Evrenin bilgeliğini kovandan sofraya taşıyan bir kadın arıcı

Minik bir peteğe bir dünya sığdıran doğanın şifacıları arılar için Einstein gerçekten; “Eğer arılar ölürse sonraki yıllarda insanlar da ölür” demiş midir bilemiyorum fakat arıların, yaşam döngüsü için gerekli olan su ve oksijen kadar hayati değer taşıdıklarını biliyorum.

Biyoçeşitliliğin devamında başrolde olan bu özel canlıları inceledikçe kendilerine hayranlığım katbekat arttı. Bu hayranlık zamanla beni arıcı yapar mı bilemiyorum fakat çocukluk döneminde başlayan arı hayranlığını, annelik süreciyle yaşamının içine alan ve onu amaca dönüştüren arıcı bir kadınla tanıştım. Mehtap Taşkın, yüreğinin sesini dinleyerek, doğayı izlediği yolda arıcılığa başlamış. Arılara çok kıymet veriyor, onları incitmeden, bal sağımı sırasında duman vermeden çalışıyor. Kovandaki tüm balı alıp arıları şekerle ya da şurupla beslemiyor. Bu nedenle belki daha az bal topluyor fakat olana rıza göstererek, iyi, temiz, adil gıda üretimi sağlıyor.

Arıların sesiyle huzur bulan, onlara minnet duyan Mehtap Taşkın’ı, tertemiz balı için yarattığı markasının hikayesini kendi sözlerinden okumanız ve arılarının olağanüstü dünyalarını öğrenmeniz için ben sordum, o anlattı…

Arıcılığa nasıl başladınız? Bu işi nasıl, nerede öğrendiniz?

Çocukluğumdan bu yana doğaya, çiçeklere, toprağa, böceklere, ağaçlara ve yaşamın döngüsüne hep çok ilgim oldu. Doğanın bir parçası olduğumu bilerek, ağaçlara sarılarak, toprağa yalın ayak basarak büyüdüm. Bal ise bana göre bir mucizeydi, çiçeklerin nektarının nasıl bu şekilde bir ilaca dönüşebildiğini ne kadar okusam da kalbim bunu kabul etmekte zorlanıyordu. Bu büyük bir sırdı ve o sır arının midesinde, kanadında, gözünde, sesinde saklıydı.

Çiçeklerin nektarından gelen bal beni büyülüyordu, gittiğim yerlerde yerel balları tadıyordum ve arıcıların yaşamları bana çok ilginç geliyordu, arıcıların anlattıklarından, yaşamlarından çok etkileniyordum. Karşıma çıkan kitaplar, okuduklarım, izlediklerim hiçbir şey tesadüf değildi ve her şey bana “hadi kovan al” diye fısıldıyordu.

Oğlumun doğumuyla beraber, temiz gıdaya erişimle ilgili yaşadığım sıkıntılar, onun alerjileri ve ona temiz bal yedirmek isteğim bir araya geldi. Kısa bir süreliğine taşındığımız Gaziantep’te kırk beş yıldır arıcılık yapan Mithat amcadan aldığım beş kovan ve bir sezon boyunca dağlarda ondan öğrendiklerimle başlayan bir yolculuğum var, akabinde arılarla Adana’ya dönme, Toroslar’a yolculuk ve dört yıldır üretici olarak devam eden bir tanıklık ve öğrenme.

Kendi bal markanızı yaratma fikri nasıl doğdu? Noa çok güzel bir kelime. Mutlaka bir anlamı vardır?..

Aslına bakarsanız ben bu yolda bir kariyer hedeflemedim, bu şekilde bir planım yoktu, arılar baharda çoğalınca, kovan sayısı artınca ve sağım zamanı gelince 300 kilo balı salonun orta yerine koyunca eşimle birbirimize baktık, ne yapacağız diye. Sosyal medyadan paylaşımları gören eş dost; “bize bal yok mu?” diye soruyordu. Bir hafta sonra sadece evimize ayırdığımız balımız kaldı. Bir kilo alan üç kilo beş kilo daha istedi, balın tadı gerçekten çok güzel. “Bu bal çocukluğumdaki bal” diye yazmaya başladılar. “Boğazım ağrıyordu bir kaşık yedim kesti, bu balda ne var?” diyenler artıyordu. O sezon, benim çocuğum gibi başkalarının çocuklarının da temiz gıdaya erişimini sağlamanın verdiği o mutluluk beni bu yola getirdi. Etrafımdan gelen ‘anlat, yaz, bir sayfa aç’ baskılarına teslim oldum ve yolculuğumu paylaşmaya karar verdim ama bir şeye isim koymak konusunda çok düşünürüm, nitekim bu da öyle oldu. “noa.ova” adında bir Instagram sayfası açtım. Noa, İbranice’de çok hareketli, kuvvetlice hareket anlamına da gelen, dişil kökenli bir kelime; “ova” ailemin köklerinin Tunceli’den Çukurova’ya uzanan yolcuğunda bizi kucaklayan doğduğum ovaya, sarı sıcağa kendimce minik bir teşekkür idi.

Arıların ve onların yaptığı her şeyin adı da NOA oldu.

Bahar döneminde arılar çoğalmaya başlıyor.

Arıcılık hayatınızda nasıl bir değişim yarattı?

Doğaya bir kovandan çıkan bir arının kanadında bakmak kabullenmek, anda kalmak, akışa uyum sağlayabilmek… Hani hep derler ya hepimiz bütünün bir parçasıyız, işte arıcılık bana çok duyduğum bu sözün ne demek olduğunu iliklerime kadar hissettirerek yaşatıyor.

Genel doğa bilgisiyle arıların çiçek özlerinden bal ürettiğini biliyoruz. Arılar, çiçeklerden başka neleri sever ve nelerden hoşlanmazlar?

Arılarda her canlı gibi en çok temiz akan suyu severler, durgun sudan pek hoşlanmazlar, kovan içindeki pek çok faaliyette suya ihtiyaçları vardır. Ağaçların özlerini, suyu akan meyveleri, çam ağaçlarında basra böceğinin yaptığı salgıyı, pekmez yapan yaylacı kadınların ezdiği üzümleri de çok severler.

Çöplerden, pis kokulardan, aşırı gürültüden, pestisitlerden hiç hoşlanmazlar.

Arılar mı kovan mı bakım gerektiriyor? Bakım olarak neler yapıyorsunuz?

Hem arılar hem kovan bakım gerektiriyor. Arılara; mersin yaprağı yağıyla yaptığım bir bakım var, bunun dışında sedir yağı, ardıç katranı, çiçek açmamış yapışkan andız otu, elma sirkesi gibi doğal yöntemlerle bakım yapıyorum. Eşek arısı, sarıca arı ve mum güvesinin de girmesini engellemek için kovan girişini daraltma, uçuş tahtası ve kovan altı temizliği gibi işlemler yapıyorum.

Kovanlarda ise içlerinin mümkünse pürmüzlenmesi, eskiyen kovanların temiz kovanla değiştirilmesi, güneşe bırakılarak havalandırılması gibi müdahaleler yapıyorum.

Mevsim geçişlerine karşı arıların tepkileri neler oluyor? Siz bu dönemlerde neler yapıyorsunuz?

Bahar döneminde kraliçe arı yavru atmaya başlıyor ve arılar çoğalmaya başlıyor. Burada kovan içlerine ham petek veriyorum, bunun için de çıtaya tel takılması ve ham peteğin yerleştirilmesi ön hazırlıklarını yapıyorum. Kovan mevcuduna uygun bir şekilde kovanlarda bölme yapıyorum, koloni sayıları artmış oluyor, polen akımı çoksa polen tuzaklarıyla burada bir miktar polen topluyorum yılda bir defa da propolis topluyorum. Yazın başında peteklerin durumuna göre kolonilerin bazılarında az bir miktar sağım yapıyorum ve yazın sonuna doğru da bütün sağım işlemlerini tamamlıyorum.

Sonbaharda arılar hava soğuduğu için kovanda sıcak kalmak için birbirlerine daha yakın duruyorlar ve bazı petekler artık kullanılmıyor, bu petekleri topluyorum, güvelenmemesi için kaya tuzunu erittiğim suya daldırma yapıyorum ve uygun bir şekilde istifliyorum. Sonbaharda arıları kar yağmayan ama soğuk olan bir yere indiriyorum, kışı geçirip bahardaki durumlarına göre tekrar yayla yaşamı başlıyor.

Mehtap Taşkın, sonbaharda petek azaltıyor. Bazılarını mum için ayırıyor, bazılarını tuzlayıp kaldırıyor…

Mevsim geçişlerinin ani olması, kuraklık, bir anda aşırı yağış, uzun süren yazlar, erken gelen yüksek sıcaklıklar vb. durumlar içinse yapabilecek hiçbir şey yok, sadece sürece tanıklık ediyorum.

Arıların yok olma tehdidini neler arttırıyor? Doğada, arılara bizden başka zarar veren canlı var mı?

Tarım alanlarında kullanılan zehirler, kuraklık, azalan biyoçeşitlilik, aşırı yağış, erken gelen yüksek sıcaklıklar… Hangisinden neresinden başlamalı saymaya bilemedim ama en başından başlamak gerekirse fosil yakıtlar her şeyin başı ve umarım her şeyin sonu olmaz.

Aslında bozulan dengede bir türün çok azalması başka türleri arttırınca karışıklık ve kaos başlıyor. Arı kuşunun avlanması ve bu türün azalması, eşek arılarının ve sarıca arıların artması ve bal arılarında kovanı terk edip gitmeye kadar ilerleyen bir süreci başlatıyor. Baktığınızda arı arıya zarar veriyor çünkü birisi hayvansal proteinle beslenmeyi tercih ediyor. Dünyaya bizden başka zarar veren bir canlı var mı?… ne yazık ki yok…

Arılarla ilgili bilmemiz gereken en önemli şey size göre nedir?

Arılar en iyi tozlaştırıcıdırlar ve eğer arılar bu görevi layıkıyla yapamazlarsa yediğimiz pek çok meyve ve sebze ya olmaz ya da gramajı düşük olur, kalitesinde sorun olur; elmadan, kabağa, kavundan, çekirdeğe, kividen, domatese kadar pek çok gıdanın soframıza yeteri kadar ve sağlıklı bir halde gelebilmesi için insanların arılara ihtiyacı var.

Bazı arıcılar, arılara şeker verdiklerini söylüyorlar, eğer vermezlerse arılar ölürmüş. Bu durumun gerçeği nedir? Arılara neden şeker verilir?

Arıların balının büyük bir kısmını alırsanız yerine bir şey vermeniz gerekir, o noktada arılar ölmesin diye şekerli su veriliyor, arılar her zaman ihtiyaçlarından fazlasını depolarlar dolayısıyla kovandaki balın az bir kısmını alırsak onlarda bir sonraki bahara daha kolay kavuşurlar.

Bir diğer taraftan da arıların bir uçuş ömrü var. Havalar ısındığında arılar kovandan çıkıp nektar ve polen aramaya başlarlar, eğer bulamazlarsa bir süre sonra uçuş ömürleri tamamlandığı için ne yazık ki ölürler, bu şekilde kovan güçsüzleşmeye başlar ve bir süre sonra da o koloniyi kaybederiz, bu yüzden sağım yaptığımız baldan da arıya bal ayırmak çok önemlidir.

Sizce Türkiye’nin hangi bölgeleri arıcılık yapmak için uygun? İmkânınız olsa, arıcılığı hangi bölgede sürdürmek istersiniz?

Türkiye coğrafi konumu, iklim yapısı ve biyoçeşitliliği sayesinde ovalarından yaylalarına kadar pek çok yeri arıcılık yapmak için uygun gibi görünse de bugün ne yazık ki uygunsuz kullanılan pestisitler, maden ocakları, termik santraller gibi doğada kalıntı bırakan her adım, arıcılık yapılabilecek alanları git gide daraltıyor.

Ben Adana Toroslar’ındayım. Temiz ve huzurlu bir yer, böyle kaldığı sürece de bu bölgede arıcılığa devam edeceğim.

Selma ALTIN

Son Haberler