Su ile kutsanmış bir antik kent; Sagalassos /1
Yayına Hazırlayan: Arda Akduman
Video ve Fotoğraflar: Selma Altın
*İki bölüm olarak yayınlanacaktır.*
1.Bölüm
Tarihçe
Pisidia Tarihi
Pisidia Bölgesi, Üst Paleolitik Çağ’dan itibaren kesintisiz yerleşim görmüş olup, Anadolu’nun önemli Neolitik, Kalkolitik yerleşimleri ile Tunç Çağın farklı kültür bölgelerini sınırları içerisinde barındırmıştır. Bölge de bulunan kuzey kesimin Hitit İmparatorluk Dönemi’nde Arzawa Krallığı’na ait olduğu sanılıyor.
Bu bölge ismini, burada yaşamış en eski halk olan Pisidialılardan almıştır. Pisidialılar kendilerine özgü bir dile ve eski Yunan alfabesine yakın bir alfabeye sahiptiler. Dil bilimi çalışmaları ve antik kaynaklar Pisidialıların Toros Dağları’nda yaşamış Milyaslılar, Solymler, Kabalilılar, Isaurialılar ile ortak bir geçmişe sahip olabileceklerini, en azından kökenlerinin MÖ 2ooo’de yaşamış Luwiler’e dayandırılabileceği düşünülüyor. MÖ 5. yüzyıldan önce kaynaklarda Pisidialıların ismine dair bir buluntuya rastlanmamış.
Bölge sırası ile Phryg (MÖ 9. yüzyıl sonları), Lydia (MÖ 6. yüzyıl), ve Pers (MÖ 546) egemenliğine girmiş. Seramik buluntular, bölge kuzeyinden Konya Ovası’nın batısına kadar uzanan Phryg yayılımını kanıtlar nitelikte. Dağ ve tepelerde özgür topluluklar olan savaşçı Pisidialılar, Pers imparatoruna karşı çeşitli müttefiklerle işbirliği yapıp mücadele etmiş. Genç Kyros’un Phrygia’ya karşı yağma akımları düzenleyen Pisidialılara ceza seferi düzenleyeceğini açıklamasından, Pisidialıların kolay otorite kurulamayacak yapıları belli olur. Ksenophon’un bu olayı anlatması ile tarih sahnesinde ilk defa Pisidialı adı anılmıştır.
Arrianos, MÖ 333 yılında Büyük İskender’in yaptığı Anadolu Seferi’ni anlatırken Sagalassosluları, bölgenin en cesaretli savaşçıları olarak niteleyip onurlandırır. Etnik yapı ve özgürlüklerini muhafaza etmek için savaşan bölge halkının çoğunluğu Büyük İskender’e karşı direniş göstermişler. Büyük İskender’in ölümünün ardından MÖ 323 yılında Antigonos Monophthalmos yönetimine giren Lykia-Pamphylia ile muhtemelen Batı Pisidia da birleştirilmiştir. Pisidialılar Eumenes’in ordusuna girerek direnişlerini bu yönetime karşıda sürdürürler. MÖ 301 – 281 yıllarını kapsayan bir mücadele sonrasında Anadolu, Seleukoslar’ın egemenliği altına girer. Bu dönem içerisinde de yerli halkın zaman zaman yönetime karşı ayaklandığı bilinir.
MÖ 188 yılına gelindiğinde ise Romalılar ve Seleukoslar’dan III. Antiokos (MÖ223-187) arasında imzalanan barış antlaşması ile Pisidia’nın bir bölümü Pergamon Krallığı’na bırakılır. Bu durum, krallığın sonuna kadar devam eder. Attaloslar bölgede merkezi yönetim kurmak yerine vergilerle yetinmiştir.
MÖ 133 yılında III. Attalos’un ölümünün ardından Pergamon Krallığı Romalılara miras kalır. Bölge sakinleri Romalılar ile Pontus Kralı Mithridates mücadelesinden veya Cumhuriyet iç savaşlarından etkilenmeden, korunaklı dağ yaşantılarına devam etmişlerdir. Manius Aquillius tarafından MÖ 129 yılında Mysia, Lydia, Karia ve Phrygia bölgelerini kapsayan Asia Eyaleti kurulur. Geride kalan doğu kesim ise müttefikler arasında paylaştırılır. Lykaonia ve muhtemel olarak Pisidia ile Pamphylia bölgeleri Kappadokia Krallığı’na verilir. Sonraları krallıkta yaşanan kaos dönemi ve Pisidia Bölgesi içerisinde güçlü bir askeri birliğin olmayışı gibi sorunların sonucu olarak Romalılar ile Pisidia arasında sağlam ilişkiler kurulmuştur. Pisidia MÖ 102 – 49 tarihleri arasında Kilikya Eyaletine, MÖ 49 yılından sonra ise Asia Eyaleti’ne katılmıştır.
Bölgede kesin itaatin sağlanması için Roma MÖ 39 yılında bölgeyi Galat aristokrat Amyntas yönetimine verir. Bu yönetime çoğu kent ayak uydursa dahi Kremna ve Sandalion gibi kentler direnmiştir. Amyntas, Lykaonia ve Pamphylia bölgelerini de kısmen topraklarına katmasıyla Galatia Kralı mertebesine ulaşmıştır. Amyntas, Pisidia topraklarına sahip son bölgesel yönetici olarak dağ kabilelerine karşı etkili bir mücadele vererek toprakların büyük kısmını Helenleştirmede başarılı olmuştur.
Kral Amyntas, MÖ 25 yılında Doğu Pisidia’da yaşayıp, büyük olasılıkla Güney ve Orta Pisidia’ya kadar yayılan Homonad kavimi ile yapılan savaşta hayatını kaybeder. Bunun sonucunda ise Roma İmparatoru Agustus, krallığı Galatia Eyaleti’ne çevirir. Ankyra idari merkez olarak karşımıza çıkarken bu topraklar içinde Sagalassos gibi önemli Pisidia kentleri de yer alır.
Homonadlar savaşının Roma tarafı için başarı ile sonuçlanması sonucunda (MÖ 6 civarı) bölgenin kolonizasyonu ve yol yapım çalışmaları hızlanmıştır. Doğu Pisidia, Isauria, Lykaonia bölgeleri etrafında gerçekleşecek kolonizasyonla otorite etrafında toplayarak Romalılaştırma amacı güdülmektedir. İç bölgelerden kaçınılarak daha çok sınırlara kurulan askeri koloniler Via Sebaste adı verilen yol ile bağlanmıştır. Agustus MS 14 yılında öldüğünde Pisidia bağımsız kent devletlerinin İmparatorluk bünyesine entegrasyonu tamamlanmış bulunmaktadır.
Agustus’un ölümünün ardından da Romalılaştırma siyaseti devam etmiştir. Cladius döneminde eyalet sisteminde düzenlemeye gidilmiş, MS 43 yılında Lykia – Pamphylia eyaleti kurulmuş ve Pisidia’nın batı ile güney kısımları bu eyalete bağlanmıştır. Galba dönemine (MS 69), gelindiğinde ise Pisidia’nın Galatia ve Pamphylia’yla birleşmesi, MS 72 yılında Vespasianus (MS 69-79) döneminde iptal edilerek eski haline Lykia-Pamphylia birleşmesine dönülerek Pisidia batı ve güneyi de tekrar bağlanmış olmalıdır. Yine İmparator Vespasianus döneminde, MS 74 yılında, bu sefer Galatia ve Kappadokia eyaletleri Pisidia’nın geri kalanını içine alır şekilde birleştirilmiştir. Traianus dönemine gelindiğinde ise Partlarla savaş öncesi bu birlik güvenlik sebebi bozulup tekrar ikiye ayrılır. Galatia Kuzey Pisidia’yı da içine alan Agustus dönemi haline dönüştürülür. İmparator Traianus doğu askeri birliklerini iradesine katmak için MS 114 yılında, Partlarla savaşa giderken Pisidia bölgesine gelmiştir. Hadrianus dönemine gelindiğinde ise imparator toprakları tanımak amaçlı geziler düzenlemiş bu geziler sırasında MS 129 yılında Pisidia’ya da uğramıştır. MS 135 yılında Hadrianus döneminde eyalet sisteminde değişikliğe gidilir. Güney-Batı Pisidia’nın içerisinde bulunan Lykia-Pamphylia eyaleti senato iradesine bırakılıp prokonsül ataması yapılır. Kuzey-Doğu Pisidia’yı içerisinde bulunduran Galatia eyaleti ise Praetor yönetimine verilir. Bu düzenlemeler MS 2. yüzyıl sonuna kadar geçerliliğini korur. MS 2. yüzyılda kısa bir süreliğine Lykia-Pamphylia eyaleti Doğu Pisidia’yı da kapsar. Bunun dışında Diocletianus dönemine kadar tekrar bir değişiklik olmadan düzenleme olduğu gibi devam eder.
Roma İmparatorluğu’nun Agustus döneminden başlayarak beş iyi imparator dönemini kapsayan Pax Romana süreci ve sonrasında Severuslar hanedanı sonuna kadar süren refah süreci, Sasani ve Got istilaları, doğal felaketler ve salgın hastalıklarla ile MS 3. yüzyıl ortalarından itibaren sona erer. Doğu Pisidia çevresinde baş gösteren ve güçlenen korsanlar, kentleri işgal ve yağma girişimlerinde bulunurlar.
Diocletianus dönemine gelindiğinde (MS 284-305) imparatorluk 12 yönetime bölünür ve eyaletler tekrar düzenleme sürecine girer. Pisidia Bölgesi ilk defa MS 297 yılında kendi başına bir bölge olarak Pisidia Antiokheiası başkenti olarak tarih sahnesine çıkar. Asia Eyaleti’ne bağlı Apameia Kibotos ve Lykaonia, Pisidia Eyaleti’ne bağlanır.
İmparator Gratianus dönemi ortalarına gelindiğinde, MS 371-372 yıllarında Lykaonia eyaleti kurulur. Pisidia Eyaleti’nin doğu bölümü kısmen bu yeni kurulan eyalete bağlanır. Diocletianus ile I. Theodosius dönemi arasına daha mutlak bir yönetim sistemi bulunmasından dolayı Domitanus Dönemi adı verilmiştir. MS 392-395 yıllarında I. Theodosius’un ölümünün ardından Roma İmparatorluğu ikiye bölünür ve bölgede bulunan kentlerin ancak bazıları varlığını korur.

Sagalassos Tarihi
Bölge, Sagalassos antik kenti kurulmadan çok önceleri insan hayatına dair izler MÖ 10000’e kadar uzanır. Burada bilinen en eski yerleşik düzen MÖ 6500’e aittir ve aynı dönem içerisinde seramik eşya üretimi de başlamış bulunur. Ağlasun Vadisi’nin ilk tarım yerleşimi MÖ 4000’den hemen önceye tarihlenir. MÖ 3000’den önce yerleşimler arasında bir ağ oluşmasının yanı sıra bu yerleşimlerin her birinin kendi topraklarında hakimiyeti olduğu bilinir. Anadolu’ya MÖ 3000 yılın sonlarına doğru göçtüğü bilinen Pisidialılar, Luwice’den türemiş bir dile sahiptiler. MÖ 2000 yılın ortalarından bu yana neredeyse sürekli Hititlerle savaş halinde olan çeşitli krallıklar kurmuşlardı. Sagalassos yerleşmesi bu krallıklardan birinin sınırında yer almaktaydı. MÖ 14. yüzyıl civarında Sagalassos bölgesi Luwilerin etkisi altına girer. Sagalassos ismi büyük olasılık ile Luwice kökene sahiptir. MÖ 14. yüzyılın ortalarında bir Hitit kraliyet mektubunda Luwi’den dağ kalesi olarak bahsedilir. Bu evrede Miken uygarlığı veya onun Anadolu kolonilerinden eşyaların bölgeye ithal edilip kullanılmış olduğuna dair izler vardır. MÖ 1200’den kısa süre sonra Tunç Çağı’nın büyük imparatorlukları, tarihten silinir ve bunların yerini Frigler, Lidyalılar ve son olarak Persler alır. Eski Luwi devletlerinden farklı gruplar gelişirler. Bunlardan birisi Sagalassos bölgesine yerleşen Pisidialılardır.
MÖ 10. yüzyıldan itibaren Hititleri Orta Anadolu’nun bir gücü haline getiren Frig krallığı ile ilişkisi belirsizdir. MÖ 7. yüzyıldan itibaren Lidya, Sagalassos’un da içinde bulunduğu Batı Anadolu’nun hakimidir. Daha sonra MÖ 5. yüzyıl içerisinde bir çok Pers kralı veya düşmanları için paralı asker olarak savaşmış olduklarını Latin ve Yunan kaynaklarından bilmekteyiz. Pisidia, dolayısı ile Sagalassos’un, Hellenleşme süreci olarak Pers dönemi gösterilir. Dönüşüm, MÖ 333 yılında, Büyük İskender’in bölgeyi fethetmesiyle hızlanır. MÖ 323 yılında İskender’in ölümünden sonra Sagalassos kenti İskender’in genç oğullarının naiplerinden Alketas’ın eline geçer. MÖ 300 – 280 yıllarında bulunan bir yazıtta Grekçe olarak kanunlar ve yargıyı yönlendiren yönetmelikler ile ifadeler bulunur. Bu durum, Sagalassos’un Yunan kurumlarıyla bir polise dönüşmesinin göstergesidir. Sagalassos, MÖ 301 yılında, ilk kez kral unvanı aldığı düşünülen İskender’in komutanlarından Antigonos Monophthalmos’un krallığına geçer.
MÖ 281 yılına gelindiğinde ise Sagalassos Seleukos Krallığı’nın bir parçası haline gelir. MÖ 228-223 yıllarında I. Attalos, MÖ 218-216’da ise Akhaios’un egemenliğindedir. MÖ 216-193 yıllarında Seleukos Kralı III. Antiokhos, bölgenin kontrolünü sağlar. Kente gümüş tetradrahmi basma izni veren ve Hellenistik dönem duvarını da inşa ettirdiği düşünülen III. Antiokhos döneminde iyi ilişkiler devam etmiştir. Fakat MÖ 190’da Magnesia’da L. Cornelius Scipio komutasındaki Roma ordusuna yenilir. MÖ 188 yılında yapılan Apameia Barışı’yla tüm Pisidia kentleri gibi Sagalassos da, Pergamon Krallığı’nın egemenliğine girer.
MÖ 133 yılında Pergamon kralı III. Attalos ölünce, vasiyeti üzerine Pisidia Bölgesi’nin de içinde bulunduğu topraklar Roma’ya bırakılır ve böylece Anadolu’da Roma egemenliği başlamış olur. Aynı yıl Pergamon’da çıkan ayaklanma, MÖ 130 yılında Romalı komutan M. Perperna ve müttefikleri tarafından bastırılır. MÖ 129 yılında Asia Eyaleti kurulur, fakat Pisidia Bölgesi bu eyaletin içine alınmayarak, muhtemelen Pergamon isyanının bastırılmasına yardımcı olan ve bu esnada ölen Kappadokia Kralı V. Ariarathes’in çocuklarına verilmiş olmalıdır.
Pisidia Bölgesi, MÖ 102 yılında Kilikia Eyaleti içine alınmış ve Marcus Antonius’un, MÖ 39’da eyaletin bir kısmını, sonraki Pontos kralı I. Polemon’a vermesine kadar da, olasılıkla, Kilikia Eyaleti’nde kalmıştır. MÖ 39 ve 36 yıllarında Marcus Antonius, bir dizi bağımlı krallık kurduğu zaman, Sagalassos kenti de kısa süreliğine bu krallıklardan biri olan Galatyalı aristokrat Amnytas’ın yönetimi altına girer. Roma İmparatoru Augustos MÖ 25 yılında Amnytas ‘ın krallığını, Roma topraklarına katması ve Galatia eyaletine çevirmesinden sonra, Sagalassos tamamen değişime uğramaktadır.
Augustos dönemi ile birlikte ekonomide patlama yaşanır. Barış ortamı ve vergi düzenleri olanakları artırır. 100 km’lik alana kurulan yedi yeni koloni ile birlikte Sagalassos’un tarım ve zanaat faaliyetleri için oluşan pazar genişler. MÖ 6 yılında, 63 km’lik bir mesafeye sahip, Pamfilya limanları ile ana kolonileri birbirine bağlayan yolun (Via Sebaste) inşası, Sagalassos’un Akdeniz’e doğrudan erişimini sağlamıştı. Sagalassos’lu varlıklılar ormanları yakarak tahıl ve zeytinyağı üretimi için tarım arazine çevirdi. Augustos dönemi ile başlayan ve altı yüzyıl devam eden ılıman iklim sayesinde dağlarda zeytin yetiştirilebilmiştir. Birkaç nesil içerisinde kent, üç katı boyutuna, 42 hektara ulaşır. Tüm bu fırsatları gören Sagalassos sakinleri Pisidia’nın diğer kentlerinden farklı olarak Romalı kimliğini benimserler. 1. yüzyıl, kentin altın çağına başlamasına yaşamasına sahne olur.
Kentte Augustos dönemiyle birlikte yoğun imar faaliyetleri görünmeye başlar ve kent, yavaş yavaş varlıklı aile ve kişiler tarafından yaptırılan yapılarla dolup taşar. Julio-Claudian Hanedanı döneminde (MS 14-68) döneminde soylu sınıf inşaat faaliyetleriyle imparatorları onurlandırmayı amaçlamışlardır. Bu onurlandırmalar; Roma vatandaşlığı kazanma, kentte saygı görme gibi amaçlar ile yapılırdı. Traianus döneminde (MS 98 – 117), Hadrianus, Antoninus Pius ve Marcus Aurelius dönemleri boyunca doruğa çıkacak bir inşaat süreci başlamıştır. Kent tarihinde görülen önemli bir olay da; MS 120 yılında Hadrianus’un Pisidia eyaletini, Galat eyaletinden ayırıp Likya-Pamfilya eyaletine bağlamasıdır. Bununla birlikte Sagalassos, neokoros yani tüm Pisidia’da uygulanan İmparator Kültürü’nün resmi merkezi seçilmiş ve bu unvanı MS 5. yüzyıla kadar onurla taşımıştır. Neokoros’un yanı sıra Romalıların dostu ve müttefiki olan ilk Pisidia kenti unvanını da kazanmıştır. İmparatorluk kültür merkezi seçilmesi ile imar faaliyetleri iyice hız kazanmış ve bazı yapılar devasa boyutlara ulaşmıştır. Bu yoğun imar faaliyetleri MS 3. yüzyıla kadar devam eder.
Yüzyıllar süren, önce Hellenleşme sonra ise Romalılaşma politikalarından sonra Sagalassos, MS 4. yüzyıl itibari ile üçüncü bir değişikliğe gebe kalır. Kent, bu dönem içerisinde, Hıristiyanlığı kabul eder. Persler, Gotlar, sivil istikrarsızlıklar ve işgallerle geçen dönem ile birlikte, 4. yüzyıl sonları boyunca, kamusal ve özel inşaat çalışmaları devam etmiştir. MS 5. yüzyıl civarında Hellenistik dönem sur duvarlarının tekrar aynı yerlerden yenilendiği, işlevini kaybeden bazı yapıların malzemelerinin bu duvarlarda kullanılmasının yanı sıra bazı yapılarda bu duvarın ve savunma sistemin bir parçası olmuştur. Bu dönem, inşaat faaliyetleri, savunmayı yansıtmanın yanı sıra acele ve korkuyla değil, iyi inşa edilmiş kentsel gururu yansıtan bir durumla anılır. Yine bu yüzyıl içinde, Hıristiyanlık iyice yerleşirken kent bazilikalarla donatılır. Oldukça göz önünde olan kiliseler, kentin estetik görünümünü de bir yandan sürdürmeyi amaçlayan nitelik taşır.
MS 5. ve 6. yüzyılın ortaları arasında birçok yapı, anıtsal boyutlarda neredeyse tamamen yineden inşa sürecine girmiştir. Onarımlar kent altyapısını ve kamusal anıtları da etkilemiştir. MS 525-540 yıllarına tarihlenen bu yenilemelerin çoğunun sebebi olarak, MS 6. yüzyıl başlarında yaşanan deprem gösterilir. Bununla birlikte faaliyetler, MS 541-542 yılları arasında, ortaya çıkan veba sebebiyle durmuştur. Hastalık sebebi ile Anadolu’nun çeşitli yerlerinde olduğu gibi çok sayıda insan ölmüş ve şehirleri terk etmiştir. Salgından sonra, kent içerisinde, çok belirgin bir çöküş ve fakirleşme belirlenmiştir.
MS 602-620 yıllarına gelindiğinde ise kentin büyük bir kısmı yıkıcı bir deprem sonucu yok olmuştur. Halk, MS 7. yüzyıl boyunca dağınık bir şekilde yaşamını sürdürmüştür. Ayrıca MS 650 civarı yaşanan şiddetli kuraklık, kent bölgesinde bulunan bazı vadilerde tarımdan hayvancılığa geçişe sebep olmuştur. İnsanlar MS 13. yüzyıla kadar dağlık burun ve İskender Tepesi’nde yaşamlarını sürdürmüştür. On üçüncü yüzyıla gelindiğinde Sagalassos’ta İskender Tepesi’ndeki kale, Selçuklular tarafından yıkılır. Onun yerine Selçuklu Türkleri’nin ovadaki yerleşimi Ağlasun gelişir.

Araştırma Tarihçesi
1706 yılına kadar varlığı unutulan kent, bu tarihte yeniden keşfetme onuru XIV. Louis’nin görevlendirdiği bir Fransız diplomat Paul Lucas’ın olur. Fakat yerleşmenin ismi F.V.J. Arundel tarafından 1824 yılında öğrenilmiştir. Sagalassos antik kenti bu dönem boyunca, C. Texier, W.J. Hamilton ve C.Fellows gibi araştırmacıların dikkatini çekmiştir. 1834’te C. Texier, 1836’da W. J. Hamilton, 1838’de C. Fellows ve L. de Laborde, 1853’de P. de Tchihatchef, 1858’de C. Trémaux, 1859’da C. Ritter ve 1878’de G. Hirschfeld gibi gezgin ve araştırmacılar birbiri ardı sıra kente gelirler.
1884-1885 yılında ise Polonyalı Kont K. Lanckoroński tarafından kentteki ilk bilimsel araştırmalar yürütülür. Bu araştırmanın sonuçları, 1892 yılında Almanca olarak yayımlanır. Yayım çizimleri tamamlanmamış olsa da uzun yıllar kentle ilgili başlıca kaynak olur. Kent, 19. yüzyıl içine girildiğinde artık bilinmektedir, ancak kısa süre içerisinde tekrar unutulmaya yüz tutar. R. Fleischer’in 1972 ve 1974 yıllarında yaptığı Northwest Heroon (Kuzeybatı Mezar Anıtı ) çalışmasıyla, modern araştırmalar başlar. 1986 yılında S. Mitchell başkanlığında İngiliz Pisidia Projesi’nin bir parçası olarak mimari ve epigrafik bir yüzey araştırması yapılır.
Dört yıl süren ve sonraları başkanlığını M. Waelkens’in yaptığı yüzey araştırmalarının ardından 1990 yılında kazı yapma ve kent topraklarında araştırma yürütme izni verilir. 1991 yılında M. Waelkens geniş ölçekli kazılara başlar. M. Waelkens başkanlığında, gittikçe genişleyen ve içinde arkeoloji, keramoloji, jeofizik, Eski Çağ tarihi, jeoloji, jeomorfoloji, kartografi, arkeozooloji, paleobotani, antropoloji gibi pek çok disiplini barındıran büyük bir ekip tarafından devam eder. 1993 yılından bu yana yerleşmenin etrafındaki 1200 km2’lik alanda çeşitli disiplinlerden bilim adamları ile yapılan çalışmalarla Sagalassos, Akdeniz’de gerçekleşen en büyük disiplinler arası arkeolojik projelerden biri haline gelmiştir.
Coğrafi Konum ve Topoğrafya
Pisidia, oldukça farklı coğrafi özellikleri içinde bulunduran geniş bir bölgeyi kapsar. Batı kesimi oluşturan Göller Yöresi, 2.500 metreye kadar ulaşan yüksek dağlar ile dağlar arasında kalan göller, ovalar, bataklıkları içerir. Doğu kesimi ise; Konya bölümüne doğru azalan yükselti ve daha doğuda yerini geniş ovalara bırakır. Alp Sistemi’nin bir parçası olan Batı Toros silsilesi, Teke Yarımadası’ndan kuzeydoğuya, yani Göller Yöresi’ne uzanarak Eğirdir Gölü’nün doğu ve batısında bir düğüm oluşturur.
İklim, jeolojik özelliklere bağlı olarak bölge içerisinde farklılıklar gösterir. Göller Yöresi, Akdeniz ile İçbatı Anadolu iklimleri arasında geçiş iklimine sahip bölge, Akdeniz’e göre serin, İç Anadolu’nun batısına göre daha sıcaktır. Yağışlar ise Akdeniz’e göre az, İç Anadolu’nun batısına göre fazlalık gösterir.
Antalya’nın 109 km kuzeyi, Ağlasun’un (Burdur Bölgesi) 7 km kuzeyinde yer alan Pisidia kenti Sagalassos, Batı Toroslar’ın batı kolunda, Ağlasun Dağları’nın güneye bakan dik yamacına (1.400 – 1.750 metre arası) iskan edilmiştir. Güneyinde Akdeniz, kuzeyinde Anadolu platosu yer alır. Doğusunda 2.271 metredeki zirvesiyle Akdağ bulunan Sagalassos, bölgeyi kuzeyden güneye kat eden, Aksu’nun (Kestros) batı bölümünde kalır. Roma döneminde 1.800 metrekarelik bir alanı kapsayan kent kalıntıları, kuzey-güney doğrultusunda 1.500 metre, doğu-batı doğrultusunda ise 2.500 metre civarı bir alanı kapsayan yayılım gösterir.
Müze Eserleri

Antoninler Çeşmesi Heykel Buluntuları
Çeşmede süsleme hem ‘su’ temasını işler, hem de ‘şarap ve keyif tanrısı Dionysos kültü’nün simgelerini kullanır. Dionysos kültü ile ilgili olarak, tiyatro maskeleri, üzümler ve bitkiler kabartma olarak yer alır. Çeşmenin iki başında yer alan, devasa heykeller ‘sarhoş Dionysos ve ona destek olan Satyr’ grubudur. Bunlar Afrodisias kentinde yapılmış çok pahalı eserlerdir ve en başından beri çeşmede yer almış heykellerdir. Anıtsal çeşmenin haznesi içinde bulunan diğer heykeller, anıta 4. ve 5. yüzyıllarda kentin başka alanlarından getirilip yerleştirilir. Bunlar soldan başlayarak Nemesis, Apollo, Asklepios ve Koronis heykelleridir. Hıristiyanlık döneminde, çok tanrılı dinin simgesi oldukları için bu heykeller Hırsitiyanlar tarafından kırılıp çeşmenin haznesine atılır.
Dionysos ve Satyr: MS 160-180 arası, Afrodisiaslı bir usta tarafından Afrodisias mermerinden yapılmıştır.
Nemesis (Adalet Tanrıçası): MS 2. yüzyıl sonları. Dokemeion mermerinden yapılmıştır.
Glykon imzalı Apollo Heykel Kaidesi: MS 2. yüzyıl başları.
Asklepios: MS 2. yüzyıl başları Dokimeion’lu bir usta tarafından, Dokimeion mermerinden yapılmıştır.
Koronis (Asklepios’un annesi): MS 3. yüzyıl başları. Dokimeion (Afyon) mermerinden yapılmıştır.
Dionysos ve Satyr: MS 160-180 arası, Afrodisias’lı bir usta tarafında Afrodisias mermerinden yapılmıştır.

https://www.youtube.com/watch?v=FHFORY1d2Vw&feature=youtu.be
İmparatorluk Salonu Buluntuları
Roma Hamamı MS 4.-5. yüzyıllarda geniş çaplı bir değişikliğe uğramıştır. Yenileme sırasında imparator ve imparatoriçe heykellerinin yeri değişmiştir. Daha önce hamamın ortasındaki İmparatorluk Salonu’nda sergilenen bu devasa heykeller, hamamın doğusundaki büyük salona taşınmıştır. Eskiden soğukluk olarak kullanılmış bu büyük salon kuzey-güney doğrultusunda uzanan bir dikdörtgen şeklindedir. Merkezde yer alan holün dört köşesinde 11 metrelik büyük payeler yer alır. Bu merkez holün güneyinde ve kuzeyinde uzanan salonlar soyunmalık olarak kullanılmıştır. Soyunmalıklarda altışar paye yer alır ve payeler arasında, doğu ve batı kenarlar boyunca karşılıklı derin girintiler vardır.
2007-2008 sezonları arasında yapılan kazılarda, Güney Soyunmalık kısmında pek çok heykel parçası ele geçmiştir. Hanedanlık heykellerinin hamamın yenilenme süreci içersinde payeler arasında bulunan nişlere karşılıklı olarak yerleştirildiği anlaşılmıştır. Böylelikle Güney Soyunmalık, Antoninler Hanedanlığı heykellerinin sergilendiği bir galeriye dönüşmüştür. Hadrian’dan başlayarak imparatorlar Antoninus Pius ve Marcus Aurelius’un devasa heykelleri, batı nişler içinde, eşleri sırayla Sabina, Büyük Faustina ve Genç Faustina (henüz bulunamadı) karşılarındaki nişler içinde yerleştirilmiştir.
Sol resim İmparator Hadrian, sağ resim İmparator Marcus Aurelius büstleridir.
Kuzeybatı Heroon’un Dans Eden Kızlar Frizi
Kabartma serisinde, neredeyse gerçek boyutlarda 14 kız gösterilmiştir. Bunlardan en baştaki, kitara çalar, diğerleri birbirinin şallarının ucunu tutarak dans eder. Bu dans eden kızlar süslemesi, tanrı Dionysos kültü (inancı) ile ilgili bir temadır. Kuzeybatı Heroon’un dans eden kızlar frizinin başlangıç kabartması MÖ 10 ile MS 10 yılları arasına tarihlenir. Sol baştaki genç kız kitara çalar. Sağındaki dansçı, onun uçuşan şalının ucunu tutar. İkisi de yüksek tabanlı dans ayakkabıları giyer. Yerel Burdur taşından yontulmuştur.
MÖ 50-25 arası tarihlenen Heroon’un önünde yer almış olan devasa heykelin mermer baş kısmı. Anıtın ithaf edildiği genç kahramanın idealize edilmiş bir portresidir. Olasılıkla seçkin bir ailenin üyesi olan bu kişi ölümünün ardından bu anıtla onurlandırılmıştır. Üstün işçiliğe sahip bu heykel başı Burdur Müzesi’nde Dans Eden Kızlar frizinin sol arkasında sergilenir.

Hadrian Çeşmesi Buluntuları
Hadrian Çeşmesi, Sagalassos’un ilk Roma şövalyesi Tiberius Claudius Piso’nun ölümünden sonra, vasiyeti üzerine yaptırılır. Piso, anıtı İmparator Hadrian’a ithaf eder. Bu yapı ‘edikula mimarisi’nin bir örneğidir. Bu tür yapılar aslında bir arka duvar üzerine ve önüne yapılan düzenlemelerden oluşur. Duvarın içinde nişler yer alır; önünde, ileri çıkan podyumlar ve kaideler üstünde bir veya iki çift sütun dizilidir. Podyum üzerinde yükselen ve kendi çatısını taşıyan bu sütun gruplarına ‘edikula’ denir. Hem nişlerin içine, hem de sütunlar arasına heykeller yerleştirilir. Bu anıtta orta nişte, üç metre yüksekliğinde devasa bir Apollo heykeli yer almıştır. Apollo heykelinin üzerindeki nişte altın kaplı bronz bir Hadrian heykeli yer almış olmalıdır. Hadrian heykelinin iki yanında, anıtı yaptıran Piso’nun kendi heykelleri konmuştur. Ayrıca Piso’nun vasiyetini yerine getiren mirasçılarının ve tanrı ve yarı-tanrı mitolojik varlıkların da heykellerine anıtta yer verilmiştir. Anıtın podyumu üzerindeki yarım kaidelerde dokuz ‘müz’den (su perisi) altısının kabartması görülür. Anıtın heykellerinin üstün yontu işçiliği üç ayrı heykel atölyesinin eseridir.

Kolosal Apollon Kitharodos Heykeli
Geç Hadrian dönemi (MS 130-138). Yükseklik 3 metre. Afrodisias mermerinden işlenmiştir. 4,5 ton ağırlığındadır. Heykelin alt gövdesini kaplayan Himation’un göğsündeki yuvarlak fibulada erkek büstü betimlesi mevcuttur. Apollon Kitharodos buluntu yerine göre çeşmenin alt katındaki merkezi nişte durmakta olan üst kattaki kayıp Hadrian heykeliyle aynı hizada bulunmaktaydı. Bu heykel, Klaros (Colophon) Kehanet Merkezi’nin Hellenistik kült heykelinin Roma Dönemi küçük boyutlu kopyasıdır. Hadrian Çeşmesi aşağı katın merkez nişinde yer almıştır bu devasa heykel.
Aphrodite Heykeli (Aşk tanrıçası): MS 2.yüzyılın 3. çeyreği. Hadrianus Çeşmesi’ne aittir.
Nekropolis Buluntuları
Sagalassos kentinde ölü gömme ile ilgili adetler tarih boyunca farklılıklar gösterir. Hellenistik Dönemde (MÖ 3.-1.yüzyıl ) İskender Tepesi ile güney sur duvarları arasında kalan kısım kentin esas mezarlığı olarak kullanılmıştır (Güney Nekropolis). O dönemde ölüler yakılmakta ve külleri dikdörtgen ev biçimli urnaların içine konularak gömülmekteydi. Bu urnaların dar yüzlerinin birinde kapı diğerinde ise iyi bir savaşçı olduğunu göstermek için silah kabartmaları bulunmaktaydı. Bazılarının çatı biçimli kapaklarının üzerinde mezarı koruyan çömelmiş bir aslan figürü de yontulmuştur. Erken İmparatorluk Dönemi’nde bu urnaların üzerine girlandlar işlenmeye başlamıştı. Bu dönemden itibaren MS 1. yüzyılın ilk yarısına kadar Roma adetlerinin doğrudan etkilediği bir urna biçimi görmek mümkündür. Büyük bir vazo biçmindeki bu urnalar, tiyatro masklarından sarkan girlandlarla süslü ve koni biçiminde kapaklarıyla tamamlanmıştır. MÖ 3. ve 2. yüzyıllar arasında ölülerin yakılarak gömülmesi adeti devam etmiş, kentin kuzeyinde ve doğusunda yeni mezarlıklar kurulmuş. Kuzey Nekropolis’de daha çok kaya mezarları bulunuyor. Kemerli bir girinti şeklindeki bu mezarlarda bazen kayaya yontulmuş, bazen de kayadan bağımsız urnalar kullanılmış. Bu mezarlarda henüz hiç Roma ismine rastlanmamış olması bu mezarlığın halkın tutucu kesimi tarafından kullanılmış olduğunu düşündürür. Güney ve doğu nekropolislerde ise ölüler daha çok lahit içerisine gömülmüş. Kimsi ithal edilmiş, kimisi de o yörede üretilmiş lahitlerin tipleri Roma etkilidir. Her üç mezarlıkta da buralardan geçen yollara hakim, anıtsal mezarlar bulunur. Bunların bazıları lahitleri koruyan üst örtüler, bazıları da küçük tapınak formunda anıtlardır. Geç Antik Dönem’de daha çok kemerli aile mezarları kullanılmıştır. MS 7. yüzyıldaki felaketin ardından ölüler taş dizileriyle çevrili son derece basit çukurlara gömülmüştür.
Kalkanlı Ostotek: Ölü külü kabı Geç Hellenistik Dönem.
Severuslar Çeşmesi Buluntuları
Aşağı Agora’nın kuzeybatısında Severuslar Çeşmesi olarak adlandırılan anıtsal bir çeşme yer alır. Çeşmenin arka duvarında heykeller için yapılmış dokuz niş vardır. Özgün halinde ön cephesi boyunca kaideler üzerine konmuş bir sıra sütun bulunur. Arka duvardan akan kaynak suyu, önündeki uzun hazneye toplanır. Severuslar Dönemi başlarında çeşmenin sütunlar üzerinde kalan üst kısmı yenilenir. Kalıntılar arasında iki adet Nike heykeli de yer alır. Nike heykellerinin yanı sıra, daha erken bir evreye tarihlenen bereket boynuzu taşıyan tanrıça gövdesi ve Hera Ephesia heykeli buluntular arasında yer alır.
Nike (Zafer Tanrıçası): MS 3. yüzyılın ilk çeyreği. Severuslar Çeşmesi’nin 3. edikulasına aittir.
Nike (Zafer Tanrıçası): MS 3. yüzyılın ilk çeyreği. Severuslar Çeşmesi’nin 7. edikulasına aittir.
Bereketboynuzu Taşıyan Tanrıça Gövdesi: MS 2. yüzyılın ilk yarısı Severuslar Çeşmesi 2. edikulaya ait.
Hera Ephesia: Severuslar Çeşmesi 1. edikulasına aittir. Çeşmeden daha geç bir döneme tarihlenir. Roma Hamamı’nın İmparatorluk Salonu’na ait olabilir.
Aşağı Agora Tanrı Kabartmaları
Bu meydan, İmparator Augustus döneminde düzenlenmiştir (MÖ 27-MS 14). Aşağı Agora, Yukarı Agora’ya kıyasla daha ticari bir özelliğe sahiptir. Yine de, burada da pek çok onursal anıt ve heykel yer alır. Heykel kaidelerinden bazıları halen meydanın doğu kenarında görülebilir. MS 120 civarında, Agora’nın kuzeydoğusunda düzenlenme yapılır. Yukarıya çıkışa kavisli bir teras duvarı ve merdiven inşa edilir. Duvarın üzerinde Sagalassos’un başlıca tanrılarının kabartmaları bulunur. Herakles ve Ares kabartmaları, hala yerindedir. Diğer dört tanrının kabartmaları Burdur Müzesi koleksiyonundadır.
Zeus Kabartması: MS 1.-2. yüzyıl
Zeus Kabartması: MS 1-2. yüzyıl
Hermes Kabartması: MS 1.-2. yüzyıl
Poseidon Kabartması: MS 1.-2. yüzyıl
*****
- bölümün sonu