Ana Sayfa Su'ya DairEKOLOJİ Ulusal Tarım Çalıştayı Sonuç Bildirgesi’nden önemli vurgular

Ulusal Tarım Çalıştayı Sonuç Bildirgesi’nden önemli vurgular

Yazar: Selma ALTIN

Türkiye’nin iktisat politikasını belirlemek amacıyla 17 Şubat 1923 günü başlayan İzmir İktisat Kongresi, düşman işgalinden kurtuluşun sonrasında, Türkiye’nin iktisadi bakış açısını belirleyen en önemli olaydır. Atatürk, bu kongrede ayrıcalık taşıyan yabancı şirketlerin millileştirilmesi üzerinde durmuş, gayri meşru rekabeti besleyen kapitülasyonlara son vermenin gerektiğini belirtmiş, ulusal görüşü iktisat politikalarına temel yapmanın zorunlu olduğunu söylemiştir.

İzmir İktisat Kongresi’nin 98. yıl dönümünde, Hasat Türk gazetesi, Ulusal Eğitim Derneği İzmir Şubesi, Doğal ve Kültürel Yaşam Girişimi tarafından, 17-25 Şubat 2021 tarihleri arasında ortaklaşa gerçekleştirilen çevrimiçi Ulusal Tarım Çalıştayı’nın Sonuç Bildirgesi’nde, sektöre ilişkin önemli tespitlere yer verildi.

Ülkemizin değişik yerlerinde yaşayan ve kendi alanlarında önde gelen akademisyen, uzman, üretici ve paydaşın 17 oturumda Türk tarımını konuştuğu çalıştayın “Tarım Yaşamsal Bir Zorunluluktur” başlığını taşıyan Sonuç Bildirgesi’nde sorunlar, çözüm önerileri ve yapılması gerekenler maddeler halinde sıralandı. Türk tarımının net ve kısa bir durumunun özetlendiği Sonuç Bildirgesi’nde; Genel Politikalar, Çevre ve Ekoloji, Etik, Gıda Güvenliği ve Egemenliği, Hayvan Sağlığı ve Refahı, Kooperatifçilik, Ormanlar, Sular, Su Ürünleri, Tarım Lojistiği, Tarım Medyası, Tarımsal Ticaret ve Pazarlama, Tek Sağlık, Toprak ve Sürdürülebilirlik başlıkları altında ortaya çıkan tablo, tarihe not düşüldü.

Sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni bir üretim anlayışı ile toprağa ve ekosisteme bakış açımızı değiştirmemiz gerekmektedir.

Ulusal Tarım Çalıştayı Düzenleme Kurulu tarafından sunulan bildirilerden ve katılımcıların destekleriyle oluşturulan Sonuç Bildirgesi’nde sıralanan maddelerden bazıları ise şöyle;

  • Cumhuriyet’in ilk yıllarında yer alan konular, yine ülke gündeminde önceliğini korumalı, kısa, orta, uzun vadeli ülke tarım politikasının vazgeçilmezi olmalıdır.
  • Kırsal kalkınmanın ülkemiz için bir tercih değil zorunluluk olduğu anlaşılmalı ve bu zorunluluğun gerekleri yerine getirilmelidir.
  • Ülkemizin içinde bulunduğu gelişme süreci sahip olunan bütün kaynakları planlı ve rasyonel bir tarzda kullanarak kalkınmayı hızlı ve dengeli bir biçimde sürdürmeyi gerektirmektedir.
  • Kırsalda iş ve yaşam şartlarının iyileştirilmesine, kooperatifçiliğin güçlendirilmesine, kırsal refaha ve kırsal istihdam alanlarına ağırlık veren politikalar daha fazla kabul görmelidir.
  • Küçük ve orta ölçekli işletmeler için düşük endüstriyel girdiye dayalı agroekolojik tarımın gereksinimlerine uygun AR-GE etkinlikleri ve eğitim hizmetleri düzenlenmelidir.
  • Çıkarılan yasa, yönetmelik ve KHK’ler, Türk tarımının ve çiftçisinin lehine olmalıdır.
  • Kırsal alanda yaşayan, tarımsal faaliyetlerde bulunan nüfusun sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, emeklilik, mevsimlik işçi, sendikal hak konularında eksiklikler giderilmeli; kırsal cazip hale getirilerek, göç önlenmeli, bu uygulamalarla çiftçi nüfusun gençleşmesi sağlanmalıdır.
  • Deprem riski yüksek olan ülkemizde ovaların tarım dışı kullanılması önlenerek, mevcut yapılaşmanın ovalardan kayalık zeminlere taşınarak afetlerde ölüm engellenmelidir. Kırsal alanda yeni yerleşim alanları belirlerken, mekansal planlamada bu değerler dikkate alınmalıdır.
  • Tarımda verimlilik, rekabetin ve kalitenin ana unsurlarından birisidir. Verimli üretim yapabilmek için her türlü eğitim, teknoloji ve inavasyon altyapılarının oluşturulması, teşvik edici önlemler alınması gerekmektedir.
  • Türk Tarımı’nın bel kemiği durumundaki küçük aile işletmeciliğinin sorunları hızla ele alınmalı ve çözülmelidir.
  • Yapılacak planlama ile ihtiyaç duyulan ürünler ülkemizde üretilmeli, zorunlu değilse ithalat yoluna gidilmemelidir. Dünyanın ihtiyaç duyduğu ürünleri yetiştirerek (ürün çeşitliliğini arttırarak) dış satım arttırılmalıdır.
  • Tarım hukukunu düzenleyen kanun sayısı çok ama düzenlemeler bağlantısızdır. Çiftçi ve işletme tanımları birbirinden farklıdır, tek tanımda birleştirilmelidir.
  • İhracatın artırılması ile ilgili olarak, destekleme modelleri geliştirilmeli, yatırımlarda teşvik edici uygulamalar yapılmalıdır.
  • Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi, köylü ve çiftçilerimizin eğitimi için köylere gidilmelidir. Öğretim üyelerimiz, ziraat mühendislerimiz, ziraat teknikerlerimiz, teknisyenlerimiz, veteriner hekim ve veteriner sağlık memurları, gönüllü bir şekilde yerinde eğitim ve uygulama yapmalıdır. Köy enstitüsü benzeri kurumlar oluşturulmalıdır.
  • Özelleştirilen tarımsal KİT’ler yeniden kurulmalı, halkın ve çiftçinin ihtiyaç duyduğu ürünler ve girdiler bu KİT’ler yoluyla düzenli, uygun ve ekonomik koşullarda temin edilmelidir.
  • Üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltacak önlemler, politikalar ve yapılar hayata geçirilmelidir.
  • Paris Anlaşması, TBMM onayından geçirilmeli ve “İklim Değişikliği Performans Endeksi”nde başarıya ulaşılmalıdır.
  • Ramsar Sözleşmesi için yasa çıkarılmalı ve titizlikle uygulanmalıdır.
  • Toprak erozyonu önleme programına öncelik verilmelidir.
  • Tarımsal üretim modellerimizi etik açıdan yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir.
  • Tarım ve gıda ürünlerinin serbest piyasa koşullarında ticarete konu metalar olarak görülmesinden bir an önce vazgeçilmesi gerekmektedir. Gıda egemenliğinin ve gıda hakkının sağlanması birincil öncelik olmalıdır. 
  • Tarımsal üretim gıda hakkının temelidir.  Ülkemiz tarımsal üretimden ve üreticiyi korumaktan vazgeçmemelidir. 
  • Gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik düzenlemeler; şeffaf, katılımcı ve bilim temelli olmalıdır. 
  • Hayvan sağlığı, insan sağlığı ve hayvansal üretimle doğrudan ilişkili olduğu için ulusal ölçekte bir devlet politikası olarak ele alınmalı ve gereken önem en üst düzeyde verilmelidir.
  • Türkiye’de veteriner hekim yetiştiren veteriner fakültelerinin sayısı gereğinden çok fazladır. Bu bağlamda yeni veteriner fakülteleri açılmamalı, henüz mezun vermeyen fakülteler bölgedeki gelişmiş fakültelerle birleştirilerek sayıları azaltılmalıdır.
  • Kooperatifleşme öncelikli devlet politikası olmalıdır.
  • Tarımsal örgüt yapısı düzenlenmelidir.
  • Tarımda, kırsalda örgüt çeşitliliği ve dağınıklığı ortadan kaldırılmalıdır.
  • Ormancılığımızda yalnızca orman ekosistemlerinden yararlanmayı düzenleyecek biçimde değil, “devlet ormanı” sayılan arazileri iyileştirme, bu arazilerden çok boyutlu yararlanmayı olanaklı kılacak biçimde bütünsel olarak planlama düzenine geçilmelidir.
  • Yeraltı sularımızla yapılan sulamaların en verimli şekilde yapılması ve ulusal su planı ve kalkınma planlarında belirtildiği gibi tarımsal sulamada kullanılan yeraltı suyu miktarı her yıl azaltılmalıdır.
  • Milli Su Konseyi kurulmalıdır.
  • Su tasarrufu özendirilmeli ve su kullanımı kontrol altına alınmalıdır.
  • Kişi başı balık tüketiminin bireysel farkındalık, satın alma ve tüketim kolaylıklarının ön plana çıkartılarak arttırılması desteklenmelidir.
  • Üretime bağlı fiyat dalgalanmalarının azaltılması için üretimin kontrol edilebilir ve izlenebilir bir şekilde kayıt altına alınmalı hem ulusal hem de bölgesel olarak talebe dayalı havza bazlı üretim planlaması yapılmalıdır.
  • Tarım medyasında yer alan kişiler hem tarımın hem de medyanın sözcülüğü ve savunuculuğunu daha etkin şekilde yapmalıdırlar.
  • Türkiye’deki tarım işletmeleri küçük ve çok parçalı yapıya sahip işletmelerden oluşmaktadır. Bu yapı, üreticileri veya işletmeleri; üretim maliyetleri, ürün işleme ve pazarlama gibi faaliyetlerinde dezavantajlı duruma düşürmektedir. Karlı ve verimli bir üretim için üreticilerin/işletmelerin ölçek ekonomisine geçmeleri gerekir.
  • Üreticiler ve işletmelerin kısa vadeli veya günübirlik fırsatları değerlendirmek yerine uzun vadeli, sürdürülebilir ve karlı üretim politikaları konusunda bilinçli hareket etmeleri sağlanmalıdır.
  • Genç nesillerin tarıma yönlendirilmesi için bir Tarım Gelir Garanti Fonu (TGGF) oluşturulmalı ve tarımsal geliri Geçim Seviyesinin altında olan genç tarım üreticilerinin eksik kalan kısmının tamamlanması TGGF’den sağlanmalıdır.
  • Tek Sağlık çatısı altında ilgili tüm sektör ve disiplinlerarası bir araya gelerek tehlikenin boyutları kamuoyuna acilen yapılacak çeşitli etkinlikler ile seminer, panel, TV programları, radyo programları vs. ile bilgilendirmesi gerekmektedir.
  • Zoonoz riski açısından önlem alınmak üzere doğa, tarım alanları, mera, yayla, çayır, otlak, sulak ve ormanlık alanların sistemli bir şekilde turizm, organize sanayi bölgesi, konutlaşma vs. gibi gerekçeler ile yok edilmesinin önüne geçilmeli, verilmiş izinler varsa iptal edilmelidir.
  • Sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni bir üretim anlayışı ile toprağa ve ekosisteme bakış açımızı değiştirmemiz gerekmektedir.
  • Agroekoloji ve gıda egemenliği eğitimde, tarım ve kırsal kalkınmada egemen olmalıdır.

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku