Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç; “Yangın tasarımla önlenir, bina tasarımla söndürülür”

Her geçen gün artan inşaat yatırımları, buna rağmen, kimliksiz ve hayata değer katmayan yapılarla çevreleniyoruz… Türkiye’de sürekli konuşulan ve desteklenen inşaat sektörünün çıktısı ‘nitelikli binalar’a henüz dönüşemedi. Örneğin uzmanlar, şu anda yüksek katlı binaların yüzde 80’inde yeterli yangın güvenliği bulunmadığını söylüyor. Bu uzmanların başında; İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi, Türkiye Yangından Korunma Vakfı Kurucu Başkanı ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç yer alıyor…

Kılıç, halkı ve yetkilileri deprem sonrası yangınlarla ilgili uyarıyor. Yüksek binalardaki yangın riskine dikkat çeken Kılıç, muhtemel İstanbul depremi sonrası çıkacak yangın sayısını 3 bin olarak işaret ediyor. Konunun önemine istinaden, Türkiye Yangından Korunma ve Eğitim Vakfı ve Yangından Korunma Derneği, 9-10 Kasım 2017 tarihlerinde, Grand Cevahir Otel Convention Center’da Uluslararası Yangın ve Güvenlik Sempozyumu ve Sergisi düzenleyecek.


İTÜ Makine Fakültesi Öğretim Üyesi, Türkiye Yangından Korunma Vakfı Kurucu Başkanı ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç.

Türkiye’deki binaların yüzde 95’inde deprem sonrası yangın güvenliği yok

Türkiye’deki yüksek binaların yüzde 95’inin depremde yangın güvenliği açısından uygun olmadığını söyleyen Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç; “Binaların yüzde 95’i deprem sonrasında oluşabilecek yangınlara karşı güvenliği olmayan binalar. Uygun olan yüzde 5’lik kısım da son dönemde yapılmış binalar arasından çıkar. Binaların ve tesisatların eski, binaların sık, insanların fazla, yolların dar, yanıcı maddelerin fazla olduğu bölgeler yangın açısından en riskli bölgeler. Bu bölgelerde bir de şiddetli deprem yaşanırsa yangın riski daha da artar” dedi.

Yüksek katlı binaların yüzde 80’i yangın güvenliği açısından yeterli değil

Kılıç, Türkiye’deki yüksek katlı binaların; 2007 yılından önce yapılanlar, 51,5 metreden kısa olanlar ve çok yüksek ve yeni olanlar olarak üç gruba ayrıldığını söyledi. 2007 yılından önce yapılan binalarda yangın önlemi ve yangın tesisatı deprem şartlarına uygun olarak yapılmadığını ifade eden Prof. Dr. Kılıç; “Bu binaların çoğunda, özellikle konutların neredeyse tamamında bir yangın önlemi yok. Yağmurlama sistemi bulunmuyor, kaçışlar yeterli değil, olanlarda ise algılama sistemi mevcut değil” dedi.

“10 katın üzerindeki bir binayı dışarıdan söndürebilmeniz mümkün değil”

51,5 metrenin üzerindeki binalarda ise; algılama, söndürme, güvenlik holü, anons sistemi gibi önlemler yönetmelikle zorunlu hale getirilmiş durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kılıç, özellikle yap-sat zihniyeti ile hareket eden bazı müteahhitlerin bu sistemleri yapmamak için bina uzunluklarını 51 metrede bıraktıklarını ifade etti. Bu uzunluğun aşağı yukarı 17 kata denk geldiğini söyleyen Prof. Dr. Kılıç sözlerine şöyle devam etti; “10 katın üzerindeki bir binayı dışarıdan söndürebilmeniz mümkün değil. Yanan binanın içerisine girip söndürmek de mümkün değil. Bu tür binalar ancak yangın söndürme tesisatı ile söndürülür. İçeride mutlaka korunmuş merdiven olmalı, algılama sistemi ve söndürme sistemi bulunmalı”.

Üçüncü grup yüksek binaların ise, çok daha yüksek olan, içlerinde algılama sistemi, söndürme sistemi gibi sistemlerin bulunduğu binalar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kılıç; “Bu binaları da; yangın söndürme sistemleri yapılmış ama tasarımı uygun olmayan, tasarımı yapılmış ama uygun yapılmayan ve tasarlanmış, uygun yapılmış ama sistemlerin bakımı yapılmamış binalar olarak üçe ayırabiliriz. Tüm bu faktörlere baktığımızda, Türkiye’deki yüksek katlı binaların yüzde 80’ine yakınının yeterli yangın güvenliğine sahip olmadığını söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

Dış cephe kaplamalarında büyük tehlike     

Dış cephe kaplamalarında yanıcı malzemelerin kullanılmasının da büyük tehlike yarattığına dikkat çeken Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç; “Polistiren malzeme aşırı yanıcı, tutuştuğu zaman hızla yayılan bir malzeme. Mantolamada bir çok ülkede 12 metre, en fazla 18 metreden sonra polistiren malzemenin kullanılması yasak. Türkiye’de bu sınır 21 metreydi, maalesef bu yönetmelikte değişiklik yapılarak 28 metreye çıkarıldı. Yani 28 metrenin altındaki binalarda cephede mantolama için son derece yanıcı olan polistiren malzeme kullanılabiliyor” şeklinde konuştu.

Yangın tasarımla söndürülür

Yangının yayılmasını önlemede ve söndürmede en büyük etkenin tasarım olduğunu belirten Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç; “Yangın tasarımla önlenir, bina tasarımla söndürülür. Binaların proje aşamasında yangın tehlikesi düşünülerek tasarlanmış olması gerekir. Bu bilincin başta idareci ve yöneticiler olmak üzere toplumun her kesiminde olması gerekir. Ancak bu şekilde yangınlar ve yangınlar nedeniyle oluşan kayıplar en aza indirilebilir” dedi.

Deprem sonrası yangınların en büyük nedeni gaz kaçakları

Deprem sonrası, ayakta kalan binaların tesisatlarında kırılma, kopma tarzı hasarların meydana gelebileceğini belirten Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, aynı ortamda açık ateş bulunmasının yangına neden olacağını söylüyor; “Deprem sonrası yaşanan patlamaların en büyük nedeni gaz. Genellikle doğalgaz kullanılan yerlerde, deprem sonrası boruların kırılmasıyla ortaya çıkan gaz, ortamdaki açık ateşle veya kıvılcımla karşılaşınca patlamalar meydana geliyor. Deprem esnasında, her ne kadar doğalgaz akışı ana vanadan kapansa da, doğalgaz borularının içerisinde kalan gazlar risk oluşturuyor. Deprem durumunda borunun içerisinde kalan gazın tahliye edilmesini sağlayan, alev görmeyince gazı direkt olarak kesen sistemlerin kurulması gerekli”.

Su, azalması bakımından, köpükse çevreye zararı açısından kötü

Yağışların ve su rezervlerinin azalmasıyla birlikte, yangına müdahalede suyun dışında kullanılan ve doğaya zarar vermeyen malzeme ve yöntemleri sorduğumuz Kılıç, suyun dışındaki alternatif yöntemleri şöyle değerlendirdi; “Gelişmiş ülkelerde yangına müdahalede kullanılan köpük, doğaya zarar vermemesi için rögara verilmez. Yangın söndürme köpüğünü depolamak zorundasınız. Şu anda basınçlı havayla söndürme sistemi çalışmaları var. Ama bunun çok yaygın bir sistem olduğunu söyleyemeyiz. Hatta, petrol kuyularının söndürülmesinde, tank patlatma yöntemi kullanılır. Tank patlatıldığında oksijeni attığı için vakum meydana getirir ve yangın söner. Konut yangınlarında ise; basınçlı hava vererek, mumu söndürdüğünüz gibi yangını söndürebiliyorsunuz. Fakat otomatik söndürme sistemlerinde su yerine su sisi kullanılıyor. Su sisi; normal yangın söndürme sistemiyle 100 litre harcanan su yerine 1 litre su harcanmasını sağlayan bir yöntem. Bu, gittikçe yaygınlaşan bir sistem. Özellikle; elektrik odalarında, arşivlerde, müzelerde, ahşap binalarda, İstanbul’da tarihi binalarda kullanılıyor. Su sisinin kullanılması için boruların paslanmaz ve temiz olması, başlıklarının daha özel, basıncın yüksek olması gerekiyor. Bu da sistemi daha maliyetli kılıyor. Bu nedenle de çok özel yerlerde kullanılıyor. Şu an bu sistemin az kullanılmasının nedeni tamamen maliyet… Aslında hali hazırda su sisinin kullanım amacı; su tasarrufu değil, suyun yangına müdahalede vereceği zararı azaltmak. Örneğin; gemi yangınlarında su, geminin ağırlığını artıracağı için su sisiyle söndürme yöntemi kullanılır.”

Selma ALTIN

Son Haberler

Cevap bırakın