Buca Cezaevi yıkımına dair İzmir Barosu’nun asbest çağrısı
Tartışmalı ve şaibeli bir ihale sürecinin ardından sessiz sedasız yıkımı başlatılan İzmir Buca Açık ve Kapalı Cezaevi’nde asbest şüphesi!… 1959 yılında inşa edilen ve yerleşim yerlerinin içinde kalması nedeniyle Adalet Bakanlığı kararıyla geçtiğimiz yıl kapatılarak boşaltılan İzmir Buca Açık ve Kapalı Cezaevi binası yıkımında asbest yönetmeliğine uyulmadığı iddia edildi.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından, 3 Şubat 2022 tarihinde kapalı teklif usulü ihale yapıldı. İhalede 12 milyon lira teklif veren firmanın imza aşamasında işi almaktan vazgeçtiği belirtilirken, 4 Mart tarihinde basına kapalı olarak yapılan ikinci ihaleyi 16 milyon 420 bin liraya Nermanoğlu firması aldı. Firma yıkımı 45 gün içerisinde tamamlayacağını açıkladı.
İzmir Barosu Kent ve Çevre Komisyonu tarafından bugün yapılan basın açıklamasında, yıkımın durdurulması talebiyle dava açıldığı duyuruldu. Komisyon, bölge halkını ve tüm STK’ları bu konuda duyarlı olmaya davet ederek, sürecin takibinde birlikte hareket etme çağrısında bulundu.

Basın açıklamasında, ihalesi 4 Mart 2022’de yapılıp 5 Mart sabahında hiçbir önlem almaksızın yıkım işlemleri başlatılan süreçte, asbest ve diğer zehirli maddelere ilişkin çalışma yapılmadığı, yıkım ihalesinde de asbest kontrolüne ilişkin herhangi bir maddeye yer verilmediği belirtildi. 63 yıllık binanın inşa edildiği dönemdeki teknoloji ve kullanılan malzemelerin niteliği gereği asbest içerdiğinden kuşku olmadığı, böylesine eski bir binanın içerebileceği zehirli maddeler düşünülmeksizin, hiçbir önlem alınmaksızın adeta “yangından mal kaçırırcasına” başlayan bu yıkımla hem alanda çalışan işçilerin hem de bölge halkının sağlığının hiçe sayıldığı vurgulandı.

Komisyon tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; “25 Ocak 2013 yılında yayımlanan “Asbestle Çalışmalarda Sağlık Ve Güvenlik Önlemlerine İlişkin Yönetmelik” uyarınca alınması gereken onlarca önlem alınmadan gerçekleştirilen bu yıkım devam ettiği sürece kanser riski dalga dalga yayılmaktadır. Sağlık yönüyle başlı başına bir tehdit olan bu yıkıma ilişkin ihale sürecinin de muğlak olması yıkımın durdurulması için bir başka sebeptir.
Nitekim, Şubat ayında yapılan ilk ihale ile ikinci ihale yapılıncaya kadar geçen süreçte inşaat alanından bazı parçaların sökümlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Asbest içermesi çok yüksek ihtimal olan bu parçaların nereye götürüldüğü belli olmadığı gibi, ikinci ihaleyi alan firmanın yıkım şartnamesindeki koşulları gerçekleştirmeksizin ihalenin alındığı gecenin sabahında yıkıma başlamış olması durumu daha da şaibeli kılmaktadır.
Biliyoruz ki bu yıkımın sürdürülmesi, sonuçları zaman içinde ortaya çıkacak büyük bir riski barındırmaktadır. Buca’da yaşayan yurttaşlar her yıkılan tuğlada biraz daha zehirlenmektedir. Bu nedenle devam etmesi halinde halkın sağlını ciddi boyutta tehdit etmeye devam edecek olan bir yıkımın derhal durdurulması zorunludur.”
Sihirli değil katil toz
Asbest, ticari adıyla amyant, beyaz toprak olarak da bilinen, ısıya, aşınmaya, kimyasal maddelere oldukça dayanıklı, yapısal özellikleri açısından esnek, lifli yapıda bir mineraldir. Asbest, doğada bulunan bir maden olmakla birlikte inşaat dahil, birçok sektörde yıllarca kullanıldı. Yasaklanana kadar “sihirli toz” olarak bilinirken, WHO/ Dünya Sağlık Örgütü’nün birinci derece kansorejen listesine almasıyla birlikte, bu mineral “katil toz” olarak tabir edilmeye başlandı.



Türkiye’de asbest üretimi ve kullanılması 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelikle yasaklandı. Ancak, önceden kullanılmış asbestli maddelerin sökümü, yıkımı, tamiratı, bakımı, geri dönüşümü sırasında asbeste maruz kalındığı biliniyor. Asbest kaynaklı hastalıklar, asbest lifleri solunduktan hemen sonra başlamıyor. Asbest maruziyetinden 10 ila 40 yıl sonrasına kadar süreçte, başta kanser olmak üzere çeşitli solunum yolları hastalıkları ortaya çıkabiliyor.
Asbestin sağlığa etkileri 9/11 kayıtlarıyla takip ediliyor
11 Eylül 2001’de Amerika Manhattan’da çöken ikiz kulelerden 400 ton asbest ve diğer tehlikeli maddeler içeren bir toz bulutu bölgeye yayılmıştı. Saldırıyı takip eden arama, kurtarma ve temizleme çalışmaları sırasında -90 binden fazla işçi de dahil olmak üzere- yaklaşık 450 bin kişi zehirli toza maruz kalmıştı.
Dünya Ticaret Merkezi Sağlık Programı, 9/11 tozuna maruz kalmanın sağlık üzerindeki etkilerini takip ediyor. 2016 yılında yapılan sağlık araştırmasında şu bilgiler yer alıyor:
- 352 kişiye asbest ve 444 kişiye pulmoner fibrozis teşhisi konuldu. 9/11 tozundaki asbeste ve diğer liflere maruz kalmak bu vakalara katkıda bulunmuş olabilir.
- Yaklaşık %16’sına kanser teşhisi konmuştur. Karşılaştırma için, 2007’de yaklaşık %8’ine kanser teşhisi konmuştu.
- Yaklaşık %35’i nefes darlığı için tıbbi bakım aradığını bildirmiştir.
- Kurtarma çalışmalarına katılan personelin yaklaşık %70’i, Dünya Ticaret Merkezi öksürük sendromu da dahil olmak üzere akciğer sorunlarından mustariptir.
2018 yılında ise, Dünya Ticaret Merkezi Sağlık Programı’na kayıtlı yaklaşık 10 bin kişiye, 11 Eylül’e bağlı kanser türlerinden en az biriyle ilgili teşhis kondu. Programın kapsadığı ilk 10 kanser türü; melanom dışı cilt, prostat, cilt melanomu, tiroid, meme, lenfoma, akciğer, böbrek, lösemi ve kolon kanseri olarak belirtiliyor. 2021 itibariyle, yaklaşık 24 bin kişiye 9/11 ile ilgili bir kanser teşhisi kondu.