ÇED davaları ve bilirkişi raporları
Madencilik faaliyetleriyle ilgili, belirlenen formata uygunluğu incelenen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporları ve Proje Tanıtım Dosyaları (PTD) nedeniyle orman, tarım, mera, dere, göl ve deniz ekosistemleri ile projelerin etki alanları içindeki insanlar olumsuz etkilenmektedir, Raporlar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca yeterince incelenmemekte, taahhüt edilen önlemlerin yeterliliği sorgulanmamakta, inşaat ve işletme aşamasındaki izleme çalışmaları yetersiz kalmaktadır.
Madenciliğin çevreye ve insan sağlığına olumsuz etkilerini önlemeye yönelik olarak, yerelde ÇED iptali, yürütmenin durdurulması gibi davalar açılmakta, son yıllarda açılan davalarla ilgili tayin edilen bilirkişi sayısı, uzmanlıkları, istenen konulara göre uzman görevlendirilmesinde, avukatlık ve bilirkişi ücretlerinin temininde, bilirkişi raporlarının yetersizliği sorunları yaşanmaktadır.
Bilirkişilerin, mahkemece istenenlere bilimsel ve teknik yönden yeterince cevap veremediği, birçok davada yeniden bilirkişi görevlendirildiği, ek rapor ya da yeni baştan rapor hazırlanması istendiği, bu durumun davacılara bilirkişi ücretleri yönüyle bir yük getirdiği, sürecin uzadığı, bu süreçte doğa tahribatına devam edildiği ve yerelde birtakım mağduriyetlere yol açtığı görülmektedir.
Bilirkişi ve avukatlık ücretlerinin temininde zorluklar nedeniyle çoğu maden şirketine karşı dava açılamamaktadır. Sayıları beşten fazla bilirkişi görevlendirildiğinde (Örneğin bir altın madeni ÇED iptali davasında 11 uzman görevlendirildiği görülmüştür) bilirkişi ücreti ödemesinde sıkıntılar daha da artmakta, davadan vazgeçilebilmekte, bu durumda madencilik faaliyetlerinin çevreye ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin önü açılmış olmakta, sonuçta yerelde büyük mağduriyetlerin doğmasına yol açmaktadır. Bu durumda kişiler T.C. Anayasası’nda ifade edilen çevreyi koruma, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkından mahrum bırakılmaktadır.
ÇED davalarından sağlıklı bir sonuç alınabilmesi için, bu konuda uzmanlaşmış, bilirkişi raporlarını değerlendirebilecek teknik alt yapıya sahip çevre hâkimlerince karara bağlanmalıdır. Bu kapsamda, Çevre Mahkemeleri kurulması gerekmektedir.
ÇED davalarında bilirkişi görevlendirmesi
ÇED davalarında bilirkişi atamaları mahkemece, T.C. Adalet Bakanlığı tarafından her yıl oluşturulan bilirkişi listelerinden, gerektiğinde de listede olmayan dışarıdan uzmanlar atanabilmektedir.
Madencilik faaliyetlerinde, ÇED bilirkişi heyetlerini oluşturmada, konuyla ilgili meslek gruplarından görevlendirmeler yapılmakta olup, başlıca meslek görevlileri; jeoloji, çevre, ziraat, maden, orman, meteoroloji, kimya, inşaat ve harita mühendisleri, hidrojeolog, biyolog, arkeolog, antropolog, sosyolog, şehir plancısı, mimar, peyzaj mimarı, sanat tarihçisi olmaktadır.
Eğer maden işletmesi faaliyete geçmemiş, çevresel etkileri başlamamış ise, inşaat, kimya ve maden mühendisi bilirkişilerin görev tanımı tam olarak oluşmadığından, bu aşamada görev almaları uygun olmayacaktır.
İşletme aşamasına geçmemiş tesisler için, ÇED izinleri davalarında; jeoloji, çevre, orman, ziraat ve meteoroloji mühendisi, hidrojeolog, biyolog ve arkeologların heyette yer alması yeterli olmaktadır. Bazen harita mühendisi, antropolog, sosyolog, şehir plancısı ve mimarların da yer alması istenmektedir.
Faaliyete geçmiş tesis ve maden sahalarına ait ÇED davalarında incelenmesi istenen konularda uzmanlar tam olarak görevlendirilmelidir. ÇED davaları bilirkişi heyetleri sağlıklı oluşturulmadığında, çıkacak rapor da sağlıklı olmayabiliyor. Keşif öncesi bilirkişi heyetine itiraz edilmediğinde dava kaybedilebiliyor. Burada önemli olan konuyla ilgili olarak uzmanların görev almalarının sağlanması.
Bu konuda hassasiyet gösterilmesi, tarafsızlık ilkesi gereğidir. Farklı yerlerdeki ÇED davalarında keşif öncesinde bilirkişilerin uzmanlıklarına yapılan gerekçeli itirazlar üzerine, raporların gerçeğe uygun hazırlandığı ve dava sonucundan sağlıklı kararlar alındığı görülmüştür.
İstenen hususları inceleyecek uzman bilirkişi görevlendirilmesi yapılmadığında bilirkişi raporu da bu yönüyle eksik olmaktadır. Mahkemenin istediği hususlarla ilgili görüşlerin uzmanlık alanı olmadığı halde, heyette görevli uzman bilirkişilerce cevaplandığı görülmektedir. Ayrıca, bazı bilirkişilerin birçok davada, Türkiye’nin her bölgesinde görev almaları, bilirkişiliği meslek haline getirmeleri ve bir gelir kapısı olarak görmeleri de bu konudaki sorunlardan biridir.
Hangi mesleklerden uzman olmalı?
Bilirkişi heyeti sayısı 3, 5, 7 gibi tek sayıdan oluşmalıdır. Davacılar, bilirkişi görevlendirilmesinde, ilgili mesleklerden uzmanlarının görevlendirilip görevlendirilmediğine bakmalıdır.
Eğer bir maden alanında işletmeye geçilmemiş ise bilirkişi heyetinde maden, metalürji, kimya, inşaat mühendisinin görev tanımı henüz oluşmamıştır. Dolayısıyla, bilirkişi heyetinde bu mesleklerin temsil edilmesine gerek olmayacaktır. Bu aşamada jeoloji, çevre, ziraat, orman mühendisi ve biyolog, gerekiyorsa arkeolog ya da sosyolog olmalıdır. İşletmeye geçmiş olan madencilik işletmeleri ve tesisleriyle ilgili bilirkişi görevlendirilmesinde istenen konularda uzmanlar görev almalıdır.
Diğer bir husus, üniversitelerin aynı bölümünden birden fazla uzman görevlendirilmesi, hatta bunlardan birisinin diğerinin amiri konumunda olmasıdır. Bu, uygun bir durum değildir.
Uygulamada görülen bir başka durum da, nerdeyse tüm davalarda görevlendirilen bilirkişilerin üniversite mensubu oldukları ve isminin önünde Prof. ya da Doç. olanların mahkemece tercih edilmesidir. Bu unvanları olanların tartışmasız uzman kabul edilmesidir. Ancak, hazırlanan raporlarda gerçeğin böyle olmadığı bilinmelidir.
Bazı ÇED davalarına ait bilirkişi raporları incelendiğinde, bilimsel gerekçelere dayanmayan, ÇED raporlarını onaylamaktan öteye gidemeyen, genellikle davalı şirket lehine kanaat belirten, mahkeme yerine hüküm belirten, alan araştırması ve incelemesine dayanan bilimsel ve teknik görüşten uzak rapor hazırlayanların daha ziyade ne yazık ki bazı Prof. unvanı olanlardır. Bu üzücü bir durumdur. Bunun nedeninin yüklenilen görevin, rutin bir iş olarak görülmesidir diyebiliriz. Bizzat sahaya gidip bir emek harcanmadığı, genelde büroda hazırlandığı anlaşılan, mevcut ÇED raporlardan alıntılar yapıldığı, yoruma dayalı, daha ziyade teorik yönden görüş belirtildiği görülmüştür. Bu durum, bilirkişilerin hazırladıkları raporlarda da büyük sorun oluşturmaktadır.
Uzman nedir?
Uzmanlık, bir kişinin nüfusun dikkate değer bir çoğunluğundan, dikkate değer miktarda daha üstün sonuçlar üretebilme başarısıdır.
Belgeye dayalı uzmanlık: En yaygın uzmanlık tanımları, doktora veya profesyonel sertifikalar gibi diplomalara dayanır. Ne yazık ki bu yaklaşımın belli dezavantajları vardır. Diploma, genel olarak sadece bildirimsel bilgi kavramıyla ilgilidir; ancak o disiplindeki prosedürel bilgiye dair pek bir şey söyleyemez. Örneğin bir mühendislik öğrencisi veya bir yeni hekim, diplomasını aldığı sırada bol miktarda teorik bilgiye sahip olsa da, bu teorik bilgiyi pratiğe dökme fırsatı bulamamış, dolayısıyla prosedürel bilgiye sahip olamamıştır.
Bilgiye dayalı uzmanlık: Bilgiye dayalı uzmanlık tanımında kastedilen “bilgi”, belirli bir dizi aksiyonu yapabilme kapasitesine sahip olmaktır.
Zamana dayalı uzmanlık: Uzmanlığı belirginleştiren faktörlerden birisi, belli bir alanda geçirilmiş zamandır.
Davranışa dayalı uzmanlık: Birçok zaman uzmanlık, bir kişinin belli bir alanda, adeta “bilinçsiz ve otomatik bir şekilde” belli davranışları sergileyebilmesi kapasitesi olarak tanımlanmaktadır.
Topluma/çoğunluğa dayalı uzmanlık: Kimi zaman toplum, aslında belli alanda uzmanlığı olmayan bir kişinin, o alanda uzmanlığa sahip olduğuna kanaat getirmesi sonucu kişi uzmanlık kazanmış sayılabilir.
Ürüne/başarıya dayalı uzmanlık: Bir yazarın alandaki uzmanlığı, kitaplarının yaptığı baskı sayısı veya makalelerinin aldığı atıf sayısı ile belirlenir.
Yıllarını uygulamada geçirmiş ve yaptığı işte uzman olmuş, ancak üniversite mensubu olmayan birçok kişi bulunmaktadır. Çünkü uzmanlık sadece diplomaya dayalı teorik bilgiye sahip olmayla değil; bilgiye, zamana, davranışa, belgeye, topluma/çoğunluğa ve ürüne/başarıya da bağlı olmaktadır. En yaygın uzmanlık tanımları, doktora veya profesyonel sertifikalar gibi diplomalara dayanır. Bunlar arasında üniversite öğretim üyeleri bilirkişilikte tercih konusudur. Kişiler, teorik bilgiye sahip olsa da, bu teorik bilgiyi pratiğe dökme fırsatı bulamamış, dolayısıyla prosedürel bilgiye sahip olamamış olabilir. Bu durum, bilirkişi raporlarında fark edilecektir.
Dava açma yetkisi
Hakkında dava konusu yapılan bazı maden şirketlerinin avukatları, dava açanlar arasında eğer başka ilde yaşayanı tespit ederlerse, dava açamayacağını iddia etmektedirler. Bu, dayanaktan yoksun bir iddiadan öteye geçemez. Kişi olay yeri nüfusuna kayıtlı olabilir ve başka yerde yaşayabilir. Bu, dava açamayacağı anlamına gelmez.
Cıva pasalarının yıkanmasıyla oluşan toksik suyla sulanan Ödemiş patatesi, kirli Ergene suyuyla sulanan pirinç, altın madeninden kaynaklı kirli baraj suyuyla sulanan domates ve biberi, besin için tükettiğimde sağlığımı ve yaşamımı doğrudan ilgilendiriyorsa, bu durumda ülkenin herhangi bir yerindeki çevre sorunu, kirlilikle ilgili dava açma ehliyetim de olacaktır.
Anayasanın 56.maddesi; “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir” ifadesinde belirtildiği üzere, vatandaşa yüklenen görev gereği, Türkiye’nin herhangi bir yerinde yaşanıyor olunsa da, vatandaşların Anayasa’dan kaynaklı dava açma yetkisi bulunmaktadır.
Çevreyi ilgilendiren projelerin yapımının planlandığı yörede ikamet edenlerin proje bölgesinde ikamet etmeleri, ikamet etmeyenlerin de bölgede taşınmazları bulunması halinde dava açma ehliyetlerinin olduğu, bunun Danıştay kararlarında vurgulandığını yörede taşınmazları bulunanların ÇED kararlarının iptali istemiyle dava açabileceklerini belirtmiştir.
Bilirkişilik ilkeleri
Bilirkişilik Yönetmeliği (3.8.2017 tarihli Resmi Gazete) temel ve etik ilkelerine göre bilirkişi;
- Görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir.
- Raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.
- Adalete hizmet etme bilinciyle, görevini etkin, zamanında ve verimli biçimde yerine getirmeyi, sunduğu hizmet kalitesini yükseltmeyi hedefler.
- Oy ve görüşünü oluştururken uzmanlık alanına ait teknik terim ve ifadeleri, mümkün olduğu ölçüde, görevlendirmeyi yapan merci ve tarafların anlayabileceği bir dil ile açıklar.
- Görevlendirmeyi yapan merciye, davanın taraflarına ve kendi işverenine karşı bağımsız olup, görevini yalnızca uzmanlık alanındaki bilimsel verilere göre yerine getirir.
- Bağımsızlığına zarar verebilecek veya böyle bir izlenim uyandırabilecek her türlü davranış ve ilişkiden uzak durur.
- Görevini dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım yapmaksızın dürüstlük ve tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda yerine getirir.
- Görev süresince doğrudan veya dolaylı olarak uyuşmazlığın taraflarından gelen uzman görüşü, danışmanlık, hakemlik ya da buna benzer bir görevi kabul edemez.
- Yakınlarının veya iş ilişkisinin bulunduğu kişi, kurum veya kuruluşların, tarafı olduğu ya da ilgili bulunduğu davalarda görevlendirmeyi kabul edemez.
- Görevinin saygınlığını ve kişilerin adalete olan güvenini zedeleyen veya şüpheye düşüren her türlü tavır ve davranıştan kaçınır.
- Kendisine tevdi olunan görevin her türlü kişisel veya özel menfaatin üzerinde olduğu bilinciyle hareket eder; görevini layıkıyla yerine getirir.
- Görev almak amacıyla her türlü öneri veya girişimden kaçınır.
- Görevlendirildiği konuda uzmanlık bilgisi ve tecrübesinin yeterli olmadığını, konunun kendi uzmanlık alanına girmediğini, varsa görevi kabulden kaçınmasını haklı kılacak mazeretini, görevlendirmeyi yapan merciye bildirmekle yükümlüdür.
Yönetmelikte sayılan bu ilkelere, bilirkişilerin tam olarak uydukları söylenemez.
Bilirkişilerden istenen hususlar
Dava konusu yerin keşfinde, bilirkişilerden istenen hususları genel olarak davacıların iddiaları oluşturmaktadır. Hazırlanan raporların bazılarında bilirkişilik ilkelerine uymadığı, kendilerinin uzmanlık alanıyla ilgili istenen hususlara cevap veremedikleri açıkça görülmektedir.
Bazı raporlarda, bilirkişilerin kendilerini mahkeme yerine koyarak hüküm verdikleri, bilimsel ve teknik araştırma sonuçlarına dayanmadan genel olarak davalı lehine görüş belirttikleri, ÇED raporlarındaki bilgileri kendi görüşleriymiş gibi aktardıkları, bilirkişi heyetinde aynı meslekten ikişer uzmanın görevlendirildiği (Örneğin bir ÇED davasında iki çevre mühendisi ve iki sanat tarihçisi görevlendirildiği görülmüştür), Bilirkişiler rapora ilişkin sonuç ve kanaatlerinde;istenenlere bilimsel ve teknik bir açıklık getirmedikleri, soruları cevaplanmadıkları görülmüştür.
Bazı bilirkişiler, görevinin saygınlığını ve kişilerin adalete olan güveninizedeleyen veya şüpheye düşüren her türlü tavır ve davranıştan kaçınma, kendisine tevdi olunan görevin her türlü kişisel veya özel menfaatin üzerinde olduğu bilinciyle hareket etmediği, görevini layıkıyla yerine getirmediği, dolayısıyla, Bilirkişilik Yönetmeliği ilkesine aykırılık teşkil ettiği ortadadır.
Çevreye vereceği bazı zararları olabileceği kanaatine vardıkları halde projenin faaliyete geçmesinde sorun olmayacağını belirtmeleri, bilirkişilerin görüşleriyle çeliştiklerini göstermektedir. Maden işletmesinden kaynaklı su, toprak ve hava kirlenmesi riski bulunmasına rağmen, ülke kalkınması için bunların göz ardı edilerek madenin faaliyete geçmesini önermek bilirkişilikle bağdaşmamaktadır.
Bazı bilirkişiler madencilik faaliyetinin bazı zararlı etkilerini açıklamalarına rağmen, ülke kalkınması ve yöre insanları açısından faydalı olacağı şeklinde görüş belirtmeleri, bilimsel ve teknik olarak sunulan tüm olumsuzlukları bir tarafa iterek, davalı şirket lehine kanaat oluşturdukları ve taraf olduklarını beyan ettikleri görülmüştür.
Bilirkişilerin görevi, ÇED raporunun uygunluğunu test etmek değil, maden işletmesinden kaynaklı maden pasalarının, artıkların, kirleticilerin toprak, su ve havayı kirletip kirletmediğini, su kaynaklarına etkisi, havaya yayılan tozların bitkilere, sebze ve meyve ağaçlarına zararları, patlatmaların zararlarının sahadaki etkilerine, kendilerinden istenenlere kamu yararı adına açıklık getirmektir. Bu raporların uygunluğu zaten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca onaylanmaktadır.
Bazı bilirkişiler görüşlerinde, ÇED raporları ve Proje Tanıtım Dosyası’nın ilgili bölümlerde yer alan bilgileri aktarmaktan, dosyadaki taahhütlerin yerinde ve uygun olduğunu belirtmekten öteye gidemedikleri görülmektedir. Dolayısıyla, bu haliyle bilirkişi raporları geçerliliğini kaybetmektedir.
Mahkeme, bilirkişilerden örneğin ÇED raporunda kümülatif olarak değerlendirilip, değerlendirilmediğini sormaktadır. Bilirkişi heyeti saha incelemesi sonucunda hazırladıkları rapora göre kümülatif bir değerlendirme yapmadıklarını belirttiğinde, mahkeme, bilirkişilerden ’teknik yönden bilimsel gerekçeye dayanan açık sonuç belirten ayrıntılı bir bilirkişi raporu hazırlamalarını’ istemektedir. Ancak hazırlanan bilirkişi raporunun, teknik yönden bilimsel gerekçeye dayanan açık sonuç belirten rapor olmadığı görülmüştür.
Örneğin, Akkuyu Nükleer Santralı‘nın ÇED olumlu raporunun iptali istemiyle açılan davanın 2017 yılında verilen bilirkişi raporunun sonuç bölümünde; ‘Eksiklikler olsa da bu ÇED raporunun bütününü sakatlamaz‘ demektedir. Bilirkişiler ÇED raporunda eksiklikleri kabul ediyor ama sakatlamaz diyor. Böyle bir ifade, hukuki ve bilimsel değildir. Mahkemeden tekrar uzmanlardan oluşan yeni bir bilirkişi heyeti atanması talep edildiği bilinmektedir.
Başka bir örnek vermek gerekirse, bilirkişiler ÇED raporunda şirketin taahhütlerinin uygulanması halinde sorun olmayacağını belirtmektedirler. Bilirkişilerin görevi ÇED raporunda yer alan bilgilerin ÇED olumlu kararını sakatlayıp, sakatlamadığını tespit etmek değildir. Bilirkişiler raporlarında ÇED taahhütlerinin uygulanıp uygulanmadığını test etmek ve zararlarını ortaya koymak zorundadır. Uygulamalarda zaten kusurlu olduğu bilinen ve görülen maden işletmesinin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararları bilimsel incelemelerle ortaya konmaktadır. Bilirkişiler sahada örnekleme, analiz ve analizleri değerlendirme yoluna gitmeyip, ÇED raporundaki yazılanların doğru olduğunu ve mevzuata uygunluğunu tespit yoluna gittikleri görülmüştür.
ÇED raporlarında kamu yararı ve insan sağlığı göz ardı edilemez
Maden işletmesinden kaynaklı su, toprak ve hava kirlenmesinin insan sağlığına zararlı etkileri olduğu bilindiği ve bu yüzden insanların hasta olabilecekleri ve belki de ölebilecekleri bilinmesine rağmen, ülke kalkınmasına katkısı olacak diye bilirkişiler buna göz yumamaz. Bilirkişiler kamu yararı ve kanaatlerinde insan sağlığını göz ardı edemezler.
Mevcut bilirkişiler, uzmanlıklarına başvurulan konuyu birlikte tartışarak ortak bir sonuç bildirmeleri gerekir. Bazı bilirkişi raporları hükme esas alınabilecek nitelikte ve yeterlilikte olmadığı görüldüğünden hükmün bozulması gerekmekte, bu da, yeni bilirkişi atamasının yapılması, ilave bilirkişi ücreti ve zaman kaybı demektir.
ÇED davalarında sağlıklı karar verilebilmesi için, davacıların bilirkişi atamalarını takip etmeleri, keşif sırasında gözlem yapmaları ve sonrasında mahkemeye sunulan bilirkişi raporlarını inceleyerek, istenenlere cevap verilip verilmediğine, bilimsel ve teknik yönden eksik, sakat, kümülatif bir değerlendirme yapılıp yapılmadığına bakmaları, olumsuz bir durum görüldüğünde bilirkişi raporuna itiraz etmeleri gerekmektedir.
Dr. Eşref Atabey
Jeoloji Yüksek Mühendisi / Tıbbi Jeoloji Uzmanı / Yazar