Ana Sayfa RÖPORTAJ “Çevre, yaşamın ta kendisidir”

“Çevre, yaşamın ta kendisidir”

Yazar: Selma ALTIN

Üretim toplumu olmayı bırakıp tüketen bir topluma dönüştük. Çok değil, bundan yirmi yıl öncesinde verimli toprakların anayurdu, tarım ülkesi olan Türkiye’de, şu an ithal edilmeyen gıda ürünü neredeyse yok gibi. Savaşarak ele geçiremediği coğrafyada, kapitalizmi araç olarak kullanıyor emparyalizm… Ve ele geçirdiği her toprakta önce doğayı, çevreyi talan ediyor.

Kalkınma hedeflerini çevre politikası ile entegre etmeyen Türkiye, sanayileşme ve şehirleşmenin olumsuz etkilerini giderek daha çok yaşıyor. Doğru ve tutarlı çevre politikalarına hiç sahip olmayan Anadolu ekosistemi, son dönemdeki betonlaşmadan daha çok yara alıyor.

Çevre konusunda kaotik bir yaklaşım var. Bir yandan ağaç dikiyoruz, yeşil alanları artırıyoruz, sıfır atık projesi ile çevreyi koruyacağız deniyor, diğer taraftan, atıkları yüzyıllar boyunca yaşamı tehdit edecek nükleer santrallerin kurulumuna onay veriliyor.

Çevre ve ekoloji konusunda neler yapılması gerektiğini, konunun uzmanı olan Prof. Dr. İlhan Talınlı’ya sorduk.

Türkiye’nin şu anki panoramasında, sıfır atık projesinin uygulanabilirliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. İlhan Talınlı.

Sıfır atık diye bir şey yoktur. O bir kandırmacadır. Bir uydurmacadır. Bilim şunu söyler; çevre, ekosistemler bütünüdür. En anlaşılır şekliyle şöyle bir benzetme yapabiliriz; ekosistem, elinizdeki bir balon gibidir. Elinizle bir taraftan sıkarsanız öbür taraftan şişer. Dolayısıyla, Türkiye ekosistemine ya da Trakya veya Marmara ekosistemine bir nükleer santral yaparsanız, ekosistem, o etkiyi dengeleyecek ters yönde bir etki gösterir. Bu tepki, ölümlere kadar varır. Ekolojik denge bunun denge noktasıdır. Dolayısıyla, bir sibernetik sistem söz konusudur. O da; hangi sisteme dıştan bir etki yaparsanız, sistem kendi içinde, o etkiyi yok edecek yönde bir tepki verir. Buna da biz, eğer o sistemin kaldıracağı kirlenme kapasitesinden, asimilasyon, yok etme kapasitesinden, işleyen çarklarının hızından daha yüksek bir hızda etki yaparsak, sistem o etkiyi yok edemez ve kirlenme çıkar.

 

Ekonomi, paranın değil yuvanın idaresidir

Atık, çöp, sıfır atık, su, suların arıtılması gibi konuların hepsi, ortada bir yumak var iken, o yumağın içinden bir iki tane ipliği çekip uğraşmaktan ibarettir. Dolayısıyla, olaya global baktığınız zaman, olayın önce bir çevre politikası olması lazım. Çevre politikaları, bütün politikaların üstündedir. Bu nedir? Çevre, insanın etrafındaki doğa değildir. Flora, fauna değildir. İnsanın da içinde bulunduğu, milyonlarca türden oluşan canlı ve cansız ortamdır. Tuz, göl, nehir, hava, su, toprak çevrenin kendisidir. O nedenle çevre kelimesini çok sevmiyorum. Ekolojidir bunun adı. Çevre, ekosistemler bütünüdür. Eikos, Yunanca yaşanılan yer, yuva demektir. Ekonomi ise; onun idaresidir. Ama herkes ekonomiyi para olarak bilir. Ekoloji de onun bilimidir. Böyle baktığınız zaman, ekonomideki her faaliyet, doğal kaynakları, ama bu bildiğiniz kaynak değildir. Ekosistemin bütün kaynaklarıdır. Bana, çevre kaynağı olmayan, ekolojik olmayan bir kaynak söyleyemezsiniz. Para bir kaynak değildir. Paradan bir şey üretemezsiniz. Hava, su, toprak, kurbağa, böcek, tuz, göl, nehir, mikroorganizmalar, her şey çevre kaynağıdır.

“Çevre, insanın etrafındaki doğa değildir. Flora, fauna değildir. İnsanın da içinde bulunduğu, milyonlarca türden oluşan canlı ve cansız ortamdır…”

Böylesi bir çevre içinde en akil olan insan, aktiviteler yapar. Tarım yapar, şehirleşir, sanayi kurar, nükleer santral kurar, stadyumlar, plazalar yapar. Ve her yaptığının bir bedeli vardır. Bu bedel, ekolojinin diyetidir. Ekoloji diyet ister. Biraz önce söylediğim ekolojinin kendi kendine çalışan çarklarının bir hızı vardır. Buna, taşıma kapasitesi diyoruz.

Bu kapasite, şu an hangi durumda?

İstanbul’un taşıma kapasitesi 15-20 milyon nüfusu kaldıracak bir kapasitede değildir. İstanbul’un yanına, Çekmece’den –su temin edilebilecek bir gölden- girip, Sazlıdere Barajı’nı geçip, Terkos’un yarısını alıp, oradan Karadeniz’e inip, üzerine yedi tane viyadük, altı tane mendirek yapılan bir proje, proje değildir. Ekoloji dur der. Ölümler, geriye göçler olur. Bunu bilim söylüyor.

Büyüme hedeflerimiz çevre politikamızla birlikte kurgulanmıyor da diyebiliriz sanırım?..

Politikamız yanlışsa bütün vizyonu, misyonu, planlaması ve projelendirilmesi de yanlış gider. Çünkü bu serinin altından dönüp, politikanın doğrulandığına, hedefler tutturuldu mu diye bakmamız lazım. 2010 yılında, uluslararası bir dergide ‘nükleer santral yapılmamalıdır’ diye makalemin yayımlandığı gün, TBMM, 450 milletvekili ile nükleer santrali ihale etme kararı verdi. İhale edilen nükleer santralin modeli; ‘yap, işlet ama devretme’ idi… 30 yıl boyunca, -KWatt saati 13,5 liradan- Türkiye’ye en pahalı elektriği satıp, bunu garanti altına alıp ve de uranyum çubuklarını Rusya’ya bağımlı -Türkiye’nin uranyumu olmadığın için- yapmak üzere, toplam 250 bin MWatt elektrik gereksinimimizin 4800 MWatt’ını üretecek, yani yüzde 2’sini…

Akkuyu Nükleer Santrali’nin yapılmasına karar verilen bölgeden bir kare…

Dolayısıyla, kaynağa bağımlı oldunuz. Bir başka deyişle; Türkiye tam bağımsızlığını kaybetti. Hani tam bağımsızlık istiyorduk?… Fakat bizim rüzgarımız, güneşimiz var. Almanya’nın 2017’de elektrik enerjisinin 36 bin MWatt’ı rüzgardan, 200 bin MWatt’ını güneşten elde ettiği açıklandı.

Ekoloji, ülke sınırları tanımaz

Hiçbir aktivite, bir hammadde ve enerjiyi alıp, bir ürün çıkartıp, atık çıkarmadan çalışmaz. Bu termodinamik bir kanundur. Endüstri, ‘ben sıfır atık uyguluyorum’ dediğinde kendine kılıf hazırlıyordur. Atık su, katı atık, hava emisyonları, hastane atıkları, tehlikeli atıklar, radyoaktif atıklar ve gürültü deriz. Bundan başka atık sınıflandırmayız. Ama bugün Türkiye’de plastik atıkları yönetmeliği, ambalaj atıkları yönetmeliği, kanatlı hayvan atıkları yönetmeliği var. O bir endüstri. Endüstriyel atık sınıfında atıkları değerlendirilir. Böyle kaotik bir çevre politikası içindeyiz.

Bu benim aklımın erdiğinden beri süregeldi. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkiye’ye dışarıdan para gelsin diye; “900 milyon dolar verene Çankaya’nın bahçesini açarım” demişti. O sırada biz, Kaz Dağları’nda altın madenlerine karşı çıkıyorduk. Bir çevre bakanı altın madenciliğine karşı olanlara; “Zengin kaynaklarımızın fakir bekçisi olamayız” demişti. Yani, ne kadar kaynak varsa tüketelim ama çevrenin işleyiş prensiplerini dikkate almayalım. Daha sonra ne oldu? Dokuz insan, şehrin ortasında selden hayatını kaybedince, doğanın diyeti, derenin intikamı ağır olur dendi. Bunlar politika değil. Kanal İstanbul Projesi için “Mutlaka yapacağız” demek bir politikası olamaz. Çernobil felaketinde bir cumhurbaşkanı; “Radyasyonlu fındıkları, çayları, Rusya’ya satarak intikamımızı almış olduk” dedi. Bir sanayi bakanı; “Biraz radyasyon iyidir” diyerek televizyon kameraları önünde çay içti. Üst düzeydeki insanların politikayı koymalarında sloganlar çok önemlidir. Bu şekilde bir çevre anlayışıyla sıfır atık yapamazsınız.

Biraz önce saydığımız alanların hepsi için çevre bilimi ve mühendisliğinde o kadar çok teknoloji ve yöntem var ki… Buna biz arıtma diyoruz. Bunun öncesinde ise çevre koruma kavramları var. ABD’de Çevre Koruma Teşkilatı var. Bizde böyle bir teşkilat yok. Bizde derken ülke kastetmiyorum, çünkü ekoloji, ülke sınırları tanımaz. Ekolojinin sınırları başka sınırlardır. İnsanlar kendi ülkelerinde kapattıkları nükleer santralleri getirip bizim ülkemizde kurmak istiyorlar, biz ise Sinop’a da kuralım, Akkuyu’ya, İğneada’ya da kuralım diyoruz…

Ülkemizdeki tatlı su kaynaklarının giderek yok olduğu, kirletildiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Suyun geri kazanımı konusunda neler yapılmalı?

Atık su için; 5R (Reduce, Reuse, Recycle, Refuse, Recover) dediğimiz, geri kazanma, tekrar kullanma, arıtma, geri kullanma, iyileştirme gibi kavramlar vardır. Bunları önceden yapmalısınız. Doktorlar, ‘korunmak, tedaviden evladır’ derler. Dolayısıyla, çevreyi koruma temel prensip olmalıdır.

Projelerde Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu’nun önemi nedir?

Bir projenin yapılacağı yerdeki organik ya da inorganik her varlığın iznini almaktır ÇED. Şu anda yönetmelikte başka bir ÇED var. Türkiye’de menfi çıkan bir ÇED görülmemiştir bugüne kadar. Hepsi mahkemelere gitmiştir. Çünkü halkın iznini almaktır ÇED… Bu raporla; çevre mühendisleri, bir projenin çevreye etkisini, faydasını, zararlarını, riskleri ve tahripleri ortaya koyar. Riskleri ve tahribatı minimize edecek –ki, hiçbir riski, tahribatı sıfırlayamazsınız- doğanın istediği standartlara kadar arıtma yapmalısınız. Önlenme, iyileştirme yapmalısınız. ÇED Raporunu’nun üstüne Çevre Yönetim Sistemleri’ni de koyup, şimdi bu projeyi kabul eder misiniz demektir ÇED…

Kentsel atık sistemi nasıl temellendirilmeli? 

Kentsel katı atıkların kaynağında ayrılması, halka düşen en önemli görevlerdendir. Bunun için katı atık yönetim politikanızın olması gerekir. Katı atık yönetim politikasının teşkilatı; belediyeler ve çevre il müdürlükleridir. Kentlerde, yerleşim yerlerinde, katı atık depolama alanları –toprağa gömme- uzaklaştırma noktasıdır. Yani son nokta, mezarına koyuyorsunuz. Ama ondan evvel, yapılması gereken; daha evin içinde, tüm çöpleri kaynağında ayırmaktır. Atık yönetimi mutlaka devlet kontrolünde olmalı. Bir atığı değerlendirip enerji üretiyorum diyenlere madalya takılmaması lazım. O atıktan enerji üretmenin faydası ile maliyeti arasında fizibilite yapılmalıdır.

Prof. Dr. İlhan Talınlı Kimdir?

1966 yılında İstanbul Pertevniyal Lisesi’nden mezun olan Talınlı, 1971’de Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü bitirdi. Yüksek lisans ve doktorasını İstanbul Teknik Üniversitesi/İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı. Fakülte Yönetim Kurulu Üyeliği, Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanlığı ve İngiltere’de Misafir Öğretim Üyeliği yapan Talınlı, 1989’dan beri TEMA ve ÇEKÜL gibi vakıflarda yüksek danışma kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. TMMOB Kimya Mühendisleri Odası, Katı Atık Kirlenmeleri Araştırmaları Türk Milli Komitesi ve Su Kirlenmeleri Araştırmaları Türk Milli Komitesi üyesi olan Talınlı’nın ulusal ve uluslararası dergilerde ve sempozyumlarda yayımlanmış 100’ün üzerinde makale, bildiri, kitap, editörlük ve proje raporundan oluşan yapıtı bulunuyor. 1994’te İTÜ’de profesörlük ünvanını alan İlhan Talınlı, TUBITAK-NATO Yurtdışı Araştırma Ödülü de kazanmıştır.

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku