Yüzer güneş enerjisi santralleri sucul yaşam için tehdit mi?

Dünya Ekonomik Forumu, 1971 yılında İsviçre’de kurulmuş ve kendini kar amacı gütmeyen bir vakıf olarak tanımlayan bir organizasyon. Ancak, işin arka planında büyük sermaye gruplarının ilişkiler ağı kurduğu küresel bir kaymak tabakası platformu söz konusu. Forum, bu grupların geleceğini belirlerken, araya garip konuların da konuşulduğu ve çoğunluğu meşhur figürler tarafından icra edilen toplantılar yapmayı da ihmal etmiyor. Kimi zaman U2 solisti Bono’yu, kimi zaman Brezilya’lı solcu lider Lula de Silva’yı, kimi zaman da adını sanını bilmediğimiz bir ada ülkesinin geleneksel giyimli bir liderini görebiliyoruz.

Ülkemizdeki hatırı sayılır bir kitle için ise, Dünya Ekonomik Forumu /DEF, ‘one minute’ olayı ile birlikte anılıyor. Belki de DEF katılımcılarının çoğu da Türkiye ile bu olaydan sonra ilgilenmeye başlamıştır. Ancak konumuz bu değil tabii ki. Konumuz, DEF’in son birkaç yıldır özellikle sosyal medyada milyonlarca kez görüntülenen çeşitli videolar yayınlaması! Bu videolarda, akla hayale gelebilecek her konu işleniyor.

İstanbul’daki Metrobüs güzergâhına yerleştirilmiş deneysel rüzgâr tribününün, küresel enerji arzının doğa dostu hale getirilmesine nasıl çözüm olacak bir rol model olduğundan tutun da, bir su birikintisi üzerine yerleştirilmiş güneş enerjisi santralleri ile koca ülkelerin enerji ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağının anlatılmasına kadar birçok örnek oldukça başarılı bir şekilde anlatılıyor. İşlediği konularda değindiği sorunların asıl müsebbiplerine dokunmadan ve değinmeden, konuları öyle bir işliyor ki, ağzınız açık kalıyor ve umudunuzu arttırmaya devam ediyorsunuz. Kimi zaman da tartışmalı konuları tek bir taraftan ve sadece iyi olan yönleriyle sunabiliyor. Bunlardan biri de Douglas Broom tarafından kaleme alınan bir yazı ve bu yazı üzerinden hazırlanan ‘yüzer güneş enerji santralleri -YGES’ temalı video.

Ana dayanağı, olası bir gelecekte, tarım ve insan yerleşkeleri için kullanılan karasal alanlarda yer kalmadığında güneş enerjisinin su üzerinde kurulan santrallerden elde edilmesi olan bu yazının örnek olarak dayandığı ülke ise Japonya. Malum, Japonya küçük bir ada ülkesi ve oldukça fazla da nüfusa sahip. Bu sebeple, topraksız tarım, havada uçan toplu taşıma araçları, deniz üzerinde yüzen güneş enerji santralleri gibi örneklerin Japonya’dan çıkması da oldukça doğal. Yazıda geçen örnekte, Japonya’nın Aichi bölgesinde ilk örneği kurulan ve daha sonra birçok başka bölgeye de inşa edilen yüzer güneş santrallerinin ürettiği enerji ve bu enerji üretim prosedürünün, karasal olan versiyonundan daha verimli olduğu aktarılıyor. Japonya bu işi, o kadar büyütmüş ki, 40 bin irili ufaklı göl bulunduran Hyogo bölgesinde, dünyadaki 100 büyük güneş enerji santralinin %50’sini inşa etmiş. En büyüğünü de Yamakura barajında inşa etmiş. Bu santral 18 hektarlık bir alanı kaplıyor. Yani oldukça büyük. Üstelik inşa edilen santrallerin hemen hepsi canlı su kaynakları üzerinde. Özetlemek gerekirse; üzerinde devasa büyüklükte yüzer güneş santralleri bulunan göller söz konusu.

YGES’lerin geniş anlamıyla karasal ortama kurulan santrallere göre saha az çevresel etkiye sahip olduğu hem videoda hem de birçok başka çalışmada anlatılıyor. Ancak buradaki az tanımlaması biraz göz boyayıcı. Çünkü ormansızlaşma, habitat kaybı, toprak tuzlanması, çölleşme vb. etkiler karasal santrallerin neden olduğu problemler ve bunların hiçbiri YGES’ler için söz konusu değil. Çünkü su üzerinde…

Basit gibi gelebilir ama olaya yaklaşım bu minvalde. Ayrıca, YGES’ler tarafından meydana getirilen problemler biraz da küçümseniyor olması gibi bir durum söz konusu. Sonuçta ortada bir enerji ihtiyacı var ve üretilecek enerjinin çevresel etkisinin bir şekilde kıyaslanması gerekiyor. Bunu yaparken de çevresel etkiler arasında hangisi daha kötü tercihi meydana geliyor. O zaman da devasa alanların işgal edilip bitkisizleştirilmesindense sucul bir ortamın yüzeyinin kaplanması daha tercih edilebilir geliyor. Ayrıca gölgeleme ile güneşten kaynaklı su buharlaşmasının da azalıyor olması “su kaybının” azaltılması bağlamında yararlıymış gibi sunuluyor Belki sulama ya da içme suyu temin barajları için mantıklıymış gibi gelebilir ancak işin rengi öyle değil. Çünkü su döngüsü için buharlaşma oldukça önemli bir halka. Hatta tatlı su ekosistemleri, bu su döngüsüne sıkı sıkıya bağlı. Yani, milyonlarca yılda oluşmuş bir göl ve içerisindeki güneş enerjisine bağlı yaşamın, YGES’ler tarafından gölgelenmek suretiyle etkilenmesi küçümsenebilecek bir mesele olamaz. Üstelik çevresel etki sadece bu da değil.

Japonya’daki Yamakura gölünde kurulu bulunan YGES.

Sistemin dağılmasını ve başıboş şekilde hareketini engellemek için atılan çapaların yarattığı etki, göl dibini (turnover etkisi ile de su kalitesini), santrallerde kullanılan yağların sızması sonucu (ki çoğu zaman sızıyor) ortamın etkilenmesi ve güneş enerjisinin yeterince ulaşamadığı zemindeki fotosentetik aktivitenin azalışına bağlı olarak meydana gelecek oksijensizleşme problemleri öyle hafife alınabilecek problemler değil. Göl ekosistemlerinin sıkı sıkıya bağlı olduğu ne kadar halka varsa hepsinin etkilenebilme durumu söz konusu. Ayrıca, kurulan santral ne kadar büyürse kullanılan kablo, çapa ve enerji, nakil hattı da o kadar büyüyecektir.

YGES’ler adı üstünde yüzer platformlar olduğu için hava ve su hareketine bağlı olarak hareket etme potansiyeline sahiptirler. Bu durum da, santrallerin sabit tutulması için kullanılan çapaların, dip sedimentini kaldırarak ortamdaki askıda katı madde miktarında ve sediment biyojeokimyasında önemli değişimlere neden olacaktır. Böylelikle ortamın su kalite parametreleri kayda değer miktarda değişecek ve bu parametrelere bağlı sucul yaşam da bu durumdan etkilenecektir. Bu sebeple, aklı başında araştırıcılar, bu santrallerin doğal rezervuarlar yerine maden sahalarındaki atıl ve toksik göller ile biyolojik olarak üretimi düşük olan oligotrofik göllere kurulmasını önermektedirler. Yani, her gördüğümüz su birikintisine bu yapıları kurmak hiç akıllıca olmayacaktır. Madem böyle bir ihtiyaç var, o zaman, atıl alanlarda gerçekleştirmek ortaya çıkacak etkiyi minimize edecektir. Kaş yapayım derken göz çıkarmamakta fayda var.

Sonuç olarak, her ne kadar da karasal ortamdaki santraller ile kıyaslandığında, YGES’lerin enerji verimliliği açısından daha avantajlı olduğu açık olsa da, olaylara sadece insan merkezli verimlilik bakış açısıyla yaklaşmak tehlikeli sonuçlar yaratabilecektir. Bu tür önerileri geliştirirken “Acaba daha az enerji tüketimini özendirmek daha faydalı değil mi?” sorusunu sormak ve ona göre düşünmek doğa için daha faydalı olacaktır.

Sedat GUNDOGDU

Son Haberler