Deprem Türkiye’de neden sık yaşanıyor?
Bu yazı, “deprem Türkiye’de neden sık aralıklarla yaşanıyor” sorusuna cevap vermeyi amaçlamakta. Bunun için önce, dünyanın ve yerkürenin yapısından, yerkabuğunu oluşturan levhalar ve bunların hareketlerinden kısaca bahsetmemiz gerekiyor. Daha sonra, Türkiye’de depremlerin sık olma sürecini başlatan Atlantik Okyanus ortası sırtı ile Afrika ve Arabistan levhalarının rolünü ve Türkiye’nin depremselliğini anlatacağım.
Türkiye, Akdeniz-Himalaya deprem kuşağında yer alır. Türkiye’de depremlerin sık aralıklarla olma nedeninin Atlantik Okyanus ortası sırtı ve Afrika-Arabistan levhalarının hareketleri ile yakından ilişkili olduğunu belirtmeliyim. Deprem ülkesi olduğumuz düşünülürse deprem güvenliği için bu bilgilere ihtiyacımız var.
Dünyanın yapısı
Dünya; Atmosfer: Gaz küre, Hidrosfer: Su küre, Biyosfer: Canlı küre ve Yerküreden oluşur. Yerküre ise yerkabuğu diğer adıyla taş küre veya litosfer, manto ve çekirdek bölümlerinden oluşur.
Yerkürenin yapısı

Yerkürenin şekli tam küre olmayıp, kutuplarda hafif basıktır. Yerküre dıştan merkeze doğru şekilde görüldüğü üzere yerkabuğu, manto ve çekirdek olmak üzere üç ana katmandan oluşur. Çekirdek katmanı da İç çekirdek ve dış çekirdek bölümlerinden oluşur. Yerkürenin yarıçapı 6371 km’dir.
Yerin iç yapısı

a-İç çekirdek
Katı halde nikel ve demir bileşimlidir.
b-Dış çekirdek
Kükürt ve oksijen nedeniyle sıvı halde, demir ve nikel bileşimlidir.
Yerin iç yapısı [3,4]..
Manto
Alt ve üst manto ile astenosfer bölümlerinden oluşur. Manto koyu eriyik halde magmadır. Silisyum, magnezyum, nikel, demir ve oksijen bileşimlidir.
Yerkabuğu
Sial ve Sima olmak üzere alttaki resimde de görüldüğü üzere 2 bölümü vardır.

Sial: Tamamen katı bölümdür, silisyum ve alüminyum bileşimlidir.
Sima: Henüz katılaşmamış bölümdür, bazalt bileşimlidir.
Okyanusal kabuk, sial ve sima [3,4]..
Hepimiz dünya üzerinde yaşıyoruz fakat dünyanın derinliğinde, daha derinde nelerin olduğunu hiç merak ettiniz mi?
Farz edin ki dünya, kabuk, etli kısım ve çekirdeği olan bir elma veya armut olsun. Dünyanın çekirdeği katı metal demir ve nikel olup, sıcak sıvı durumundaki metallerle çevrilidir. Dünyanın etli kısmı olan manto, magma olarak adlandırılan sıcak, çorba gibi, erimiş kaya kütlesidir. Dünyanın derisi ise, üzerinde yaşadığımız sert yüzey olan kabuktur.
Kabuk kısmı dünyanın her tarafında eşit kalınlıkta olmayıp, aşağıdaki şekilde görüldüğü üzere, yüksek sıradağlar altında daha kalındır. Kıtaların yüzeyi altında 35-70 km kalınlığa ulaşmakta ve okyanus tabanı altında 8-12 km kalınlığındadır.
Levha tanımı ve çeşitleri
Yerkabuğu lastik top gibi tek bir kütleden değil, küresel şeklini bozmadan; aşağıdaki şekilde görüldüğü üzere, bir kaplumbağa kabuğu ya da çatlamış yumurta kabuğu gibi, pek çok parçalardan oluşmuştur. Bazen üzerinde okyanus ve kara (kıta) alanlarını birlikte kapsayabilen bu tek, bir dev ya da küçücük kabuk parçalarına levha denilmektedir. Alttaki şekilde görüldüğü üzere, levhalar kıtaları oluşturan kıtasal kabuk ile okyanusların tabanındaki kısmı oluşturan okyanusal kabuktan, ya da sadece bunlardan birinden meydana gelebilir. Bu levhalar sağdaki şekildeki gibi, yayılma kutbu ekseni çevresinde hareketlerini sürdürmektedir.

Yerkabuğunu oluşturan levhalar

Şekilde de görüldüğü üzere, yerkabuğunu oluşturan; Pasifik, Avrasya, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Afrika, Arabistan, Nazka, Hindistan-Avustralya, Antarktika, Kokos, Tongo ve Anadolu levhası gibi levhaların dışında birçok küçük levha bulunmaktadır.
Konveksiyon akımları
Dünyanın merkezi kısımlarında üretilen ısı mantodan geçerek dışarıya doğru ilerlemeye çalışır. Bu olay, aşağıdaki şekillerde görüldüğü gibi, düdüklü tencerede kaynayan suya atılan pirinç tanelerinin ters yönde hareketi gibi, mantonun hareketlenmesine ve hacimsel ters yönde konveksiyon hareketlerine neden olur. Mantodaki magma çok sıcaktır. Sıcaklığı bütün manto boyunca aynı değildir. Magma, yer kabuğu altında yükselen, alçalan ve sirkülasyon yapan ”sıcak nehirler” meydana getirir. Bu hareketler yeryüzünü kaplayan kırılgan yerkabuğunda sürtünme nedeniyle, yerkabuğunun parçalanmasına ve levhalara ayrılmasına, yanardağların püskürmesine, kıtalar arasındaki okyanusların açılmasına ve okyanus ortası sırtların oluşmasına neden olur.
Levha hareketleri
Yerkabuğunu oluşturan levhalar sürekli hareket halindedir. Alttaki resimde görüldüğü üzere, hareket eden levhalar, kimi zaman gölde serbestçe yüzen sallar (kayıklar) gibi birbirinden uzaklaşırken, kimi zaman birbiri altına magmaya doğru dalar, birbiriyle çarpışır, birbirlerinden uzaklaşır ya da yan yana duran ve aynı anda ters yönde hareket eden iki trenin hareketi gibi yanal yönde hareket ederler. Magmaya dalan katı yerkabuğu kısmı ergir. Ergiyen malzeme tekrar yeryüzüne volkanlar şeklinde çıkar. Çarpışan levhaların sınırlarında sıradağlar oluşur. Deprem olayları en çok yanal hareket eden levha sınırlarında yaşanır.

Levhaların birbirlerine yakınlaşmasıyla, okyanusal kabuğun kırılarak şekilde görüldüğü üzere, yerin içerisine doğru dalmasına, kabuğun tükenmesinden sonra da çarpışmasına neden olur. Kıtasal kabuk kesimlerinin, birbirinden uzaklaşan konveksiyon akımlarının etkisi altında kalmasıyla ise, kabuk iki parçaya ayrılır ve parçalar birbirinden uzaklaşmaya başlar. Bu uzaklaşma iki parça arasında genişleyen bir okyanus ile büyüyen bir okyanusal kabuğun gelişmesini sağlar. Levhaların hareket hızları 24 mm/yıl’a kadar değişiklik göstermektedir.

Levhaların hareket etmeleri, kıtaların coğrafyasında ve mekanında sürekli değişikliklere neden olmaktadır. Şekilde, levhaların 250 milyon yıl öncesinden günümüze yerküre üzerindeki hareketleri görülmektedir.
(Görsel: 250 milyon yıl öncesinden günümüze levha hareketleri [3, 4, 5])
Dünyada depremler
Yer kabuğu sürekli devinen, birbirleri ile çarpışan ya da ayrılan plakalardan oluşmuş bir mozaik görünümü sergiler; depremler ve volkanlar bu sınırlarda yoğunlaşır. Şekilde, levha sınırlarındaki depremlerin yoğunluğu kırmızı noktalarla gösterilmiştir.

Dünyada; Pasifik deprem kuşağı, Akdeniz-Himalaya deprem kuşağı, Atlantik deprem kuşağı diye üç deprem kuşağı bulunmaktadır. Deprem riskinin en çok olduğu bölgeler;
- Japonya,
- Çin,
- Asya kıtasının özellikle güney kısımları,
- Güney Amerika batı kısmı
- Alaska-Kuzey Amerika batı kısmı
- İran
- Türkiye
- Pakistan.
Buraya kadar dünyanın ve yerkürenin yapısından, yerkabuğunu oluşturan levhalar ve bunların hareketlerinden bahsettim. Şimdi de Türkiye’de depremlerin sık sık olma sürecini başlatan Orta Atlantik sırtı ile Afrika ve Arabistan levhalarının rolünü ve Anadolu levhasının hareketi ve Türkiye’nin depremselliğinden bahsedeceğim.
Aşağıdaki şekilde görüldüğü üzere, Kuzey ve Güney Amerika Levhası ile Afrika, Avrasya Levhası arasında Atlantik Okyanusu ve okyanusun ortasında güneyden kuzeye uzanan Orta Atlantik sırtı yer alır. Bu sırt boyunca söz konusu levhalar yılda 24 mm birbirinden uzaklaşmakta, yani iki levha arasında açılma olmakta, bu açılan yarıktan magma okyanus tabanından çıkıp soğuyarak levhaların kenarlarına eklemlenmektedir.

Bu eklemlenmeyle magma malzemesi kendine yer açmak için, Orta Atlantik sırtı doğusunda Afrika levhasını alttaki şekilde görüldüğü üzere ok yönünde doğuya iter ve Afrika levhası da kuzeyindeki Arabistan Levhasını şekildeki gibi ok yönünde iterek Anadolu levhasını sıkıştırır. Arabistan Levhası, Avrasya levhası ile Doğu Anadolu’da çarpışmaktadır. Arada kalan Anadolu levhası bu çarpışma zonundan batıya, iki parmağımız arasına aldığımız bir zeytin tanesini sıkıştırdığımızda pırtlaması gibi, yılda 15-20 mm bir hızla pırtlamakta yani batıya kaçmaktadır. Bu pırtlama-kaçma hareketi Kuzey Anadolu fayı ve Doğu Anadolu fayları boyunca olmakta ve şekilde okla gösterilmiştir.

Türkiye’nin depremselliği nasıldır?
Türkiye, Akdeniz-Himalaya deprem kuşağında yer alır. Türkiye’deki depremler Atlantik Okyanus ortası sırtı ve Afrika-Arabistan levhalarının hareketleri ile yakından ilişkilidir. Türkiye, 2 numaralı Akdeniz-Himalaya deprem kuşağı üzerinde bulunur.
Doğu Afrika rifti ve Kızıldeniz yarılımı ile Afrika levhasının gerek doğudan, gerekse de batıdan okyanus ortası sırt yayılımları ile sıkıştırılmaktadır. Bunun sonucunda kuzey bölümünde farklı yönlerde kayma olmakta, bir diğer deyişle Afrika levhası içinde kıta içi deformasyonlar gelişmektedir. Bununla birlikte, Kızıldeniz boyunca bugün de devam eden deniz tabanı yayılması nedeni ile Arabistan levhası şekilde gösterildiği üzere ok yönünde kuzeye doğru itilmekte ve Avrasya levhasının altına dalmaktadır. Bu dalma ile Arabistan levhası, şekilde yay şeklinde kalın siyah çizgiyle gösterilen Anadolu’nun güneydoğusundan geçen bir hat boyunca Anadolu’yu sıkıştırmaktadır. Anadolu levhası yılda 15-20 mm hızla batıya doğru hareket etmekte ve batıda da şekilde Ege Denizi’nde okla gösterildiği üzere, sola doğru kıvrılarak Girit dalma-batma bölgesine güneye doğru ilerlemektedir.

Kuzey Anadolu fayı ve Doğu Anadolu fayı gibi belli başlı kırıkları harekete geçiren bu sıkışma milyonlarca yıldır olduğu gibi günümüzde de yaşadığımız depremlerin ana nedenidir. Kuzey Anadolu fayı yaklaşık 1400-1500 km uzunluğunda birbirini izleyen paralel yüzlerce kırıktan oluşan fay sistemidir.

Arabistan levhasının kuzeye ilerlemesi ile Akdeniz Hint okyanusuna bağlayan eski bir okyanus yok olmuş ve daha sonra Arabistan levhası ile Anadolu levhası birbirleri ile çarpışmıştır. Bu çarpışma sırasında Anadolu’nun güney ve doğusunda kıta kabuğu kalınlaşmış olup, bu kalınlaşma halen devam etmektedir. Bu sayede Doğu Anadolu yaklaşık 2000 m yükselmiştir. Günümüzden yaklaşık 5 milyon yıl önce Kuzey Anadolu fayı ile Doğu Anadolu fayı Karlıova’da birleşmiştir ve Anadolu levhası 100 yılda 2 m kuzeye doğru ilerleyen Arabistan levhasının sıkıştırması sonucunda, o tarihten beri batıya doğru ilerlemektedir.
Anadolu levhasının batıya hareketi, Yunanistan karası tarafından engellenmektedir. Bu engellenme ile Batı Anadolu’da bir süpürgenin ucunun duvara sıkıştırılmasıyla oluşan yelpaze şekli gibi, batı Anadolu’da gerilmelere yol açmakta ve bu bölgede Ege graben ve horst adı verilen çöküntü ve yükselti alanları oluşmaktadır.
Afrika levhası yaklaşık 15 milyon yıl önce, Girit Adası’nın güneyinde bir yay gibi, Helen-Kıbrıs Yayı denilen zon boyunca, Avrasya levhasının altına dalmaya başlamış ve dalan bölüm Astenosfer içinde eriyerek magmaya dönüşmüş ve bu magma tekrar yükselerek Ege Denizi’nde volkanik ada yayları oluşturmuştur ve bu süreç devam etmektedir.
Afrika levhasının kuzeyde Anadolu levhasının altına dalmasının devam etmesi sürecinde yaklaşık 100 milyon yıl sonra Afrika kıtası ile Avrupa ve Anadolu levhaları birleşecek, Akdeniz ve Karadeniz şu andaki yerlerinde olmayacaktır. Anadolu levhasındaki bu hareketlilik beraberinde de birçok fayın oluşmasına ve buna bağlı olarak depremlerin oluşmasına neden olmaktadır.
Türkiye diri fay haritası
Haritada gösterilen kırmızı kalın çizgiler 1900 yılından beri hareketlilik görülen fayları, ince kırmızı çizgiler de son 11 bin yıldan bugüne kadar olan dönemde deprem ürettiği bilinen fayları göstermektedir.

Türkiye deprem yoğunluğu haritası
Depremlerin Batı ve Doğu Anadolu’da, Kuzey Anadolu fayı ile Doğu Anadolu fayı boyunca sık sık olduğu aşağıdaki haritada siyah noktaların yoğunluğundan görülmektedir.

Türkiye’nin en tehlikeli ve en riskli deprem bölgelerinin Batı Anadolu horst ve graben sisteminin bulunduğu Ege Bölgesi, güney Marmara Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi, Kuzey Anadolu fayı ile Doğu Anadolu fayı boyunca ve civarı olduğu aşağıdaki haritada kahverengi zonların yoğunluğundan açık bir şekilde görülmektedir.

Türkiye’de deprem riski taşıyan yöreler
Türkiye’de olası sismik boşluklar, diğer bir anlamıyla yerkabuğunda enerjinin uzun yıllardan bu yana biriktiği, henüz bir enerji boşalımının, bir kırılmanın olmadığı deprem riski taşıyan yerler bulunmaktadır. Bunlar aşağıdaki haritada yeşil renkte gösterilmiştir. Türkiye’de 15 adet sismik boşluk vardır. Bunlar Marmara, Geyve, Argıthanı, Aksu, Gökova Körfezi, Antalya Körfezi, Andırın, İskenderun Körfezi, Türkoğlu, Hazar Gölü, Yedisu, Çayırlı-Aşkale, Ardahan, Van ve Yüksekova’dır. Bunlardan kırmızı işaretli yerlerde 2023 yılı itibariyle kırılma olmuş, beklenen depremler gerçekleşmiştir. Diğer yeşil yerlerde beklenmektedir.

Depremin etkileri
Depremin etkileri binaların yıkılması, yangınlar, zemin sıvılaşması, heyelan şeklinde olmakta, hasarlara, can ve mal kaybına yol açmaktadır. 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi sırasında, Adapazarı’nda Kuzey Anadolu Fayı üzerinde yer alan bir sitede, fayın güneyinde kalan binalardan hepsinin yıkıldığı resimde görülmektedir. Gölcük depremi ile 12 Kasım 1999 Düzce depreminde binalar ve köprüler yıkılmış, yer kaymaları, çatlaklar oluşmuş, yollar ötelenmiş, hatta kırık üzerindeki ağaç gövdesi yarılmıştır.

6 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş Pazarcık’ta 7,7 Elbistan’da ise 7,6 büyüklüğündeki depremlerde büyük hasar oluşmuş ve can kaybı olmuştur.
Deprem kelimesi insanları tek başına korkuya sürükler. Çok şeyin hareket etmesini bekleriz, ancak yer hariç. Bir gökdeleni taşıyacak kadar sağlam olan yer, nasıl sallanır ve parçalanır? Deprem nereden gelir? Ne zaman ve nerede vuracağını öğrenecek miyiz? Depreme dayanıklı binaları yapabilir miyiz? Bu ve bunlara benzer dünyamızı içerde ve dışarda yöneten gizli kuvvetlerle ilgili sorulara cevapları, ‘Deprem ve Tsunami’ ve ‘Gençler İçin Deprem ve Tsunami’ adlı kitaplarda bulabilirsiniz.
Depremden kaçmak ya da korkmak değil, onunla nasıl yaşayacağımızı anlamamız gerekiyor. Deprem konusunda bilinçli olursak, doğadan gelecek tehlikelere karşı hazırlıklı olur, doğanın yaratacağı etkilerden korunabiliriz. Bu konuda bilinçlenmeyip önlem almazsak, afetlere hazırlıksız yakalanırız.
Unutulmamalıdır ki, deprem öldürmez. Bilmemek, bilimden sapmak ve tedbirsizlik öldürür.

Yazı, [3].Eşref Atabey. Deprem ve Tsunami. 2020. Asi Kitap 83s;[4].Gençler İçin Deprem ve Tsunami. 2021. Sarmal kitabevi,167s;[5].Deprem. 2000. MTA Eğitim serisi-34 kitaplarından hazırlanmıştır.
Dr. Eşref Atabey
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Yazar
Diğer Kaynaklar
[1].Monroe, J. S. ve Wicander, R. 2004. Physical Geology (Fiziksel Jeoloji Yeryuvarı’nın Araştırılması; Türkçe baskıya hazırlayanlar. K. Dirik ve M. Şener). JMO Çeviri Serisi No:1, 642s.
[2].FEMA. 1999. Earthquakes, Natural Science Teachers Associations. Federal Emergency Management Agency. 159 p. ABD.
[6].Okay, A., Kaşlılar-Özcan, A., Boztepe-Güney, A ve Kuşçu, İ. 1999. Marmara depreminde İstanbul’u tehdit eden kırıklar, Cumhuriyet Bilim Teknik, 648/9.
[7].MTA. 2012. 1/2.000.000 ölçekli Türkiye diri fay haritası.
[8].Demirtaş, R. ve Yılmaz, R. 1996. Türkiye’nin sismotektoniği. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Afet İşleri Genel Müdürlüğü. Ankara.
[9].AFAD