Biyolojik çeşitlilik yerkürede alarm sinyalleri veriyor

WWF / Dünya Doğayı Koruma Vakfı, ZLS / Londra Zooloji Derneği, SRC / Stockholm Dayanıklılık Merkezi, Küresel Ayak İzi Ağı ve Stockholm Çevre ve Metabolik Enstitüsü’nün ortaklaşa hazırladığı  Yaşayan Gezegen 2018 Raporu yayımlandı. 1998 yılından bu yana, iki yılda bir hazırlanan Yaşayan Gezegen Raporu, gezegenimizin sağlığını ve küresel biyolojik çeşitliliğin güncel durumunu ortaya koyuyor. Raporun ilk basımından 20 yıl sonraki özel sayısında insanlığın dünyamızın sağlığı üzerindeki etkisi 50’den fazla uzmanın katkısıyla ortaya konuldu.
Rapor, doğadaki kaybın büyüklüğünün altını çiziyor. Canlı popülasyon oranında yüzde 60’lık genel bir düşüşün görüldüğü 1970 ile 2014 yılları arası, türlerdeki yok olma oranlarının da geçmişe göre 100 ile 1000 kez fazla yaşandığı dönem olarak öne çıkıyor. 

Doğa, ekonomi de demek

Raporda, giderek artan tüketim ve bunun sonucunda yükselen enerji, arazi ve su talebinin dünyamızı, Antroposen Çağ olarak adlandırılan yeni bir jeolojik çağa sürüklediğine, dünya tarihinde ilk kez tek bir türün, yani insanın gezegen üzerinde bu denli güçlü bir etki yarattığına dikkat çekiliyor. Büyük İvme adı verilen bu hızlı değişim, bugüne dek insan açısından pek çok fayda sağladı. Bu süreçte doğa da, modern toplumun yapı taşlarını oluşturan çok sayıda hizmet sundu ve sunmayı sürdürüyor. Doğanın bugün küresel anlamda ekonomik faaliyetlere sağladığı yıllık katkı yaklaşık 125 trilyon Amerikan Dolarını buluyor. Ancak bugün doğadaki biyolojik çeşitlilik yok olma sinyalleri veriyor.
Bulgular, biyolojik çeşitlilikteki azalmayı tetikleyen en önemli etmenlerin; aşırı kullanım ve tarımsal faaliyetlerin yanı sıra istilacı türler, plastik kirliliği, avcılık, balıkçılık, tarımsal kirlilik, barajlar, yangınlar ve madencilik gibi etkenler olduğunu gösteriyor. İklim değişikliğinin de şimdiden ekosistem, tür ve hatta genetik düzeyde etkili olmaya başladığı vurgulanıyor.

Son 44 yılda canlı popülasyonları yüzde 60 azaldı

Yaşayan Gezegen 2018 Raporu kapsamında hazırlanan Küresel Yaşayan Gezegen Endeksi, 4 bini aşkın memeli, kuş, sürüngen ve amfibi türüne ait bilgileri içeren Yaşayan Gezegen Veritabanı’ndan alınan 16 bin 700’den fazla popülasyona dayanarak oluşturuldu. Rapor, endeks verilerinden hareketle doğadaki kaybın büyüklüğünün altını çizerek; canlı türlerinin popülasyonlarında yüzde 60’lık genel bir düşüş olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye’nin  Ekolojik Ayak İzi büyürken Yaşayan Gezegen Endeksi hızla düşüyor

İnsan uygarlığının ilk yerleşim alanlarından biri olan Anadolu’da yüzyıllardır süregelen yoğun antropojen baskı (bugünün deyimiyle Ekolojik Ayak İzi) doğal ekosistemleri önemli ölçüde değişikliğe uğrattı. 1950’lerden itibaren büyük bir ivme kazanan insan etkisi 2000’li yıllardan sonra zirveye çıktı. İstatistiklere bakıldığında son 50 yıl içinde toplam orman alanlarında kantitatif bir artış görülse de aynı dönemde neredeyse yarısı kaybedilen sulak alanlarımıza uğrayan kuş türü ve sayısı hızla azalıyor. Akarsularımız doğal yapısını kaybediyor, kıyılarımız yapılaşmaya teslim oluyor, endemizm açısından görece zengin makiler ile çayır ve meralar hızla elden çıkıyor. İklim değişikliğiyle birlikte artan kuraklık da bunu tetikleyici bir etki yapıyor. Sonuç olarak, dünyadaki genel eğilim doğrultusunda Türkiye’de de, Ekolojik Ayak İzi büyürken Yaşayan Gezegen Endeksi düşüyor. Yani ülkemiz biyolojik çeşitlilik için cazip bir coğrafya olmaktan giderek uzaklaşıyor.
Rapora göre; doğa, biyolojik çeşitlilik açısından tüm dünyada alarm sinyalleri veriyor. Türkiye de canlı türleri için cazip bir coğrafya olmaktan hızla uzaklaşıyor… Küresel düzeyde tehlike altında olan türlerin ülkemizdeki sayısı 2008 yılında 131’ken, bugün yaklaşık 400’e çıktı.
Yaşayan Gezegen Endeksi’nde Türkiye’de görülen yaklaşık 57 türe ait toplam 107 popülasyon verisi de yer alıyor. Türkiye coğrafyasının büyük bir bölümü, küresel düzeyde önemli üç biyoçeşitlilik sıcak noktasının birleşim kümesi içinde: Kafkasya, Akdeniz ve İran-Anadolu. Bu coğrafyayı, 160’ın üzerinde memeli, 460’dan fazla kuş, üçte biri endemik 10 bini aşkın bitki, 364 kelebek, 141 sürüngen ile çift yaşamlı ve 405 balık türü ile paylaşıyoruz. Rapor, geçtiğimiz yüzyıla kadar coğrafyamızda görülen leopardan, halen Birecik’te gözetim altında varlığını sürdürebilen kelaynaklara; özverili çabalarla korunan deniz kaplumbağalarından nadir deniz memelisi Akdeniz fokuna pek çok örnekten hareketle ülkemizde de aşağı doğru bir seyir izleyen Yaşayan Gezegen Endeksi’ni tersine çevirmek için atılabilecek adımlara yer veriyor.

Hâlâ yapabileceğimiz şeyler var

Doğa koruma konusunda çalışan yaklaşık 50 bilim insanı, 2017 yılında, böyle gelmiş böyle gider yaklaşımını sorgulayarak nesli tükenen türler için güçlü bir çağrı yaptı. WWF, yaklaşık 40 üniversite, doğa koruma kuruluşu ve hükümetlerarası kuruluş ile işbirliği içinde Biyolojik Çeşitlilik Eğrisini Tersine Çevirmek adlı bir araştırma başlattı.

“Dur” demek için yapmamız gerekenler

Her ölçekte ve her seviyede insanın Ekolojik Ayak İzi’ni küçülterek Yaşayan Gezegen Endeksi’nin her geçen gün aşağıya doğru inen eğrisini tersine çevirmek. Yani, dünyayı diğer canlılar için de yaşanabilir kılacak şartlara yeniden kavuşturmak. Bunun için de bulunduğumuz koşullara göre tercih edilebilecek çeşitli yolları var:
● Biyolojik çeşitlilik ve korunan alanlarla ilgili ulusal ve uluslararası taahhütleri yerine getirmek; kuralların etkili bir şekilde yerine getirilmesi için etkin denetim sağlamak.
● Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması yönünde daha isabetli kararlar verebilmek için türlerin coğrafi yayılışı, popülasyonları ve davranışları ile ilgili güvenilir, güncel ve zamana bağlı bilimsel veri boşluğunu gidermek ve yönetimi buna göre yapmak.
● İnsan dışındaki diğer türlerin ve toplulukların, beslenme, barınma ve üreme gibi temel ihtiyaçlarını uygun koşullarda karşılayabileceği yeni koruma alanları/bölgeler oluşturmak (milli park, doğa rezervi, deniz koruma alanı vs); bu alanlarda korumanın en iyi şekilde yerine getirmesini sağlamak.
● Biyolojik çeşitliliğin korunmasını, tarım, sanayi, turizm, madencilik, ormancılık, inşaat, denizcilik, balıkçılık gibi sektörlerdeki uygulamalara entegre ederek insan dışındaki canlıların da korunmasını gözetmek; onlara zarar verecek uygulamalardan uzak durarak insanla birlikte varlığını sürdürebilmesini sağlayacak uygulamalara geçmek.
● Kentsel alanlarda, insanın yabani bitki ve hayvan türleri ve topluluklarıyla uyum içinde varlığını sürdürebileceği doğal mekanlar, korular, parklar, vs oluşturmak.
● Yasa dışı av, kirlilik, plansız balıkçılık ya da bitkisel ürün toplama gibi genellikle tek türe odaklı, belirli bir habitat üzerinde baskı oluşturan ve sürdürülebilir olmayan uygulamalardan vazgeçmek.
● Üretim sürecinde, özellikle tehlike altındaki bitki ve hayvan türlerine, onların doğal yaşam alanlarına, üreme davranışlarına ve popülasyonlarına zarar veren ürün ve hizmetlerden uzak durmak. Tüketimle ilgili tercihlerimizde çevresel etkisi en az olan ürünleri önceliklendirmek.
● Üretimde kaynak verimliliğini arttırarak, daha az girdi ve doğal alan/kaynak kullanımıyla daha fazla doğa dostu ürün elde etmenin yollarını bulmak, israftan kaçınmak, doğanın sunduğu ekosistem hizmetlerini maliyet hesaplarına dahil etmek.
● Uzun vadede, insan ile diğer canlılar arasında uyumlu bir beraberliği güvence altına almak için gelecek kuşakların eğitimine yatırım yapmak.
Turanç
Ülkemizde nesli tükenmekte olan kuşlar arasındadır. 
Aşırı ve bilinçsiz avlanma, tarımda kullanılan gübre ve zirai ilaçlar, bu kuşumuzun neslinin günden güne azalmasına neden olmuştur. Çukurova Bölgesi başta olmak üzere Akdeniz sahil kesiminde yayılış gösterir. Ayrıca, Hatay, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta da bulunur. 

Deniz KARATAS

Son Haberler