Ana Sayfa RÖPORTAJ Toprağı suyla böldüler adına baraj dediler

Toprağı suyla böldüler adına baraj dediler

Yazar: Selma ALTIN

Barajların elektrik üretmek için yapıldığını sanırdım. Öyle düşünürdüm, öyle düşündürüldüm. Belki de benim cahilliğim… Zaman geçip bilgim arttıkça, suya, toprağa olan aşkım, bağlılığım derinleştikçe gördüm ki barajlardan elde edilen enerji, güneş ve rüzgârdan da sağlanabiliyor. Bu arada, aklımı sürekli aynı soru kurcalıyordu. Madem barajlar vardı, Türkiye’nin her akarsuyunu istila eden, suyu topraktan koparan HES’ler neden yapılıyordu?

Varlığını sürdürebilmesinin doğal kaynaklara bağlı olduğu gerçeği her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkmasına rağmen, insanoğlu neden doğayı tahrip etmeye devam ediyor?…

Sekiz milyon dönüm tarım alanı barajlar nedeniyle yok edildi. Ve bu barajların yüzde 90’ının çalışamadığını söyleyen Naci Özen, sesini herkese duyurmaya çalışıyor.

İnşaat Mühendisi Naci Özen, nam-ı diğer Yurttaş Mazlum Çoruh.

İnşaat Mühendisi Naci Özen, namı diğer Yurttaş Mazlum Çoruh, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Proje Değerlendirme Koordinasyon Takip Kurulu’nda danışman olarak çalışırken, 2005 yılında memleketi Artvin Yusufeli’nde baraj yapımı nedeniyle yerinden edilecek halka yeni yerleşim yeri bulmakla görevlendirilince hain bir planın farkına varmış ve ‘suyu koruma’ mücadelesine başlamış. “Hocam, ben ve benim gibi birçok insan, barajların iyi yapılar olduğunu düşünürüz” dediğimde, “Ben de 2005 senesine kadar öyle sanırdım” diyerek anlatmaya başladı.

“O zaman 60 yaşındaydım, 38 senelik mühendistim fark ettiğimde… Dehşet bir şeyle karşılaştım. Bunu nasıl anlatacağım diye epey zorlandım. Ama önce kendim inanmam için beş altı ay geçti. Olamaz, böyle bir şeyi yapamazlar dedim. 2005 senesinde önce Yusufeli Barajı’nın ekonomisiyle ilgilendim. Ekonomisinde bir dehşetle karşılaştım. 13 yıldır, derdimi anlatmak için çareler arıyorum. Sırf söylediklerimi duyurabilmek için İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yükseköğretime başladım. Yaşımı sordular. Bana şüpheli gözlerle baktılar. Yaşımı sormalarını tabii karşıladım. Neden geldiğimi sorduklarında dedim ki; 11 yıldır bir şey söylüyorum, sizin hiç kılınız kıpırdamıyor. Ne siz, ne İnşaat Mühendisleri Odası, ne meclis, ne DSİ’dekiler… Herhalde yaşıma hürmeten, ihtiyarı üzmeyelim, yanlışını yüzüme vurmayalım diye kibarlık ettiniz. Ben de burada yanlışımı, eksiğimi arıyorum dedim.”

Barajların durumunu anlatabilmek onun için o kadar önemli ve derin bir amaç ki, geçtiğimiz yıl derdini anlatamamanın verdiği üzüntüden ciddi bir hastalık atlatmış.

Türkiye’deki barajlar gerçeği

Kendini bu topraklara ve suya adamış Naci Özen, yetmiş iki yaşında. Hidrolik ve Su Kaynakları Mühendisliği’nde Yüksek Lisans yapıyor ve şu an tez aşamasında. Neden bu yaşta bununla uğraştığını, gözlerindeki ışığı gördüğünüzde anlıyorsunuz. Amacını kendi ifadesiyle şöyle dile getiriyor; “Yüksek mühendis ya da doktor olmak değil. Size DSİ’nin yaptığı alçaklığı ve doğrusunun ne olduğunu beraber tespit etmek, bunu kabul ettirmek”…

“Türkiye’deki barajların yerleri, miktarları ve projeleri bir felaket. Ekonomik yönleri birer felaket” diyor Mazlum Çoruh ve devam ediyor; “Türkiye’de çevreye en büyük kötülüğü yapan barajlardır. 15 barajdan 11’i görev yapmıyor, çalışmıyor. Bunu, Kusursuz Enerji Planı – İnanılmaz Bir Mel’anetin Anatomisi adıyla kitaplaştırdım. Yusufeli Barajı üzerinde, ekonomik ve mühendislik çalışması yaptım. Vardığım sonuçlar üzerine bu barajın yapılmasının bir felaket getireceği gerçeğini ilgililere ve sorumlulara anlatmaya başladım. Deriner Barajı ve devamında Çoruh Enerji Planı’nın tümünü inceledim. Ülkemizdeki barajların mühendislik ilke ve ahlâkına aykırı yapıldığını tespit ettim. Ülkemizde yapılan barajların faydalı hacimlerinin yüzde 90’ının boş kalacağını; su yönetiminde aklın asla kabul etmeyeceği planlama ve projelendirmeler yapıldığı gerekçeleriyle karşılaştım.

Derner Barajı yapım sürecinden bir kare… “Bu fotoğrafta gördüğünüz her değişiklik milletin kesesinden yapılmıştır ve hiç bir yararı yoktur.” Naci Özen.

Bu hain plan, Demirel zamanında başladı. Türkiye’nin bir yıllık su tüketimi 12 milyar metreküpü geçemez. Ben, bu işin içine Yusufeli Barajı’nın ekonomik yönünü incelerken düştüm. Yusufeli Barajı’nın net geliri 80 milyon Dolar. Barajın yıllık maliyeti 2 milyar Dolar. Yaptığı tüm doğal yıkımı bir yana koyarsak Yusufeli Barajı’nın maliyetinin 450 milyon Dolar’dan fazlaya mal olmaması gereklidir.

Çoruh Enerji Planı’nın enerji üretmek amacıyla yapılmış olması mümkün değildir. Barajların ölü hacim sularının meydana getirdiği hattın ekseninde, insansızlaştırılmış, tarihi ve tabii geçişleri yok edilmiş coğrafya şeridi haritaya işlendiğinde görünen şudur; Çoruh Enerji Planıyla, BOP’un ülkemizi hedefleyen bölümü sonuçlandırılmaktadır.

Bu hayasız ve saldırgan planın fiziki şartları gerçekleştirilmektedir. Büyük bölümü, yani daha öncesi Fırat üzerinde gerçekleştirilmiş coğrafi parçalamanın sonuna gelinmiştir. Çoruh Enerji Planı ve Fırat üzerinde yapılan barajlarla da işlenen mühendislik sefaletinin derinliği, başka türlü bir açıklanamaz.”

Özen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki görevi sırasında, kendi geliştirdiği ve ‘Koca Yusuf’ adını verdiği yöntemle, alt geçitleri daha kısa sürede, daha az maliyetle hayata geçirmeyi de başardı.

Atatürk’ün ölümünden sonra, emperyalist devletlerin Türkiye üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek için hazırladıkları planların adım adım uygulandığını söyleyen Naci Özen, ülkemizdeki akarsu yönetimi ve barajlarda yapılan akıl yanlışlıklarını, ülkenin aydınlarına, meslektaşlarına, yetkililere, sorumlulara ve halka anlatmaya çalışıyor ve herkesi yurttaşlık görevine çağırıyor.

Peki, barajlar hiç olmamalı mı? Suyun gücünden enerji elde etmek mümkün değil mi? Bu işin doğrusu nedir? diye sorduk Naci Özen’e. Buyrun sohbetimizin devamına…

“Barajlar su bekletme yapılarıdır, biliyor musunuz?”

Barajların görevi nedir hocam? Barajlar, gerekli yapılar mıdır?

Hidrolik, suya dair demek. Suyun enerjisiyle ilgilenir. Su ihtiyacı çeken yerlere iletilmesiyle ilgilenir. Barajların görevi, bizim tam olarak istifade edemediğimiz suların bizi rahatsız eden kısımlarını bekletmektir. Bu şartlar olsa dahi, sizi sınırlayan başka bir konu daha vardır; yatırım ekonomisi… Bir barajın maliyeti 700 milyon-800 milyon Doları geçmeye başladığında fakirleşmeye başlıyorsunuz.  

Peki, sadece suyu bekletmek için baraj yapılmalı mı? Doğrusu ne olmalı?

Çözüm yamaç santralleridir… Şu an tezini hazırlıyorum. Daha çok enerji, daha çok sulanabilir alan ve havzalarında hep insan… Bunu da yerli elektromekanik sanayide, yerli sermaye, havza insanı ile yapıyorsunuz… Tezim bu… Türkiye haritasına şöyle bir bakın. Akarsuların iki tarafı da yemyeşildir, tarım alanıdır. Yamaç veya düz fark etmez. Bugün üretilen enerjinin beş misli enerji üretiyorsunuz. Bugün üretilen tarım miktarının üç, dört misli ürün üretiyorsunuz. Ve havzalarında insan kaynıyor. Bugünkü gibi insandan arındırılmamış… Fizik, matematik, hidroloji, meteoroloji kullanarak, bunları sizlere ispat etmek için üniversiteye gidiyorum.

HESlere karşı Artvin’e davet edildim. Borçka Barajı’nın yanında Erenler HES’in karşısındaydık. Üç otobüs karşıt vardı. Dedim ki; “Size şüpheyle bakıyorum. Şu karşıda gördüğünüz HES var ya, o doğrudur demiyorum ama barajı görmüyorsunuz siz… O santralden çıkan su, baraja dökülüyor. Bu barajın yarattığı felaketi neden konuşmuyorsunuz. O zaman siz, barajlar lobisinin gaz alma örgütüsünüz. Neden HESlere çığlık çığlığa bağırıyorsunuz da barajlar felaketini örtüyorsunuz?… Esas şu gördüğünüz baraj, öyle 400 tane HES’ten daha kötü. Baraj için ağzınızı açmıyorsunuz. Üstelik bu baraj görev yapmıyor biliyor musunuz…”

Cerattepe’ye hançerin saplandığı yer…“Anakol üzerinde, en yukarıdaki Laleli Barajı’nda, sadece 320 milyon metreküp suyun bekletilmesi halinde; İspir, Güllübağ, Çamlıkaya, Arkun, Yusufeli, Artvin, Deriner ve Borçka, hatta Muratlı Barajı’nda bekletilmesi gerekecek bir metreküp su bulunmamaktadır. Enerji üretimi açısından bu barajlara asla ihtiyaç olmadığı gibi boş barajların beklenen enerji üretimini engelleyeceğini, hesaplanandan daha az enerji üretileceğini, bunun basit bir fizik kanununun sonucu olduğunu herkesin bilmesi gerekir.”

Akarsuların taban suyu ‘dokunulmaz su’dur

Acaba bunun gerçek olabileceğine mi inanmadılar? Çünkü hepimiz, suyu biriktirmek için barajların gerekli olduğuna inandırıldık.

Evet, başta inanmadılar.

Ben anarşist değilim. Düzenden yanayım. Üniversitede hocalarıma; “Biz, akarsularla uğraşan mühendisler olarak neden taban suyuyla uğraşıyoruz?” diye sordum, hepsi durdu, cevap veremedi. Ben bu taban suyuna ‘dokunulmaz su’ diyorum. Akarsular ilkbaharda karların erimesiyle en yüksek seviyelerine ulaşırlar. Hocalarıma diyorum ki; ‘Dokunulmaz su’ya dokunma hakkımız yok. Biz mühendisler olarak, akarsuyun en yüksek seviyeye çıktığı bölümle uğraşmalıyız.

Dokunulmaz su yani taban suyundaki canlıların tümü, suyun bu seviyesine göre popülasyonunu ayarlamıştır. Onlara dokunarak biyolojik zinciri bozuyoruz.

Coğrafyaya göre zamanı biraz farklılık gösterse de her suyun grafiği benzerdir; ilkbahar ve yaz aylarında su seviyesi yükselir. Peki, suları oluşturan karlar mart ayında nerede? Hangi seviyede? 1.800- 3.000 rakımlarda… Suların aşırı kısımlarının bizi rahatsız eden tarafını bekletmeye almak istiyoruz. O suları bekletmeye alarak etrafa zarar vermelerini önlüyoruz ve ehlileştirerek onlardan faydalanıyoruz. Yüzde 100 düzgün akış temin etmek istiyorsanız her akarsuda öyle bir seviye vardır ki -yıllık ortalama debi deriz-; o akışın üstündeki suyu bir yerde bekletirseniz suyu böyle akıtırsınız. 12 ay… Amaç da budur… Bunu sağladığınız zaman, ne etrafa taşkınlık ne de başka bir zarar verir. Üstelik istediğiniz enerjiyi de elde edersiniz.

Bu seviyenin üstündeki suları bekletmeye alırsak, -ki hepsini alma mecburiyetimiz yok, onun ekonomik şartları var- biz, bu akarsuları ehlileştirmiş oluruz. Barajlar, su bekletme yapılarıdır biliyor musunuz?… Bu suyu düzgün bir yerde bekletirsen düzgün akıtırsın. Sorunu çözersin. Mühendisin görevi de bu… Ama bunu öyle bir yerde bekleteceksin ki, en çok enerjiyi elde edeceksin, en az insanı yerinden göç ettireceksin, en az tarım alanını yok edeceksin, en kolay yerde yapacaksın ama çok önemli olarak en ekonomik ve daha önemli olarak en sosyal hukuk devleti anlayışıyla yapacaksın bunu…

Nasıl olacak bu?…

Ülkenin kaynaklarını, paydalarını olabildiğince topluma yaymayı hedefleyen bir devlet olarak… Eğer siz bu suyu bekletmek isterseniz, suyun çıktığı yerlerde bekletme mecburiyetini öğrenirseniz, o zaman sosyal hukuk devletinin emrinde bir mühendis olursunuz.

Sosyal hukuk devletinin buradaki rolünü açalım mı?

1.800-2.000 rakımları en geri kalmış bölgelerdir. Bu barajları oradaki insanlara yaptırıyorsunuz. Herkesin derdi oraya kocaman baraj nasıl yapılır? Halbuki kocaman bir baraj yapma derdiniz yok ki… Oraya çıktığınız zaman sular küçücüktür. Sonra, orada baraj gövde malzemesi hazır, vadinin içinde… Sadece o havza insanına; bana şöyle bir duvar yap diyeceksin. Ve herkes, bugün kendi köyünün arkasındaki dağlarda bunu yapacaktır. 1.800 metrenin altında su bekletme yapısı yapılamaz. Yaparsan mühendislik ahlakından sapmış olursun. Çünkü, suyu ne kadar yüksekte bekletirsem o kadar çok enerji elde etmiş olurum.

Ep= Qxh formülüne göre; potansiyel enerji, miktarın yükseklikle çarpımına eşittir.

Bu iş aklıma geldiği zaman kendi köyüme gittim. Benim yanımda yetişmiş, orada müteahhitlik yapan biri var. Ona dedim ki; burada bana bir duvar yapsan kaça yaparsın? 60 bine yaparım dedi. Tamam ben sana 120 bin vereceğim dedim. Bakın size bir rakam verdim.

Sadece barajın yapım maliyeti değil, enerji üretim maliyeti de böylece düşüyor. Doğru mu anladım?

Yusufeli Barajı’nda 1 metreküp suyu bekletmek için bizden 15 Dolar’dan fazla para alıyorlar. Halbuki, o barajda bekleteceği suyu, çıktığı yerde 1.800-2.000 rakımlarında bekletmek istese, bana 2.5 kuruş ile 100 kuruş arasında mal oluyor. Bir taşla 20 metreküp, 50 metreküp suları bekletebilirsin. Göllerin önü 5, 10, 20 metre yırtılmış. Bu ne demek? 10 bin, 100 bin sene önce o göl daha doluymuş. Önünden toprağı yırtmış, düşmüş yıllar içinde. Onun önünü yükselt. Eski haline getir. İşte sana su bekletme yapısı… Kuru göller var. Önünü yırtmış, göl kalmamış. O da duruyor orada…

“Göllerin önünü yükselt. Eski haline getir. İşte sana su bekletme yapısı…”

Her yerde göl yok ama…

Evet, doğru. Ama derin vadi var. Vadiler kaya dolu. Dağların ucundan kopan kayalar vadinin içinde yığılı.

Betoncular bu durumdan hoşnut kalmaz…

Evet kalmaz. İstanbul’un Kazıkları Projesi’nde Koca Yusuf Yöntemi geliştirdim. Bugün Alibeyköy’den Yeşilpınar’a çıkan yolda Veysel Karani Camii’nin önüne çıkan alt geçit bu yöntemle yapıldı. 100 liraya yapılan iş, burada 35 liraya yapıldı. Yapan da epeyce para kazandı. Bu yöntemde, 1 metre alt geçit yapmak için kullandığınız beton; 4 metreküp. Ama kazıkla bunu yaparsanız 24 metreküp… 1 metreküp betonarme beton elde etmek için ne kadar çimento harcıyorsunuz? O çimentoyu elde etmek için ne kadar kömür harcıyorsunuz? Ne kadar dağı, taşı yırtıyorsunuz? Ayrıca, 1 metreküp betonarme betonda 110 ila 200 kg demir var. 1 kg demiri eritmek için ne kadar kömür harcıyorsunuz? Bunun mukayesesini yapacaksınız, çevreye tesiri nedir? Bu yöntemi belediyede geçerli kılamadık. Kadir Topbaş bu yöntemin uygulanması için gayret sarf etmesine rağmen, baskılara dayanamadı.

Koca Yusuf Yöntemi 

Bu yöntemde birbirinden farklı parçalar tamamlanarak bir bütün oluşturuluyor. Bu proje, diğerleri gibi prefabrikasyon yöntemi değil. Koca Yusuf’ Yöntemiyle 2.5 liraya mal olacak alt geçit 1 liraya mal oluyor. 6 ayda yapılacak bir alt geçit, 20-25 günde bitebiliyor. Bu yöntemle yapılan alt geçitte yaklaşık olarak 2 trilyon tasarruf edildi. Koca Yusuf Yöntemi alt geçitlerde, metro tünellerinde ve üst geçitlerde kullanılabiliyor.

 

 

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku