Ana Sayfa RÖPORTAJ “Şehirlinin gıda atığı çiftçinin kompostu olsa bambaşka bir Türkiye’ye uyanırız”

“Şehirlinin gıda atığı çiftçinin kompostu olsa bambaşka bir Türkiye’ye uyanırız”

Yazar: Selma ALTIN

Ara ara yazıyorum, bilenler biliyor toprak aşkına tutulduğumu… Bir hemcinsimin de benzer duyguları hissetmesi ve meftunu olduğumuz toprak için çalışıp ona emek veriyor oluşu, umudumu arttırıyor, dünya kardeşliğimi güçlendiriyor.

Bahsettiğim kişi; Berma Aydın…

Meslektaşmışız aynı zamanda… Yayıncılıktan toprağa dayalı üretime geçiş süreci aslında çok sıra dışı değil. Fakat kadın girişimci olarak, kendi yarattığı Evdoksia marka çatısı altında, tüketiciyle buluşturduğu ürünlerinin arasına Bokashi kompost kovasını ve kepeğini de ekleyerek, büyük bir fark yaratmış bana göre… İstanbul’dan Tokat Erbaa’ya tersine göç ederek başardığı bu yolculuğunda hedeflerini belirlemiş ve Tarım Bakanlığı’ndan destek bekliyor. Berma Aydın, su – toprak – yaşam üçgenine kafa yorup gönlünü var’oluşa adayanların ortak düşüncesini, kendi deneyim ve gözlemleri üzerinden dile getirirerek; “Kırsalda kompost farkındalığının yaygınlaşması gerekiyor” diyor.

Toprağa ilgisi olanlar kompostu bilir… İlgisi olup da bu konuda bilgisi olmayanlarsa bu röportajı daha dikkatle okumalı. Geleceğini dört duvar arasına sıkıştırmak yerine toprağa dayalı üretim yapmak isteyenler buradaysa, sizleri, Permakültür Tasarımcısı ve Tarım Danışmanı Berma Aydın ile sohbetimizle baş başa bırakıyorum.

Berma Aydın kimdir? Evdoksia’yı yaratma yolculuğuna nasıl ve hangi nedenlerle başladınız?

Tokat Erbaalıyım. Orada doğmadım fakat altı yaşımdan bu yana yazları köyde, kışları İstanbul’da yaşamaya yönelik bir düzenimiz oldu. Her ne kadar tamamen kırsala dönmek istesem de bir ayağım yine bu şehirde. Ley hatları bağımlılık yapıyor sanırım 🙂

Yazlarım, dedelerimin ve büyük annelerimin tarım ve hayvancılıktaki uğraşlarına gözlemcilik ve de çiftçilikle geçti. Günümüz mono tarımından ziyade çok yönlüydü uğraşları. Kendi ihtiyaçlarımız için bostan yapılırdı. Bunun haricinde, ticari olarak her sene farklı ürünler işlenirdi. Her iki ailemin de hayvanları olduğundan sütümüz, yağımız, yoğurdumuz, yumurtamız ve bunlarla işlenen yan ürünler hiç eksik olmazdı. Ailenin gereksinimini karşılayacak orandaydı tabi.

Bir sene tütün toplamayı ve dizmeyi, sonraki sene pancar işlenmesini, daha sonraki sene bamya toplamayı, dizmeyi, kurutmayı öğrenir, ellerimin simsiyah olmasına aldırış etmeden neşeyle ceviz döküp, kabuklarını ayıklardım. Arada halı dokur, inek güder, ahır karardım… yani temizlerdim.

Dedemlerin köyü olan Lykos ve İris’in kucaklaştığı eski Eupatoria’da şimdiki adıyla Kale Köyü’nde kuzenlerimle balık tutardım.

Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Kale Köyü

Böyle bir ailede böyle bir yaşam şekliyle büyümek, kopmaz bağlarla toprağa bağlıyor insanı. Toprağa bağlılık, doğa sevgisiyle harmanlanınca da kopmuyor bu bağ. Nerede, nasıl olursa olsun gün geliyor bu bağ çekmeye başlıyor sizi, özünüze…

Kurumsal iletişimden girişimciliğe…

Şehir yaşamı, aldığım eğitim ve sonrasında gelen çalışma hayatı uzun bir süre unutturdu bana bu bağı. Halkla ilişkiler ve reklamcılık okudum. Halkla ilişkiler ve reklam ajansı tecrübelerinden sonra kendimi yayıncı olarak buldum. Dudullu Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü’nde beş yıl, kurumsal iletişim yöneticiliği yaptıktan sonra girişimci olmaya karar verip yine aynı bölgede reklam ajansı kurdum. Tüm Organize Sanayi bölgelerini kapsayan ‘Sanayi Life’ adında bir dergi çıkarttım. Hem sektörel bir dergiydi hem çevreci… Amacım, bu sektörde yer alan kesime ‘başka bir dünya mümkün’ü anlatmaktı. Her sayıda mutlaka doğa, insan ve gelecek konularını işleyerek, farklı pencereler açmak istiyordum. Eko Yaşam sayımız sayesinde, kırsalda üretim yapan, farklı projeler geliştirmiş, uygulamış insanlar tanıdım. Röportajlar yaptım ve tabi ki çok etkilendim. Böylece hala sevdiğim, görüştüğüm dostlar edindim.

Gerek akıntının, gerek rüzgârın etkisiyle, yaşam denizinde bir süre yol aldıktan sonra bağlı olduğum kökler, beni, ağır ağır kendine çekmeye başladı.

“Evdoksia, memleketimin antik isimlerinden biri”

Üretim ve marka yaratma süreciniz nasıl gelişti? Evdoksia markasıyla neler yapmayı amaçlıyorsunuz?

Yayıncılık maceram ülkemizin kitap/dergi okuma alışkanlığına yenik düştü. Ambalajı dahi açılmayan dergilerimi gördükçe, vizyon sahibi olmayan işletmeler ve yöneticiler tanıdıkça tamamen kırsala yerleşme istediği baskın gelmeye başladı.

Buğday Derneği ve İstanbul Permakültür Kollektifi ile tanıştım. Birkaç atölyeye katıldıktan sonra, kendimi, 2016 yılındaki Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’nün Permakültür Tasarımı Eğitimi’nde buldum. Eğitimler sürerken, geçmişimde tanıklık ettiğim geleneksel tarıma yoğunlaştım.

21 Aralık gecesinde, yani Şeb-i Yelda’da, yılın en uzun gecesinde, memleketimin antik isimlerinden birini markam yapmaya karar verdim. Evdoksia onlardan biriydi ve antik Yunanca’da, iyi, saygın ve itibarlı anlamına geliyordu, çok hoşuma gitmişti. Feminen bir isim olması dişi enerji gücümü ikiye katlayabilirdi, Evdoksia’dan daha güzel marka adı olamazdı. Ve akabinde isim hakkı, marka tescili işlemlerini tamamladım.

Logomu kendim tasarladım, yaşam çiçeğini taşıdığı enerjiden dolayı çok severim. Kutsal geometridir. Atomu, yaradılışı ve uzayı içinde barındırır. Çekirdeğinde yer alan renkler, hem elementlerin hem de permakültür öğelerinin birer yansımasıdır. Her rengin bir anlamı var; Güneş, Su, Toprak, üzerinde yaşayan Canlılar ve kadim rehber Orman

Ürünlerinizin öne çıkan özelliği nedir? Marka çatısı altında şu an hangi ürünler bulunuyor, tüketicilere başka hangi ürünleri sunmayı planlıyorsunuz?

Erbaa’nın, Dokuzçam Köyü’ndeki yaylamızda, bağımızda yetişen yaprakları ve bostanımızdan elde ettiğimiz ürünleri işliyoruz. Bostanımızda nenemden kalma tohumlar filizlenir, ürün olur. Bu konuda yengem harikadır. ?

Toprağımızın besini yıllanıp kurumuş hayvan gübresidir. Zirai ilaç kullanmayız. Zirai ilaç ismi bir güzellemedir aslında, ben zehir diyorum onlara. Tohumumuz güçlü, toprağımız zengin oldukça ihtiyaç da kalmıyor pek müdahaleye… Bölge yüksek rakımda bulunduğu için mantari hastalıklar da görülmüyor.

Yüksek miktarlarda konvansiyonel tarım ve mono kültür üretimden ziyade, aile çiftçiliğini destekleyen, biyoçeşitlilik ve bütüncül yönetim esaslı, yöreselliği ön planda tutan bir üretim modelini benimsiyoruz. Mevsimi gelen ürünleri, doğa ananın sunduğunca, kadim saklama yöntemleriyle, mayalayarak, kurutarak, salamura ve konserve olarak işliyoruz.

Ürünlerimiz içerisinde ilk olarak vurgulamak istediğim ‘coğrafi işaret’ almış bağ yaprağımızdır. Bol salamurasını yapıyoruz.

Diğer işlediğimiz ürünlerden biri de domatestir. Salçası, yemeklik, kahvaltılık sosları, kurusu… Sebzelerle süzme yoğurdu bir araya getirip ekşimayalı tarhana yapıyoruz. Erişte kesiyoruz. Reçeller/marmelatlar, pekmezler, sirkeler…

Kısaca bir ürün hangi yöntemlerle işlenebiliyorsa, kiminden az kiminden çok, gereksinime göre ayarlayıp işliyoruz. Örneğin, üzümün; sirkesi, pekmezi, eriğin marmelatı, pestili gibi…

Üretimde geleneksel yöntemleri esas alarak öze müdahale etmeden ve insanların besin gereksinimine saygıyla, sağlıklı ürünler sunmaya çabalıyoruz. Bir insanın “salça” talebine karşılık, salça benzeri ya da türevi değil, “salça” arz ediyoruz.

“Her çıktı, bir girdi olarak döngüye katılmalı”

Hem gelenekselliğin hem de sürdürülebilirliğin bir gereği olarak, ürünlerimizi üretirken geride atık kalmamasına özen gösteririz. Her çıktı, bir girdi olarak döngüye katılmalıdır. Her ne olursa olsun üretim kalanlarının son hali kompost olur ve yine toprağa döner.

Kızçeler (tavuklarımız) bu döngünün en etkin elemanıdır. Permakültürün de olmazsa olmazlarındandır… 🙂 Gübreleri tüm bağa bahçeye can verir. Buradan elde ettiğimiz ürünleri işledikten sonra kalan kabukları, posaları, çekirdekleri etkin olarak tüketebilecekleri formlarda yine kızçelere sunarız.

Tüketemeyecekleri atıkları ise kompost yığınlarına katarız. Kızçeler o kompostu hem bizim yerimize işler, havalandırır, azotlar hem de yine komposttan besin elde ederler.

Böylece, geride atık bırakmadan üretmeye, karbon ayak izimizi küçülterek yaşamaya dikkat ediyoruz. Bu sayede kendi kendine yeterlilik sağlamayı, yerel kalmayı, atalık tohumlara sahip çıkmayı hedefliyoruz.

Kızçeler bahçede gezinti sırasında…

Kırsalda durum böyleyken şehirdeki yaşamımızda da mutfağımızda Bokashi kompost uygulaması yaparak döngüye katkı sağlamaya devam ediyoruz.

Kişisel olarak en çok üzüldüğüm ve içimde sızı oluşturan şeydir; gıda atıklarının değerlendirilmemesi… Marka çatınız altında Bokashi kompost kovası ve kepeği de yer alıyor. İlgimi en çok çeken de bu oldu. Bu ürün fikri nasıl gelişti? Talep nasıl?

Bilindiği üzere kırsalda, çıktıların toprağa geri dönüş yolculuğu, kadim olarak, zaten hep vardı. Hayvansal atıklar, bitkisel atıklarla birlikte toprağa karıştırılır ve çürüyerek mikroorganizmalar sayesinde humusa/gübreye dönüşürler. Kompost dönüşüm yolculuğudur bu…

Şehirde balkon bahçeciliği yaptığım dönemlerde soğuk kompost uygulaması yapıyordum ta ki 2016 yılında Bokashi kompost yöntemiyle tanışana dek. Bokashi’ye olan ilgim meraktan öteye geçti ve İstanbul Permakültür Kollektifi bünyesinde, Prof. Dr. Volkan Dündar’dan eğitimini aldım. Tabi bu öğrenme süreci devam etti ve ikinci üniversite olarak Tarım okudum. Halen de öğrenme arzum devam ediyor. Dört yıldır hem kırsalda hem şehirde öğrendiklerimi uyguluyor ve bilgilerimi paylaşıyorum.

Kova ve kepek üzerinde durmam da yine Volkan hoca ile oldu. Kendisine asistanlık ederken kepekleri bundan sonra sen yapıyorsun demesiyle başladı. Eğitimler sürecinde hocamla birlikte kova modeli denemelerimiz de oldu. Talepler doğrultusunda hem işlevsel hem de estetik kaygılar nedeniyle daireler için uygun model arayışındaydım. Bir tasarım yaptım lakin plastik enjeksiyon fabrikalarından talep edilen kalıp maliyetleri ve ilk üretim adetlerini sübvanse edecek gücüm olmadığı için ilerleyemedim

Zaten sıfır atık ve geri dönüştür prensipleri gereği eğitimlerimizde kova üretmekten ziyade nasıl kova yapılabileceğini öğretiyoruz. Şuan geliştirdiğim model de zaten gıda firmaları için halihazırda üretilen bir ürünün Bokashi kompost kovasına dönüştürülmüş halidir. Her bir işlemini ellerimle kendim yapıyorum.

Bokashi kompostu için gerekli olan fermente kepeği zaten üretiyordum. Pandeminin etkisi ile evlerimizde çok daha fazla zaman geçirdik. Gıdamızı kendimiz ürettikçe atıklarımızın da farkına varmaya başladık. Duyarlılığımız arttı. İnsanlar atıkların nasıl değerlendirileceğini sorguladılar. Bu süreçte konuyla ilgili çevrimiçi eğitimler de sunulmaya başlandı. Çevre dostu, komposta ilgi duyan insanlar kepek üzerinden bana ulaşıp kova talep etmeye başlayınca kendimce alternatif bir ürün sunmak istedim.

Kovaya olan talep çok güzel fakat Bokashi kompost uygulamasına olan ilgi daha da güzel. İnsanların çevre duyarlılığıyla döngüye katılmalarından ve buna katkı sunmaktan çok mutluyum.

Şehirlinin gıda atığı, çiftçinin kompostu olsa bambaşka bir Türkiye’ye uyanırız

Bulunduğunuz bölgede kompost hakkında bilgi sahibi çiftçiler var mı? Kompost kullanarak elde ettiğiniz verimle ilgili neler söylersiniz?

Kompost olarak adlandırılmasa da, geleneksel yöntemlerle geçmişten bugüne kompost uygulaması yapılır. Hayvan gübresi, samanla karıştırılır güneşletilip yıllandırıldıktan sonra tarlaya bahçeye serilir. Günümüzde bilgi sahibi olup uygulamak yerine kimyasal gübre kullananlar da var, bilgi sahibi olmayıp çöp nedir bilmeyenler de var. Genelleme yaparsak, uygulama oranı çok düşük. Bence kırsalda kompost farkındalığının yaygınlaşması gerekiyor.

Burada da belediyelere, ilçe tarım müdürlüklerine iş düşüyor. Bizim kırsalda yarattığımız küçük döngü, tüm ülkeye yayılsa, kocaman bir döngü kurulsa ve şehirlinin gıda atığı, çiftçinin kompostu olsa inanın bambaşka bir Türkiye’ye uyanırız.

Permakültür Tasarımcısı ve Tarım Danışmanı olarak, kompost uygulamalarını her fırsatta dile getirip bunun önemini anlatmaya çalışıyorum. Kuraklık kapıda değil artık, çoktan girdi içeriye ve su savaşları başladı bile! Ülkemiz su fakiri bir ülke. Suyun bilinçsiz kullanımından dolayı tarım, dolayısıyla gıda, yani insan yaşamı tehlikede.

Fotoğrafta: Toprak, keçi gübresi, kompost, talaş ve biochar karışımı.

Kompost, toprağa besin sağlamanın beraberinde, toprağın karbon miktarını arttırarak su tutma özelliğini de güçlendirmektedir. Hele kompost, biochar yani biyokömür birlikte kullanıldığında, topraktaki karbon miktarı kat kat artmaktadır. Bir dönüm topraktaki karbon miktarını %1 arttırmak demek, fazladan 170 ton su tutulmasını sağlamak demektir. Ayrıca bu, toprağa ekilecek bitkilerin güneş enerjisini tam kapasite kullanmasını sağlanmış olur ki ne kadar foton ışını, o kadar çok besin maddesi demektir.

Kırsalda işler güç ve beceri gerektirir

Kentten kırsala göç edip yapmayı başardığınız şeyi hedefleyen birçok kişi, özellikle hemcinsimiz var. Onlara ne tavsiye edersiniz?

Daha yolun başındayım, kendimi henüz başarılı olarak görmüyorum. Tokat’a yönelik bir permakültür projem vardı. İki dönemdir Erbaa belediyesinin ilgisini çekmedi. Bu projemi hayata geçirirsem o zaman bir iz bıraktığım için başarmış olacağım. Her ne kadar bürokratik engellerle karşılaşsam da yılmadan mücadeleme devam edeceğim. 2021 yılı için Tarım Bakanlığı’nın destek programlarına katılmayı planlıyorum ki destek görürsem hızla yol alırım. Göremezsem de kendi çabalarımla yavaş da olsa güzel işler yapabileceğime inanıyorum.

Doğayla iç içe bir yaşam, temiz hava, harika manzaralar… Şehirden bakınca gayet çekici geldiğinden şimdilerde herkesin hayali, kırsala yerleşmek. Küçük ya da büyük ölçekte üretim yaparak ürün elde edip, bunları satarak yaşamlarını idame ettirmek düşüncesindeler.

Büyük ya da küçük ölçekli her iki yönelim öncesinde de eğitimler almak, bunları deneyimlemek için mümkünse yerleşmeyi düşündükleri bölgede, değilse yakın çiftliklerde gönüllü olarak çalışmak veya gözlemlemek üzere buralara ziyaretler yapmak iyi olacaktır. Çünkü en güzel eğitim iş başında alınır. Özellikle bölgeyi çok iyi deneyimlemek gerekir. Bölge halkının kültürü, davranışı, iklimi çok önemli.

Zamanında köyden kente yapılan göçlerde, insanlarımız ne kentli olabildi ne de köylü kalabildi. Böylece kendine özgü sosyo-kültürel bir yapı geliştirdi. Bu göç dalgasını tersine çevirdiğimizde de benzer bir durum ortaya çıkabilir. Şehirli insanın deneyimsiz olmasından mütevellit kırsalda yapamayacağı, tarımla uğraşamayacağı düşünülür ki çoğunlukla da doğrulanır bu düşünce. Ömründe ateş dahi yakmamış birinin, uzun ve soğuk kış gecelerinin hazırlığının yazın sıcağında başladığını algılaması zordur.

Orada doğup büyüyüp oranın şartlarında evrilmek, dayanıklılık kazanmak, bioritmini o yaşama göre ayarlamak gerekir. Kırsalda işler emek yoğundur, güç ve beceri gerektirir. (Fotoğrafta: Berma Aydın, aile kadınlarıyla birlikte imece usulü üretim yaparken…)

Kırsalda kendi işinizi yapamıyorsanız, kimse sizin için yapmaz. Çünkü herkesin kendi işi vardır. Nadiren sizin için çalışan bulabilirsiniz.

Kırsala yerleşip üretimde artıya geçmek başarılamayacak bir iş değildir. Belirli bir bilinçle, programla, temkinle, adım adım ve sabırla ilerlemek gerekir. Aynı bilinci taşıyan, ortak hedeflere yönelmiş, birbirlerine güvenebilen insanların, güç birliğiyle hareket etmeleri çok daha kolaylaştıracaktır kırsalda yaşam serüvenlerini. Aksi halde de, yani tek başına bir o kadar zor olacaktır.

Bütün bunlarla birlikte en başta üretim hazzına sahip olmak gerekir. Şehirde birkaç dakikamızı ayırarak edindiğimiz birçok şey için, örneğin bir domates için, aylarca sabredip, onun tohumdan sofraya olan yolculuğuna eşlik edebilmek bu hazza bağlıdır.

Söyleşimizi permakültürün kurucusu Bill Mollison’ı anarak onun sözleri ile kapamak istiyorum.

“Sadece tek bir çözüm var ve bu çözümü denemek için neredeyse hiç zamanımız kalmadı. Bütün kaynaklarımızı, doğayı onarmaya yönlendirmeli ve bütün gençlerimizi bu konuda yardımcı olabilecek şekilde eğitmeliyiz. Onlar da zaten bunu istiyor. Onlara ormanlar, topraklar, temiz sular, temiz enerjiler, emniyetli topluluklar, istikrarlı bölgeler oluşturabilmek için bu son şansı vermeli ve bunu da nasıl yapacaklarını tecrübe ederken öğrenebilme imkanını da tanımalıyız.”

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku