucuz olanı yapmak hedefleniyor. Dünyada gelişim bu… Yeni fosil ve nükleer atık ısı santralleri bu nedenle kurulamıyor. Türkiye’de 30 bin MW rüzgâr santrali kurma başvurusu yapıldı. Ve ön lisans ihalelerinde, en düşük fiyatı veren işletmelere, 2110 MW’lık tesis kurmak için şebeke tahsisi yapıldı. Verilen teklifler elektrik piyasa fiyatının altında, eksi fiyat oldu. Yani, bu ihale, yenilenebilir enerjinin elektrik üretiminde ucuzladığını gösteriyor. Kaynak var, teknoloji var… En ucuz olanı kullanmak lazım.

Kömür ve petrol gibi fosil yakıtlarda, talep arttıkça fiyat artıyor. Talep azaldıkça fiyatları düşüyor. Müşteri bulamıyor… Ama yenilenebilir enerjide kaynak ücretsiz olduğu için, daha çok kullanıldıkça elektrik üretim fiyatı düşüyor. Böyle bir süreç yaşanıyor. Şu an dünyada ‘temiz enerji devrimi’ yaşanıyor dediğimiz bu aslında. O da başka şeyleri etkiliyor.

“Yeni nükleer santral kurulmadı, kurulmakta olanlar mali ve idari zorluklar yaşadılar, yapımı tamamlananların bazıları ise işletmeye alınamadı.”

Dünya, nükleer atıklardan kurtulmaya çalışıyor

Sinop’ta kurulması planlanan santral için ek depolama alanı ayrıldığı yönünde duyumlar var. Proje sahası 1415 futbol sahası büyüklüğünde olacak. İşletme henüz kapanmadan depolama alanı oluşturmak niye? Kapanan santraller kaç yıl boyunca koruma altında kalıyor?

Türkiye’de nükleer santraller bugün kurulsa, atık depolama ihtiyacı 40 sene sonra ortaya çıkacak. 40 sene önce kurulmuş santrallerin ise atık depolama ihtiyacı bugün ortaya çıktı. Şu an dünyanın ihtiyacı; nükleer atık depoları. Rusya, Brezilya’da bir tane satın aldı. Amerika ise Yucca Dağı’ndaki nükleer atık deposuyla yetinmeye çalışıyor. Bir zamanlar basında, o dönemin Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı’nın; “Nükleer atıklar çok değerlidir. Bu atıkları, ülkemizdeki depolarda barındırabiliriz” diye bir açıklaması vardı.

Cahilliğimi hoş görün, nükleer atığın kazandırdığı şey nedir?

Nükleer atık kazandırmaz. Herkes kurtulmaya çalışıyor. Şu an Amerika’daki kapanan santrallerin bulunduğu durumla ilgili internette bilgilere bakabilirsiniz. Onlarca, binlerce yıl, açılması, kapanması çok büyük problem, etrafa bulaşmaması lazım. Öyle pat diye çöp tenekesine doldurup kaldıramıyorsunuz. Büyük bedelleri var. Bir de o atıkların başında duracaksınız. Fukuşima’ya gittim, gördüm. Büyük bir sorun yaşanıyor. İnsanlar yüksek dozdaki raydoaktivite altında yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Nükleer atığın müşterisi olmamak lazım sanırım…

Onlar, hükümetler arası anlaşmalar olduğu için, biz detayını bilmiyoruz. ‘Öyle olsun, böyle olsun’ demem falcılık olur… Ama nükleer santrallerden elektrik üretiminin belirttiğim nedenlerden artık terk edildiğini söyleyebilirim. Şu anda enerji üretiminde bir şeyin çözüm olabilmesi için;

  • Kaynağının olması,
  • Teknolojinin var olması,
  • En ucuza üretilmesi lazım.

Bunların hiçbiri kömürde de, doğal gazda da, nükleerde de yok. Hepsi terk ediliyor. Şu an herkes, yenilenebilir enerji sistemi kurup, enerjide bağımsızlığını kazanmak istiyor.

Amerika Washington’daki nükleer santralin işletmecisi, ‘kapatalım’ diyerek başvuruda bulundu. Hükümet; “Biz hazır değiliz. Size 1 milyar Dolar verelim, idare edin, sonra kapatırsınız” dedi. Olay dünyada böyle gelişiyor.

“Yenilenebilir enerjide kaynak ücretsiz olduğu için, daha çok kullanıldıkça elektrik üretim fiyatı düşüyor.”

“2023’te tümüyle yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçmek mümkün”

Yüzde 100 yenilenebilir enerji ülkemiz için mümkün mü?

2023’te mümkün. Tabi eğer, sorunla çözümü ayırıp, sorun olanlarını yapmazsak… Enerjinin etkin kullanımı zaten yapmamız gereken, Avrupa Birliği standartlarında bir şey… Dünyanın en rüzgârlı, en güneşli, en jeotermali olan ülkesiyiz. Jeotermalde birinciyiz bu sene. Rüzgârda da oraya doğru gidiyoruz. Bence 2023 yılında Türkiye, elektrik üretiminde tümüyle yüzde 100 yenilenebilir enerjiyle gidebilir.

Bu da enerjide bağımsızlık demek…

Güneş ve yenilenebilir enerji, herkese eşit olarak ulaştığı için, ayrım yapmadığı için eşitlik demek aslında. Ulaştığı her yerde güneş enerjisi ve onun oluşturduğu rüzgâr, biyoenerji, jeotermal, yereldeki insanları özgürleştiriyor. Merkezi otoritelere bağımlı olmuyorlar. Otorite derken; Rusya’ya ya da başka ülkeler… Bir de kimseyi öldürmeleri gerekmiyor… Yani aynı zamanda BARIŞ demek. Onun için, yüzümüzü çözüme çevirirsek, Türkiye, 2023’te hemen yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçebilir. Tabi enerjinin etkin kullanımı öncelikli olmak üzere. Dünyanın terk ettiği buzdolapları, televizyonlar, ampullerden vazgeçmeliyiz… Şu anda elektrikli taşıtlar ve LED yaygınlaşıyor. Hollanda, 2020’de bütün trenlerini, rüzgârdan üretilen elektrikle çalıştıracağını açıkladı. Çin de 2020’de, rüzgâr ve güneşten ürettiği elektrikle Pekin’de 70 bin elektrikli taksi olacağını söyledi. Almanya’da benzinli araçlar yasaklanmaya başladı. Yani, çözüme doğru döndüğünüzde bütün imkanlar var. Kaynak var, teknoloji var, yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçmek için hiçbir engel yok. Ayrıca, en ucuz…  Biyoenerjiyle de çevreyi temizliyoruz zaten. Biyoenerjinin öyle bir özelliği var. Çevrenin korunması anlamında da önemli.

 

Yenilenebilir enerjinin depolanması ve akıllı şebekeler

Güneş panellerinin enerji depolaması için akü gerektirdiği ve akülerin de doğaya zarar verdiği görüşü için neler söylersiniz?

Artık aküler gerekmiyor. Şebekeye bağlıyorsunuz. Fazla elektriğinizi şebekeye veriyorsunuz, eksiğinizi alıyorsunuz. Mahsuplaşıyorsunuz. Maliye Bakanlığı da; “Artık vergi almayacağız” dedi. Gelir vergisi… Böyle bir sorun kalmadı. Ayrıca, akülerin çevreye daha az zarar veren tipleri de var. Mesela; bütün elektrikli taşıtlarda lityum bataryalar var, Tesla’nın yaptığı. Onlar, bildiğimiz normal aküler gibi değiller.

Güneş ve diğer yenilenebilir enerjinin depolanması sorunu nasıl çözümlenmeli?

12 yıl önce Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği olarak onu biz başlattık. İstanbul’da Yüzde 100 Yenilenebilir Enerji Konferansı’nın 8.sini düzenliyoruz. 12 sene önce, ben başkan yardımcısıyken, Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği olarak, yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçmenin önündeki önemli bir teknoloji olan ‘depolama’yı belirledik. 12 yıldır yenilenebilir enerjinin depolanması konferansını yapıyoruz. Geçen hafta Düsseldorf’ta oldu, oradaydım. Ve o teknoloji geliştiği için artık yüzde 100 yenilenebilir enerji bir gerçeklik oldu. Çünkü gündüz, güneşin enerjisini kullanıyorsunuz, akşam güneş battıktan sonra, sabaha kadar idare edin diye bir kısmını da depoluyorsunuz. Yapılıyor, başladı… Gayet duyarlı akülerle yapılıyor. Bildiğiniz araba aküleriyle değil… Böylece, yenilenebilir enerjiyi depoladığınız zaman, çözümü, sorundan özgürleştiriyorsunuz. Yenilenebilir enerjiyi fosil yakıtlardan özgürleştiriyorsunuz. Depolama artı akıllı şebekeler var. Yani yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçebilmek için; arabaların aküsünde depolanan enerjiyi bile alıp, evinizdeki yemeğinizi pişirmenizi sağlayacak, faturanızı ona göre düzenleyecek akıllı şebekeden bahsediyoruz. Normal, klasik/konvansiyonel şebeke, enerjiyi Keban’dan alıyor, İstanbul’a kadar dağıtıyor. Çok akıllı olmasına gerek yok. Ama öbürü; nereden, hangi çatıdan enerjiyi almışsa, o çatı kiminse, hangi aboneninse, o abonenin işe gittiğinde cihazını fişe taktığında, öbür taraftaki hesabından düşüyor. Danimarka’da fazla elektrik olduğundan, akşam, akülerini ücretsiz dolduruyorlar. Elektrik şebekesi almayınca, şebekenin dengesi bozulmasın diye üstüne para verip dağıtıyor. Başka yöntemler de var tabi. Elektrik şirketi, fazla elektriği almayınca, boşa gitmesin diye bir hidrojen üretim tesisi kurmuşlar. Rüzgâr gücü santralinden elektrik üreten firma, hidrojen üretiyor. Doğal gaz şirketiyle anlaşmış; yüzde 2’ye kadar doğal gaz şebekesine hidrojeni veriyor. Böyle çözümler çıkmaya başladı. Depolama bir sorun değil, çözümün bir parçası.

Şu an sanırım bu bilginin yayılması, doğru bilgi kullanımının yaygınlaşması gerekli?…

Millet oturup birbirleriyle konuşmuyorsa, gazeteciler bu işle alakalı sadece sansasyonel haberler yapıyorlarsa bilgi yayılmıyor. Ama bu kongrede, dünyadaki bütün bilgileri alıp, insanları birbiriyle konuşturuyoruz.

Kongreye ilgi ve katılım nasıl? Hükümet kanadından kimler katılıyor?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, EPDK yıllardır geliyor ve iyi çalışıyorlar. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’nde, şu anda Türkiye’de bu konularda en tutarlı çalışan, yenilenebilir enerjinin önünü açmaya çalışan, ‘yenilenebilir enerjiye geçişi nasıl sağlayalım’ diye çalışan iyi bir ekip var. Bu konuda kararlılar. 1989’da Rüzgâr Atlası’nı hazırladığımızda, 1984’lü yıllarda yetkililerin dile getirdiği; ‘Türkiye’de rüzgârdan elektrik üretilmez’ öngörülerinin yanlış olduğu ortaya çıktı. 1990’lı yıllarda, Muğla Sarıgerme’de, yaklaşık 20 tane atölye çalışması gerçekleştirdik. Kamuda halen yenilenebilir enerjiyle ilgili çalışanlarla birlikte kendimizi bugünlere hazırladık. Tüm paydaşlarla, Sarıgerme Yenilenebilir Enerji atölyelerinde bilgilerimizi paylaştık, birlikte değerlendirdik.

 “İngiltere’de her konut kendi elektriğini üretmek zorunda.

Amerika’da bazı eyaletlerde, her konut 1 KW’lık güneş sistemi kurmak zorunda.”

Herkes kendi çatısında elektriğini üretiyor

Akıllı şebeke uygulamasının amacı nedir? Akıllı şebekeler yenilenebilir enerjinin kullanılmasında nasıl rol oynuyor?

Dağınık üretim her çatıda olduğu için, her çatıdan elektrik fazlasını alıp başkasına verecek, bütün şebekenin dengesini kuracak. Giderek de mini şebekelere doğru gelişme gösteriyor. Yani, bir mahalle istediği zaman, kendi başına bağımsız şebeke olabilecek. Çünkü içinde depolama ünitesi, güneşi, rüzgârı, biyoenerjisi olacak. Biyokütle doğal enerji deposu ve mini grid/şebekeler de eski konvansiyonel şebekenin yerini almaya başladı. Konvansiyonel merkezi santrallerden üretilen elektrik ise; uzun mesafelerden tüketiciye taşınıyor.

Bunu kolaylaştırmanın yolu nedir?

Öğrencimle Çanakkale ve Burdur’da çalışıyoruz. Diyarbakır, Van, Çanakkale ve Burdur’la ilgili olarak, o kentlerin yüzde 100 yenilenebilir enerji geçişlerini modelleyerek yol haritaları çıkartıyoruz. http://www.poweringcommunities.org Bu çalışmanın sonucunda nasıl bir akıllı şebekeye ihtiyaç olduğu ortaya çıkacak.

FAO/Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre, tüm dünyada gıda atık ve kayıplarının yıllık maliyetinin 940 milyar dolara ulaştığı biliniyor. Üretilen tarım ürünlerinin 3/1’i (yaklaşık 1,3 milyar ton) kullanılmadan heba oluyor. Bu değer, biyoenerji üretimi için neden kullanılamıyor?

Kullanıyor. Biyoenerji derneğimizin üyesi olan Sütaş, mağazalarda kalan atık ürünlerini değerlendiriyor. Biyoenerji; belediye, orman ve tarım atıklarının enerjiye dönüştürülmesiyle elde ediliyor. Enerjiye dönüştürmezsek metan gazı ortaya çıkıyor. Metan, 21 kat fazla sera gazı etkisine sahip. Onun için metanı alıp, yakıp, ısı ve elektrik üretip, karbondioksit veriyorsun. Ama o çöp ürerken, karbondioksiti aldığı için nötr bir hali var. Yani ormandan ağaç kesip yakmıyorsun. Atıklar değerlendirildiği için olumsuz bir yönü yok.

İnsanların doğayla ilişkisinde, ekolojik yaşam biçimine ikna olması gerek. Nasıl ki köyde atığınızı atmazsınız, bahçenizde gübre yaparsınız, bunları yapmadığınız zaman da doğa dönüp sizi vurur. Ama o arada, plastik üreten biri varsa, çok etkiliyse, seçimlerde de etkili oluyorsa, o karar hiçbir zaman çıkmıyor. Amerika’da kömürü Dick Cheney desteklediği için Obama gelene kadar kömür santralleri ve petrolle ilgili santraller yapıldı. Obama gelince, 100 bin MW kömür santral projesi iptal edildi. Politik tercihler etkili oluyor.

“Jeotermal enerji, 24 saat yerin altında emre amade olduğu için, 24 saat tam kapasite ile çalışıyor.”

 

Türkiye’de jeotermal enerji kapasitesi nedir? Türkiye, bu kaynağı yeterince değerlendirebiliyor mu?

1000 MW’a ulaştı ama esprisi şu; 24 saat yerin altında emre amade olduğu için, 24 saat tam kapasite ile çalışıyor. 1000 MW’la Türkiye enerjisinin yüzde 2.2’sini üretiyor her gün. Rüzgâr, 7 bin MW ile yüzde 7’sini; güneş, 4 bin MW ile yüzde 2’sini üretiyor. Çünkü güneş, günde sadece 4-5 saat tam kapasite ile üretim yapabiliyor. 2018 yılı başı itibariyle Türkiye’de her gün rüzgâr, güneş, jeotermal ve biyoenerjiden ortalama yüzde 10-11 elektrik üretiliyor. Talebin düşük olduğu günlerde, bu oran yüzde 20’lere çıkıyor.

Türkiye’de jeotermalin en çok olduğu yerin Aydın olduğu belirtiliyor. Ve kentte kamu elinde kalan son jeotermal sahası da ihale edilmiş. Enerjinin özelleştirilmesinin kamuya yararı var mıdır?

Ben, kamuyu kamulaştırmamız lazım diyorum. Kamuyu kamulaştırırsanız, kamu denetiminde her şey yurttaşların istediği biçimde yapılır. Kamu kamu değilse zaten özel sektöre teslim ediyorsunuz. O yetkili yerlerde kimin olduğu önemli.

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar Hakkında

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Mühendislik Bölümü’nde, doktorasını Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Fakültesi’nde tamamladı. Kocaeli Üniversitesi’nde yardımcı doçent ve Marmara Üniversitesi’nde yenilenebilir enerji konusunda doçent oldu. Halen Marmara Üniversitesi’nde yenilenebilir enerji Profesörü olarak Enerji Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevini yürütüyor.

BİYODER/Türkiye Biyoenerji Derneği Başkanı, EUROSOLAR Türkiye/Türkiye Yenilenebilir Enerji Birliği Başkanı, EUROSOLAR/Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği Başkan Yardımcısı, WBA/Dünya Biyoenerji Birliği Başkan Yardımcısı, WWEA/Dünya Rüzgâr Enerji Birliği Başkan Yardımcısı, Türkiye Çevre Platformu ve Temiz Enerji Platformları Koordinatörü, Güneş Enerjisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi.

2011 yılından itibaren, her yıl EUROSOLAR Türkiye tarafından İstanbul’da düzenlenen, Uluslararası %100 Yenilenebilir Enerji Konferansları’nın Konferans Başkanlığını yürütüyor.

 

İlgili Diğer Haberler

Yorum Yap

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku