Fukuşima nükleer felaketinin 12. yıl dönümünde hatırlatma; “Nükleer santral macerasından vazgeçilmelidir”
Dünyanın gördüğü en büyük nükleer facialardan biri Japonya’nın Okuma bölgesinin başkenti Fukuşima’da, Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde meydana gelen facianın üzerinden 12 yıl geçti. 11 Mart 2011’de, 9,1 şiddetindeki deprem ile sarsılan ve ardından meydana gelen tsunami nedeniyle Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nde yaşanan peş peşe patlamalar ile dünya, nükleer bir felakete sahne oldu.
Japonya, 12 yıldır nükleer felaketin yarattığı, milyarlarca dolara mal olması beklenen riskle mücadele ediyor. Uzmanlar, bölgedeki su kaynaklarında hâlâ kirlilik olduğunu ve toparlanmanın 40 yılın üzerinde zaman alacağını bildiren bilimsel çalışmalar yayımladı.
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından, facianın yıldönümünde, “Nükleer santral macerasından vazgeçilmelidir” başlıklı bir basın bülteni paylaşılarak nükleer santrallerin durdurulması çağrısı yinelendi.
Yapılan açıklamada; dünya, nükleer santrallerden vazgeçme sürecine girerken, ülkemizin Mersin/Akkuyu, Sinop/ İnceburun, Kırklareli/ İğneada’da planlanan nükleer santraller ve Akkuyu ve Sinop’ta devam eden yapım süreçleri ile büyük çevresel ve yaşamsal risklere itildiği ifade edildi. Santrallerin ÇED Raporları’nın yetersizliğine yönelik hukuki süreçlerin ve itirazların dikkate alınmadığı vurgulandı ve “Yapım sürecinde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan eksiklikler riskin boyutunu da büyütmeye devam etmektedir” uyarısı paylaşıldı.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından paylaşılan açıklamasında şu bilgilere yer verildi;
Çevresel riskleriyle birlikte güvenlik riskleri de tartışılıyor
“Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile birlikte Çernobil santralinden uzun süre bilgi akışı sağlanamadı. Diğer taraftan Zaporijya Nükleer Santralı’nda yaşanan çatışma, nükleer santralların kaza riski dışında savaşlarda hedef olabileceklerini gösterdi. Nükleer santrallerin terör saldırılarına hedef olabileceğini gösteren birçok araştırma bulunuyor. Santrallerin tüm çevresel riskleri ile birlikte güvenlik riskleri de tartışılıyor.
6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçesi olarak belirlenen 7,7 ve 7,4 büyüklüğündeki depremler sonucunda; başta Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Malatya, Osmaniye ve Diyarbakır illeri olmak üzere çok geniş bir bölgede büyük bir yıkım yaşadı. Gerek yaygınlığı gerekse sonuçları itibariyle son yıllarda yaşanan en büyük felaketlerden biri olan depremde on binlerce binanın yıkıldığı ve ağır hasar aldığı açıklandı. Ancak bölgedeki alt yapı tesisleri, sanayi tesisleri, enerji tesislerinin hasar durumu ile ilgili henüz yeterli ve sağlıklı veri bulunmamakta.
Akkuyu Nükleer A.Ş. tarafından yapılan açıklamada; Akkuyu NGS sahasında hızla yapılan inceleme sonucunda herhangi bir anormallik veya hasar tespit edilmediği belirtildi.
Depremin yaşandığı andan bugüne kadar gelinen noktada, tüm eksiklikler ile birlikte doğal afetlerin nasıl felakete dönüşebileceğini acı bir şekilde deneyimledik. Gerek deprem öncesi alınması gereken önlemlerin alınmaması, gerekse bölgeye ulaşım, arama-kurtarma faaliyetlerindeki koordinasyonsuzluk, yeterli ekipman ve insan gücünün sağlanamaması kayıplarımızı büyüttü. Depremzedelerin su, gıda, giyim, hijyen ve çadır gibi temel ihtiyaçları giderilemedi.
Tüm bu süreç, deprem bölgesinde bulunan ülkemizde kurulacak nükleer santrallerin olası depremlerle birlikte yaşamsal risklerinin katlandığını, doğal afetlerin nükleer kazaları tetikleyerek çok daha büyük felaketlere neden olabileceğini gösteriyor.
Diğer taraftan, nükleer atıkların nasıl bertaraf edileceğinin cevabı bulunmazken, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu tarafından ülkemizin farklı bölgelerinde nükleer atık bertaraf alanları oluşturulmasına yönelik çalışmaların yürütüldüğü bilinmektedir.
İzmir’deki nükleer atık sorunu 16 yıldır çözülemedi
Nükleer santral hazırlıkları devam ederken, İzmir Gaziemir’de 1940’lı yıllarda kurulan Aslan Kurşun Fabrikası sahasında 2007 yılında tespit edilen ve 7 yıl önce tarihin en büyük çevre cezasının kesildiği tehlikeli ve nükleer atıklar ile ilgili süreçte, İzmir halkı 16 yıl nükleer atıklarla birlikte yaşamaya devam etti. Dönemin Çevre Bakanlığı tarafından geri dönüşüm tesisi olarak lisans almış olan ve denetimleri gerçekleştirilen bir firmanın bahçesinde bulunan atıklar ile ilgili olarak; atıklarımızı mevzuatlarımıza uygun olarak bertaraf etmekle yükümlü olan lisanslı ve denetim altındaki tesislerde bile bu süreci yaşıyorsak; atıklarımızı doğru yönettiğimizi söylemek mümkün müdür?
Nükleer santraller ile ilgili süreçleri hızlı bir şekilde işleten, nükleer santralleri mutfak tüpünden daha az tehlikeli gören, ÇED süreçlerinde halkın katılımını engelleyen yönetimlerin; kentimizdeki atıklarla ilgili süreçte gösterdikleri tutum; ülkemizde ve kentimizde yaşamlarımızın nasıl hiçe sayıldığının önemli bir göstergesidir. Nükleer atıkların İzmir’e nasıl geldiği ve bu alana nasıl gömüldüğü konularında ise bugüne kadar hiçbir açıklama yapılmadığı gibi herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı konusu kamuoyu ile paylaşılmamıştır. İzmir’deki nükleer atıkları 16 yıldır çözemeyen yetkililer, nükleer santrallerin geri dönüşü olmayan risklerini nasıl yöneteceklerdir sorusuna cevap bekliyoruz…
Depremde vatandaşlarını kurtaramayan, depremzedelerin en temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yönetimlerin nükleer santral sürecinde olası bir kaza riski ve nükleer atıklara yönelik acil durumlarda müdahale, maske, iyot tableti vb. koruyucu ekipman temini ve yaşamı koruma şansı var mıdır?
Çernobil nükleer faciası, Fukuşima felaketi ve yanı başımızda yaşanan savaş, nükleer tehlike ve İzmir Gaziemir’deki nükleer atıkların bertarafında yaşanan süreç ve yaşadığımız deprem bir kez daha göstermiştir ki, nükleer santral macerasından vazgeçilmelidir.”