Ana Sayfa Su'ya DairEKOLOJİ Müsilaj sorununa yönelik İTÜ’den 10 çözüm önerisi

Müsilaj sorununa yönelik İTÜ’den 10 çözüm önerisi

Yazar: Selma ALTIN

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, Marmara Denizi’ni tehdit eden müsilaj (deniz salyası) sorununa ilişkin tespitleri ve olası çözümleri içeren teknik bir değerlendirme raporu açıkladı.

Raporda, İTÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. İsmail Koyuncu, Prof. Dr. İzzet Öztürk, Prof. Dr. Mustafa Yanalak, Prof. Dr. Özcan Arslan, Doç. Dr. Ebru Dülekgürgen, Doç. Dr. Mustafa Evren Erşahin ve Dr. Öğr. Üyesi Türker Türken’in müsilaj sorununa ilişkin görüş ve önerileri yer alıyor.

Müsilaj oluşumu ve sebep olduğu zararlarla ilgili analiz modellerinin de yer aldığı raporda, İTÜ Uydu Haberleşme ve Uzaktan Algılama Merkezi /UHUZAM tarafından sağlanan uydu görüntüleri de bulunuyor.

Genel durum ve müsilaj sorununun nedenleri

Marmara Denizi havzasında 1990’lı yıllardan bu yana (özellikle 2005 yılı sonrası) çok önemli kentsel atıksu altyapı (Atıksu Arıtma ve Derin Deşarj Sistemleri) ve Endüstriyel Atıksu Arıtma Tesisi yatırımları gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde Türkiye, Gayri Safi Milli Gelirinin yaklaşık yüzde 1,5’ini her yıl düzenli olarak çevre yatırımlarına harcamış ve halen harcamaya devam etmektedir (Çiçekalan vd., 2019). Bu yoğun çevre yatırımları sonrası havzadaki kentsel atıksuların yüzde 100’e yakını asgari Mekanik Ön Arıtma (Izgara ± Elek ve Havalandırmalı Kum Tutucu Prosesi) sonrası Derin Deniz Deşarjı (-35 ~ -70 m’den Marmara Denizi Alt Tabakasına (Akdeniz suyuna) Deşarj yoluyla uzaklaştırılıyor. MBB (2021) güncel verilerine göre Marmara Denizi havzasındaki belediye atıksularının yüzde 53’ü Mekanik Arıtma, yüzde 42’si İleri Biyolojik (C, N, P giderimle) Arıtma, yüzde 5’i ise Biyolojik (C, kısmi N, P giderimli) Arıtma sonrası denize deşarj ediliyor.

Hazırlanan raporda, Marmara Denizi’nde ortaya çıkan müsilaj sorunun incelenmesinde denizin etkileşimli olduğu havzaların durumu ve değişimi de zamansal olarak irdelenmiştir.

Su kalitesi ve ekolojik durum

Türkiye’nin sahil kasabalarındaki Ön Arıtma ve Derin Deşarj stratejisinin temel amacı, plaj sularının olabilecek en hızlı yolla kirlenmeye (özellikle miktobiyal, kaba ve yüzer kirleticiler) karşı korunarak yüzme ve su sporları için uygun su kalitesinin sağlanmasıydı. Bu yolla, İstanbul başta olmak üzere Marmara sahillerindeki su kalitesinin hızlı bir şekilde iyileşerek “Mavi Bayrak” seviyesine ulaşması mümkün olabilmiştir. Derin deniz deşarjı uygulamalarındaki temel sorun, İstanbul Boğazı girişi ve tabanına yapılan deşarjlar hariç, ön arıtma seviyesinin mali ve fiziki (yer bulma, imar, sit alanı vb.) kısıtlar sebebiyle düşük ya da yetersiz oluşudur. Dolayısıyla, yaşanan süreçteki sorun, Derin Deniz Deşarj boru hattı veya konseptiyle değil, Ön Arıtma Seviyesiyle ilgilidir.

Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nda yürütülen modelleme çalışmaları sonuçlarına göre, Marmara’da ötrofikasyon kontrolü ve alt tabakadaki çözünmüş oksijen seviyesinin daha da kötüye gitmesinin önlenmesi; diğer bir deyişle, alıcı ortamın yüzme su sporları ve balıkçılık gibi amaçlarla kullanımının sağlanması için, başta İstanbul olmak üzere Marmara’ya yapılacak bütün noktasal atıksu deşarjları öncesi biyolojik C, N ve P giderimli arıtma uygulanması öneriliyor.

Son 10 yılda başta İstanbul, İzmit ve Bursa olmak üzere Marmara’ya yapılan kentsel ve endüstriyel atıksu deşarjları öncesi biyolojik N ve P giderimli arıtma uygulamaları hız kazanmıştır. Söz konusu uygulamaların sonucu olarak özellikle Haliç, İzmit ve Gemlik Körfezlerinde belirgin su kalitesi iyileşmeleri sağlanmış ve biyoçeşitlilik artmıştır. Ancak Yenikapı, Kadıköy, Küçükçekmece ve Büyükçekmece Ön Arıtma Tesisleri çıkış sularının deşarj edildiği Büyükçekmece Baba Burnu ~ Tuzla Yarımadası aksı kuzeyi ile su alışverişinin sınırlı olduğu İzmit Körfezi doğu bölgesinde alt tabakadaki çözünmüş oksijen seviyelerinin < 2 mg/L olduğu gözlenmektedir.

Hassas alanlar bakımından değerlendirme

Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, 2009 yılında Kentsel Atıksu Arıtımı Yönetmeliği’ne bağlı “Hassas ve Az Hassas Su Alanları Tebliği” yayınlanmıştır. Tebliğe göre; hassas alan (HA), ötrofik olduğu belirlenen veya gerekli önlemler alınmazsa yakın gelecekte ötrofik hale gelebilecek doğal tatlı su gölleri, diğer tatlı su kaynakları, haliçler ve kıyı suları, yüksek nitrat konsantrasyonları içerebilecek içme suyu temini amaçlanan yüzeysel tatlı sular ve diğer sebeplerle daha ileri arıtma gerektiren alanlarını; gri alan (GA), morfolojik ve su kalitesi özelliklerine göre kentsel atık su girdilerinin ötrofikasyon riski oluşturabileceği düşünülen ve/veya potansiyel olarak ötrofikasyon riski taşıdığı tespit edilen ancak veri yetersizliği olan izlenmesi gereken haliçler ve kıyı sularını; az hassas alan (AHA) ise, morfoloji, hidroloji ya da özel hidrolik şartlara göre atıksu deşarjının çevreyi olumsuz yönde etkilemediği deniz, haliç ve lagün gibi kıyı su ortamları ile hassas su alanları haricindeki kıyı sularını tanımlamıştır. Hassas ve Az Hassas Su Alanları Tebliği kapsamında Marmara Denizi ve Karadeniz ötrofikasyon kriterleri Tablo 1’de verilmiştir.

Tablo 1. Kentsel Atıksu Arıtımı Yönetmeliği Hassas ve Az Hassas Su Alanları Tebliği ötrofikasyon kriterleri.

10 maddede müsilaj sorununa çözüm önerileri

Rapora göre; yaşanan süreçteki sorun, Derin Deniz Deşarj boru hattı veya konseptiyle değil, Ön Arıtma Seviyesiyle ilgilidir.

Marmara Denizi’ne noktasal, yayılı ve hareketli kaynaklardan gelen; çok yüksek birincil üretim ve bazı özel koşullarda müsilaj oluşum süreçlerini arttıran, kirletici yüklerinin “İyi (Kimyasal ve Ekolojik) Su Durumu’nun gerektirdiği ölçüde azaltımı ile ilgili öneriler şöyle sıralanabilir:

1. Marmara Denizi’ni, Boğazları ve deniz bağlantılarını içine alan Marmara Havzası bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmelidir.

2. Marmara Denizi’nde müsilaj oluşum süreçlerini arttıran kirletici yüklerinin azaltılması için disiplinlerarası bilimsel temelli bir yaklaşım uygulanmalı ve üniversite-kamu-sanayi-özel sektör-STK işbirlikleri geliştirilmelidir.

3. İleri Biyolojik AAT çıkış sularının azami oranda kentsel yeşil alanların (varsa tarım alanlarının) sulamasında ve/veya endüstride kullanılarak, Marmara’ya verilen atıksu miktarının azaltılması sağlanmalıdır.

4. Atıksu arıtma tesislerinde geri kazanıma öncelik verilmelidir. Bu kapsamda yenilikçi, az yer kaplayan ve enerji verimliliği yüksek atıksu arıtma proseslerinin uygulanmasına geçilmelidir.

5. OSB ve tekil sanayi tesislerinin etkin izleme ve denetimlerle öncelikli ve tehlikeli maddeleri belediye kanal şebekesine deşarj etmeleri önlenmelidir.

6. Marmara Denizi üst tabakasında ekolojik şartların oluşumu desteklenmelidir. Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi arasındaki balık göçüyle balık sığınma/yumurtlama alanları korunarak bu bölgelerin sürdürülebilirliği sağlanmalıdır.

7. Su kalitesi sürekli takip edilmeli, evsel ve endüstriyel AAT deşarjlarının izleme, denetim ve yaptırım kapasitelerinin geliştirilerek, standartlara uygun olarak işletilmeyen tesislere caydırıcı yaptırımların uygulanması ile izleme verilerinin paylaşımı sağlanmalıdır.

8. İleri biyolojik atıksu arıtma tesislerinin işletiminin, uzman özel sektör firmalarınca, asgari 8-10 yıllık sözleşmelere dayalı olarak işletilmeleri yaygınlaştırılmalıdır.

9. Özellikle müsilaj ve kirlenmenin izlenmesi için farklı mekânsal ve zamansal çözünürlüklerde uydu görüntüleri temin edilmelidir. Aktif uydu sistemleri incelenerek çalışmalara entegre edilmelidir.

10. Marmara Denizi ve Havzası için karar destek sistemi olarak da hizmet edecek dinamik bir Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) kurulmalıdır. Marmara Denizi ve etkileşimde olduğu alanlar hakkında sürekli olarak güncel bilgi üretilmeli, bu alanlardaki yapılaşma ve meydana gelen değişim belirlenmeli ve Marmara Denizi ekosistemine olan etkiler ortaya konulmalıdır.

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku