Ana Sayfa Su'ya DairEKOLOJİ Eğirdir Gölü’nü Kurtar!

Eğirdir Gölü’nü Kurtar!

Yazar: Selma ALTIN

Yaşamda her şey suyla başlar ve şekillenir…

Coğrafyamızdan silinen Akşehir ve geçen yıl kuruyan Eber göllerinden sonra Eğirdir Gölü’nü de kaybedecek miyiz?.. Türkiye’nin ikinci en büyük tatlı su gölü ve birinci derecede içme suyuna sahip Eğirdir Gölü’nün 520 kilometrekare olan yüzey alanı 445 kilometrekareye düştü. Önceki yıllarda ortalama 16 metre olan su seviyesi, son 10 yıl içerisinde aşırı oranda su kaybederek ortalama 6-7 metre oldu.

Geçtiğimiz günlerde, İstanbul Yalvaçlılar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin organize ettiği, Eğirdir Gölü’nü Kurtar toplantısı, İstanbul’da yaşayan Isparta ve civar illerden gelenlerin katılımı ile gerçekleşti. Toplantıdan çıkan en önemli sonuç; “Tüm su kaynaklarımızın doğal yapısı ve biyolojik çeşitliliği mutlaka korunmalıdır” idi… Eğirdir Gölü’nü Kurtar toplantısının Sonuç Bildirgesi’nde; göl, dere ve nehirlerimizin dünyanın doğal su fabrikaları olduğu, Eğirdir Gölü’nün de bu fabrikalardan biri olarak, hiç para harcatmadan yaşam ve besin üretimi için su sağladığı vurgulandı. Bildirgede, Eğirdir Gölü’nün bugünkü durumu ortaya kondu ve sürdürülebilir su kaynağı olarak korunması için aşağıda yer alan tedbirlerin ivedilikle uygulanmasının gerekliliği belirtildi.

Eğirdir Gölü’nü Kurtar Sonuç Bildirgesi

İçme ve kullanma suyu temin edilen Eğirdir Gölü’nün mevcut su kalitesinin korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için havzadaki her türlü faaliyetin düzenlenmesi amacıyla neredeyse 40 yıl öncesi çıkarılan hukuki – teknik esaslar ve yönetmeliklerle korunamamıştır. Yedi yıl öncesinde dikkatleri artırmak ve sorunun ciddi olduğunu belirtmek amacıyla Eğirdir Gölü’ne özgü Eğirdir Gölü Özel Hükümleri (EGÖH) çıkarılmıştır. Fakat bu hükümler de, gölün iyi yönetilmemesi, popülist ve siyasal bakış nedeniyle uygulanamadığından göl korunamamış, aksine, günümüzdeki kuruma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir.

Gölün geleceği için önemli bir güvence olan EGÖH’lerin bazı yerel yönetimlerce havzada inşaat, turizm vb. çalışmalara engel olduğu belirtilerek, ekonominin gelişmesine engel olduğu öne sürülmüştür. EGÖH’ler mutlak koşulla uygulanmalı ve adeta çevre dedektifi oluşturarak insanlar çevrelerinde olup bitenlerin takipçisi olmalıdır.

Gölde hızla artan bitki kümeleri, göl suyunun buharlaşmasına katkı yaparak kıyı kesimlerinde çekilmeye, karalaşmaya, bataklıklaşma ve kurumaya neden oluyor.

Gölün su seviyesi (su bütçesi) neden düştü?

Havzada, gölü besleyen derelerin, çayların üzerine çok sayıda baraj ve gölet yapılması, yüzey akışı ile göle ulaşan sulara engel oluyor. Ayrıca, gölden pompajla – kuyularla, yüzey akışla tarımsal vb. amaçlı su alımları her geçen gün giderek artıyor. Gölün öncelikli amacı; stratejik içme suyu olarak kullanımıdır. Tarımsal sulama ve diğer kullanım suyu için elbette baraj, gölet yapılmalı. Ancak bunlar yapılırken Eğirdir Gölü’ne zarar vermemeli ve gölün geleceği düşünülmeli, düzenlemeler havza bazında olmalıdır.     

Yıllardır “gölden hep alalım ama göl kendini korusun, kollasın” deniliyor ve göl kendi haline terk ediliyor. Gölde kirliliğin artışı, göl içi ve çevresinde su yosunlarının, yüksek yapılı bitki topluluklarının artışını kolaylaştırıyor. Gölde hızla artan bitki kümeleri, göl suyunun buharlaşmasına katkı yaparak kıyı kesimlerinde çekilmeye, karalaşmaya, doğal göllerin gelişimindeki bilimsel karşıtı olan bataklıklaşma ve kurumaya neden oluyor. Sinek artışı da bunun sonucudur…

Göle az su geliyor, gelenden çok fazlası gölden çekiliyor

Eğirdir Gölü; yeraltı suları, kaynaklar, dereler, çaylar, yağışlar ve yağışların oluşturduğu yüzey sularıyla besleniyor. Geçtiğimiz yıllarda, proje kapsamına alınan Eğirdir Gölü Havzası’nda 2019 yılı sonuna kadar göl çevresinde birçok alanın tarıma açılacağı, yapılarda ise 81 milyon metreküp su depolanacağını açıklandı. Elbette suya ihtiyaç olan alanlara su verilmeli fakat bu sular, gölün doğal kaynaklarından, gözelerinden alınmamalı, gölü besleyen dere ve yüzey sularının göle ulaşımı engellenmemeli. Gölün su bütçesi sürekli negatif değerdedir (su kaybı)… Son elli yıl içerisinde göl, su bütçesindeki kayıpları nedeniyle ‘iflas’ etmiştir. Gölün su bütçesi korunmalıdır.






Göllerimiz çöle dönüşüyor…

Tarıma verilen su, gölün su bütçesine göre planlanmalı. Tarımda suyun en az kayıpla taşınma ve kullanma ilkeleri gözetilmesi, daha az suya ihtiyaç gösteren tarım ürünlerine öncelik verilmesi, gölün gelecek kuşaklara da kalması, kurumaması adına büyük önem taşıyor.

Tarım alanlarının düzenlenmesindeki plansızlık, gölden pompajla, göletle tarımsal amaçlı su alımları her geçen gün giderek artacaktır. Yaşanan kurak dönemle birlikte gölde bu yıl geçtiğimiz yıllara oranla aşırı miktarda su azalmasının temel nedeni bu tür uygulamalardır.

Su seviyesinin azalması; gölün biyolojik çeşitliliğinin azalması, suyunun kirlenmesiyle birlikte, havzadaki elma, kiraz, et, süt vb. tarım ürünlerinin de kalite ve miktar kaybına neden oluyor…

Eğirdir Gölü ve biyolojik – kimyasal kirlilik

Eğirdir Gölü’nün suyu depolanarak engellendiğinden, gölde su akışı, doğal dengesinde değil. Göl suyu, doğal akışla anlık olarak yenilenemiyor… Bu da, gölün dip kesiminde atık maddelerin depolanmasına da neden oluyor. Gölün kirliliği ise, geçen yıllarda olduğu gibi ciddi boyutlara ulaşmış durumda… Göldeki su seviyesinin- hızının azalması, göldeki çözünen madde miktarını ve kirliliğin artmasına neden oluyor. Bunlardan en tehlikeli ve dikkat çekeni; arsenik, nitrit azotu ve toplam fosfordur. Gölün dipte bırakan su kalitesini olumsuz etkileyen dip çamuru, mekanik olarak temizlenmelidir.

Gölün suyu 1. kaliteden 4. kaliteye doğru gidiyor.  Aşırı yosunlaşma ve dip birikimi nedeniyle de göl kritik süreçte… Tüm uyarılara rağmen önlemler alınmadığı için son 30 yıl içerisinde gölün en büyük sorunu; kirlilik, su seviyesi ve hacmindeki azalma… Su miktarı azaldıkça kirlilik oranı katlanıyor. Gölde bitki dağılımı ve miktarı, buharlaşmayı daha da arttırıyor. Gölün bilimsel yönetimi tüm bunların olmasını engelleyecektir.

Havza, Türkiye’nin elma deposu, elmanın başkenti olarak biliniyor fakat kirlenmiş sudan elde edilen ürünler sağlığımızı adeta tehdit ediyor. Bu ürünler ayrıca ihraç ediliyor…

Gölün en büyük sorunu; kirlilik, su seviyesi ve hacmindeki azalma…

Gölde çözünen madde ve kimyasal miktarının artışı, göldeki canlıları da etkiliyor ve metal birikimlerinin artmasına neden oluyor. Su ve gıda kaynaklarının azalması sonucunda da, su ve gıda ile bulaşan hastalıklarda artış riski artıyor.

Havzadaki tarım alanları, koşullara ve teknolojiye göre düzenlenmeli

İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü görüşleri doğrultusunda iyi-organik tarıma geçilmeli ve evsel, tarımsal, endüstriyel, atık ve atık su altyapı çalışmaları tamamlanmadan havzada hiçbir düzenleme ve yapılaşmaya izin verilmemelidir. Göl çevresinde iyi –organik tarım önerilmişse de havzada geleneksel tarıma devam ediliyor.

Bu anlayış devam ederse, EGÖH yerine, ileride çok daha ağır uygulamalar gelebileceği gibi, Akşehir Gölü ve kuruyan diğer göller örneğinde olduğu gibi gölün kurumasına neden olunacaktır. Eğirdir Gölü havzasındaki ekonomi; kirlilik, kuruma gibi olumsuzluklar, yasa ve yönetmeliklerin yeterli uygulanmamasından kaynaklanıyor. Eğirdir Gölü’nden alınan suyun mutlaka bilimsel ve teknik uygulamalarla kullanılması ve gölden su alımları ile ilgili yeni uygulamalara son verilmesi gerekli. Dünya ‘su krizine’ girmiş durumda… Bundan ülkemizin en büyük doğal tatlı su kaynağı olan göl çevresinde suya talep giderek artacağından, en çok etkilenen de Eğirdir Gölü olacaktır.

Eğirdir Gölü havzası uydu görüntüleri…

Bu kritik ve hassas dönemde Eğirdir Gölü’nün sorunları, siyasete, çıkara malzeme edilmeden, beklemeden, birlik olmakla çözümlenmelidir. 

Göllerimiz yok olma aşamasında

Ülkemizdeki doğal göllerimiz çok ciddi sorunlarla karşı karşıyalar… Göller kuruma (su kaybı) ve kirlilikle yok olma aşamasındalar. Göllerimize yapılan bilim dışı uygulamalar, ekoloji yerine ‘daha çok para kazanma’ ekonomisinin öne çıkmasıyla, doğal yapı ve ekolojik denge bozuluyor ve bitki-hayvan biyoçeşitliliği hızla azalıyor. Birçok gölümüz endüstriyel atıklarla kirletilerek ağır metal yüküyle dolu toksik depoya dönüştü. Birçoğu da kurudu ve kuruma periyoduna girdi.

  • Kirlenen göllerimiz mekanik ve biyolojik yöntemlerle temizlenmeli.
  • Gölü besleyen dereler, çaylar eğer kirli ise suları arıtma işlemine tabi tutulduktan sonra göle verilmeli.   
  • Göl ve derelerimizin istilacı (egzotik) balık türleri ile balıklandırılmasına son verilmeli.

Göl havzasının yakınında yer alan yüzlerce mermer, taş, kum gibi çeşitli maden ocakları ve torf işletmeleri, projeleri göller bölgesi havzasının ekosistemini, yer altı sularını ve göllerin taban yapılarının tamamını tehdit ediyor.

Gölün önceliği, stratejik önemli içme suyu olarak kullanımıdır. Tarımsal sulama, içme ve kullanma suyu için elbette baraj –gölet yapılmalıdır. Ancak, bunlar yapılırken Eğirdir Gölü’nün geleceği düşünülmeli ve düzenlemeler havza bazında ele alınmalıdır. Doğal su kaynaklarımızın çevresine yapılması düşünülen ya da yapılan HES, gölet ve barajlar, doğal su kaynaklarımıza zarar vermeyecek şekilde planlanmalıdır.

Göller, kuruma ve kirlilikle yok olma aşamasındalar.

Biyolojik çeşitlilik yok oldukça ekonomik sıkıntı artıyor

Yeryüzünde sağlıklı yaşamın sürekliliği, yaşanılan çevrenin daima dengede olması ve olmazsa olmaz olan su, oksijen ve temel minerallerin kısacası ekolojik döngünün bir düzen içerisinde devam etmesine bağlıdır. Bu döngünün dünyada en zengin olduğunu bildiğimiz göller yöresi, göllerinin kuruma, ciddi kirlilik, neredeyse binlerce taş ve mermer ocaklarının başta sağlık olmak üzere, yaşam ortamı-ürün kaybına, biyolojik çeşitliliği yok etmeye, yaşamı ve ekonomik koşulları güçleştirmeye başladığı biliniyor. Bu nedenle; gölleri, ormanları, iklimi ve ürünleriyle kaliteli yaşamın vazgeçilemez ögelerini barındıran göller yöresindeki bu olumsuzlukların kontrol altına alınması gereklidir.

İnsanların bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal yönlerden sağlıklı ve dinç kalmaları, hasta olmamaları, genetik yapıları, çevresel kirlilik, iyi ve sağlıklı gıda ile beslenmeleriyle kısacası; yaşadıkları çevrenin rolü ve etkisiyle çok yakından ilgili olduğu bilinen bir gerçek… Su kaynaklarımızın yetersiz kalmasına, kirlenmesine, kurumasına ve sayısı giderek artan mermer ocaklarına önlem almanın, tepki göstererek “artık yeter!” demenin zamanı yarın için çok geç olacaktır.

Gölün yönetiminde tek yetkili DSİ’dir. Bu kuruma neden gölün su bütçesi yıllardır açık verdiğini, gölün kirlilik sorunlarının neden iyileştirilmediği konusunda görevleri hatırlatılmalı.





Göl havzasında
ekolojik sistemler geliştirilmeli.

Yeni tarım ve yapı alanları açılmamalı

Sular kirletilmeye, tarımda kimyasal kullanımının artması, atıkların düzensiz bir şekilde atılması ve adeta gölün bir çöp tenekesi gibi kullanımının yanı sıra göl kıyısında kamu yararı adına başlayan ve arkasından kişi yararına dönüşen yasal olmayan yapıların giderek artması nedeniyle göl kıyı su kalitesi, seviyesi giderek kayıplara uğradı. Bu nedenlerle, doğal sulak alanlarımızın yönetiminde hazırlanan (hazırlanacak) yönetim planlarında öncelik Ekoloji ve Yaşam Alanının Korunması olmalı. Gölün Mutlak Koruma Alanı‘nda ve gölün çekilmesiyle oluşan alanlarda yeni tarım ya da yapı alanları açılmamalı. Bu yıl, diğer yıllarda olduğu gibi gölde su çekildikçe kıyı işgalleri, yapılaşma devam ediyor. Havzanın ve su kaynaklarımızın kirlenmesine neden olan atıkların, depolanması ve bertaraf edilmesine ilişkin planlanan, doğayı tahrip ederek yok olmasını hızlandıracak olan standartları düşük yatırımlardan vazgeçilmeli. Avrupa’da ve çağdaş dünyada ulaşılan gelişmiş standartlardaki uygulamaların ertelenmeden ülkemizde de uygulanması sağlanmalı.

Yaz mevsiminde Isparta buluşmalarında veya kararlaştırılacak uygun bir zamanda ‘Sılada buluşma günü’ yaparak sesimizi yerinde dile getirmeli ve farkındalık yaratmak için ‘Yürüyüş’ etkinlikleri düzenlenmeli.

Su kaynaklarımızın yetersiz kalmasına, kirlenmesine, kurumasına ve sayısı giderek artan mermer ocaklarına önlem almanın, tepki göstererek “artık yeter!” demenin zamanı yarın için çok geç olacaktır.

Tarımda biyolojik yöntemler tercih edilmeli

Göllerin su bütçeleri korunmalı, havzalarda modern tarım ve sulama teknikleri uygulanmalı. Doğal su kaynaklarımız için çıkarılan koruma kullanma yönetmelikleri uygulanmalı, göl havzasında yeşil altyapı bileşenleri ile doğa ve ekolojik sistemler geliştirilmeli.

Tarımsal ilaçlar, havaya, suya, toprağa ve yüzey sularıyla yer altı kaynaklarına, göl ekosistemine kolaylıkla ulaşabiliyor. Tarımsal mücadele ilaçlarının çevreye dağılımı çok yönlü ve oldukça karmaşık bir yapıya sahip olmaktan çıkarılmalı. Biyolojik yöntemlere ağırlık verilmeli.

Yaşamda her şey sula başlar ve şekillenir… Hasta olmamak için temiz çevrede ve gıda güvencesi olan besinlerle beslenmemiz gerekir. Bu nedenle, canlıların sağlığını, geleceğini tehdit eden doğal kaynakların yok edilmesine neden olan planlamalar yerine, temiz gıda ve çevre odaklı çalışmaların ulusal ölçekte yaygınlaştırılarak geliştirilebilmesi için yasaların da belirttiği gibi iyi – organik tarıma geçilmeli.

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku