Kimya endüstrisi maliyetleri düşürürken düşündürüyor

Kimyanın çok hoşuma giden tanımı şöyle; içinde yaşadığımız gerçekliği anlamamıza yardımcı olan, bu gerçeklikle ilgili öngörüler ve modeller oluşturabilmemizi sağlayan bilimlerden biri… Yani kimya, varoluşun temelini araştırıyor ve bunun için üretiyor. En azından böyle olması gerek…

Sanayi devrimi sonrası yaşanan ekonomik gelişmelerle birlikte global bir pazara dönen küçük dünyamızda artık işler farklı yürüyor. Her şey giderek deforme olurken, adı kimyada geçmeyen ‘para’, dünya laboratuvarının en etkili tepkime yaratan elementine dönüştü. Para, insanın kimyasını bozdu… Kapitalizmin pençesine düşmüş üretici konumundaki sermayedar, bu elementin etkisinde kalarak, doğal olmayan elementleri, doğamıza dahil etmeye çalıştılar ve bunu kısmen başardılar da…

Kimyasallar, uluslararası ticaret piyasasının önemli oyuncuları ve aynı zamanda, giderek çevre felaketine neden olan ekosistem kirleticileri… TÜBİTAK MAM verilerine göre; kimya endüstrisinde döngüsel ekonominin uygulanması ve çevre dostu hammaddelerin tercih edilmesi durumunda yıllık 2,5-3 milyar dolar seviyesinde tasarruf edilebileceği ve yeşil kimya endüstrisinin 2020 yılına kadar 100 milyar dolar büyüklüğe ulaşabileceği öngörülüyor. Bu durum için ülkemizde şu an yeterli bir gelişme kaydedilmiş değil…

Dünyada Ar-Ge çalışmaları ve yatırımları dönüşüm ekonomisine odaklı

Geçtiğimiz günlerde, Dünya Ekonomik Forumu’nun Davos’ta gerçekleşen yıllık toplantısında Ellen MacArthur Vakfı, Yeni Plastik Ekonomisi girişiminin önderliğinde; plastiğin atığa dönüşmesini durduracak beş yeni geri dönüşümlü ve kompostlanabilir ambalaj çözümü için toplam 1 milyon dolar ödül dağıtmıştı.

Kimya endüstrisinde dünyada geri dönüşüm uygulamaları yaygınlaşarak artarken, çalışmaların çevreye olumlu etkileri yansıyor. Ayrıca, maliyetlerin düşmesi ve kaynak kullanımının azalması ülkelerin rekabet gücünü artıyor.

İKMİB/ İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz.

“İhracatın artması için yüksek katma değerli üretim şarttır”

Geçtiğimiz aylarda, İKMİB/ İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, Türkiye kimya endüstrisinin 2023 yılı ihracat hedefinin 50 milyar Dolar olduğuna dikkat çekerek, öncelikle mevcut dış ticaret açığının kapatılması gerektiğini belirtmiş ve şu ifadeleri dile getirmişti; “Sermaye ve teknoloji yoğun kimya sektörü için önemli olan ihracatı sürdürülebilir kılmaktır. Büyük oranda hammadde açısından dışa bağlı olan üretimin artması, sektör ve alt sektörleri için Ar-Ge destekli büyümenin sağlanması şarttır. Ülkemizin kimya sektörü dış ticaretine baktığımızda, 2016 yılında 14,0 milyar Dolar ihracat yapıldığını ve yaklaşık 52 milyar Dolar ithalat gerçekleştiğini görüyoruz (1).  Bu sayılar “Yüksek Katma Değerli Üretim” gerekliliğini açıkça gösteriyor. Bu üretim de Ar-Ge destekli olmalıdır. İhracat rakamları için Ar-Ge-tasarım-inovasyon-marka dörtlüsü ile yerli teknolojik gelişme ile ilerlemek şarttır. İKMİB olarak ihracata katkı sağlayacak yeni fikirler ve projeleri desteklemeye bundan sonra da devam edeceğiz”.

Kimya sektörünün Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını, hedeflerini Murat Akyüz’e sorduk.

 

Türkiye’nin kimyevi maddeler ve mamuller üretim hacmi nedir? Sektörün hammadde ihtiyacının ne kadarını iç üretim karşılıyor? Sektörün ithalat ve ihracat oranları nedir?

Yüzde 15’i Türkiye içerisinden karşılanıyor. Yüzde 85’i ithalat olarak devam ediyor. Genel anlamda, hali hazırda bu açık büyüyerek devam ediyor. Çünkü açığı kapatıcı yatırımlar, ihtiyaçtaki artışa oranla daha yavaş…

“Yatırım alanı ve uygun liman bulamıyoruz”

Bunun nedenlerini nasıl yorumlarsınız?

Bunun en büyük nedeni; yatırımların daha maliyetli olması. Lojistik bazlı yerlerin aranması. Hem lojistik bazında avantajlı olacak, hem de deniz kıyısında olacak. Dörtte üçü denizle çevrili bir ülkede, yatırım yapacak bir yer ve bunu taşıyacak liman maalesef bulamıyoruz. Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından biri bu. Çünkü kimyasal denildiği anda, ismen sanki zararlı bir şeymiş gibi geliyor. Halbuki suyu bile temizleyen yine kimyasallar…

Yatırım alanı olarak İstanbul yerine farklı bir şehir seçilse, hem bölgesel kalkınma desteği, hem de İstanbul’un yükünün hafifletilmesi sağlanmış olmaz mı?

Yapılabilir tabi ki… Buradaki en büyük sıkıntımız; yatırım yerlerinin hem denize yakın olması, hem de sanayi bölgesi olması… Türkiye’nin uygulamalarında, mizacında doğrudan şu var; denize belli bir mesafe yaklaşabiliyorsunuz. Denizi komple kapatamıyorsunuz. Bu kez yatırımlar kesilmeye başlıyor. Adana Ceyhan’da böyle bir yatırım noktası yapıldı. Petrokimya tesisleri, plastik hammadde üretimi yapan birkaç tesis var. İzmir Bölgesi’nde Petkim var. Fakat bakıyorsunuz, daha fazla bir yerlere gitmiyor… Bunun en büyük nedeni; yatırım yerlerinin çok daha kapsamlı, çok daha büyük yerlere yapılıp, planların uzun vadeli olması. Türkiye’de organize sanayi bölgeleri bile baştan organize ediliyor, 15 sene sonra bakıyorsunuz yanlarına konut imarları verilmeye başlanıyor. Sonra, konut imarlarına yerleşenler sanayiciden şikayetçi olmaya başlıyor. Bacalardan su buharı bile çıksa ‘buradan duman çıkıyor’ diye şikayetler ediliyor, karşılıklı sıkıntılar başlıyor.

Sanayi yatırımlarının en büyük sıkıntısı; süreç içinde bu alanların yakınına konut imarı verilliyor olması…

‘Ar-Ge Proje Pazarı’ ile tam olarak ne hedeflenmişti? 2011 yılından bu yana gerçekleştirilen bu inovasyon etkinliği ile bugünkü hayata geçirilmiş projeleri değerlendirirsek, bu hedeflerin ne kadarına ulaşıldı?

İnovasyon etkinliği TİM’in çatısı altında yapılan bir etkinlik. Ar-Ge Proje Pazarı ile karıştırılmamasında fayda var. Ar-Ge Proje Pazarı’nda, özellikle araştırmacıların, bilim insanlarının, Ar-Ge yapan şirketlerin yaptıkları gelişmeleri sunmaları, gerekiyorsa yatırımı istenen, yatırıma ihtiyacı olan kimyasalların da bu platformda yatırımcı bulmaları sağlanıyor. Çünkü, Ar-Ge Proje Pazarı’nda ödül alan projelerin yurt dışındaki fuarlarımızda sergilenmelerini ve orada sergilenirken, sadece yurt içi değil, yurt dışı yatırımcının da bu projeleri görmelerini sağlıyoruz. Amacımız şu ana kadar yüzde 100 hasıl olmasa da aşama aşama doğru noktaya doğru gidiyoruz.

Ar-Ge Proje Pazarı Yarışması’nda ödül alan projelerden hayata geçirilmiş olanlar var mı?

Bu tip ürünler hali hazırda var. Hatta bu konuda yatırım almış, Ar-Ge Proje Pazarı ödüllü ürünler var.

Dünyada plastiğin geri dönüşümü ve kompostlanabilirliği ile ilgili çok önemli gelişmeler oluyor. Türk kimya sektörü bu gelişmeleri ne derece takip ediyor? (Haberin detayları bu linkte yer alıyor; https://www.temizmekan.com/plastik-kirliligine-son-veren-2-milyon-dolarlik-dongusel-malzeme-ve-tasarim-projeleri/)

Çevreyle ilgili hassasiyetimiz var. Bununla ilgili REACH Global Services denen, çevre mevzuatlarını ele alan ve Türkiye’deki kayıt sisteminin de yapılmasını sağlayan bir şirketimiz var. İhracatçı birliklerin kapitali ile kuruldu… O şirket, hali hazırdaki kimyasalların kaydını yapıyor. Aynı zamanda kozmetiklerde sorumlu kişi statüsünde kozmetiklerin Avrupa Birliği’nde satışını sağlıyor. İnsanla ilgili hassasiyet olduğu zaman, doğrudan kontağı bu şirket oluyor. Bu tip hassasiyetlerimiz var. Ama doğrudan daha makro açılımlı, bu konuları takip eden bir mekanizmamız yok.

Kullanıllan ürünlerin çöpe atılmadan dönüştürülebilir yapılması için Ar-Ge çalışmaları sürüyor.

Bioplastik konusunda ülkemiz şu an ne durumda?

Bioplastik konusunda ülkemizde üreticiler epey tecrübelendiler. Bioplastik konusunda oldukça iyi yere gidiyor. Fakat petrokimyanın yerine geçecek -örneğin mısırdan üretim gibi- çeşitli yöntemler olsa da mısırın tükettiği su, çevre bilinci açısından çok dikkate değer bir su miktarı olduğu ve o derece sulak bir ortamımız olmadığı için mısırdan plastik hammadde üretimi şu an Türkiye’de çok fazla yapılmayan bir aşamada. Amazonlar’ın yakınlarında olan ve su ihtiyacını bol bol karşılayan bölgelerde bu tip şeylerin yapılması daha mümkün. Yine orada da yurt dışına bağlı olarak devam ediyor.

Plastiğin geri dönüşümü için neler yapılıyor? Bahsettiğiniz yöntem dışında geri dönüşüm mümkün değil mi?

Şu an normal plastiklerin hepsi geri dönüştürülebilir seviyede. Sadece şuna dikkat etmek lazım; çöpe atılan tüm ürünleri -plastik, cam, metal, kağıt- çöpleşmeden geriye dönüştürmemiz gerekiyor. Maalesef şu andaki sıkıntımız; çöpteki, kalitesizleşen, geriye dönüşümlü ürünler. Siz eğer plastik bir pet şişeyi kullandıktan sonra doğrudan atıyorsanız bu konuda ne kadar bilinçli olduğunuzu sorarım…

Kaliteli çöp ayrıştırılması yapılmıyor

Dünyada üretilen toplam plastiğin yüzde 14’ünün geri dönüştürüldüğü belirtiliyor. Bu oranı nasıl yorumlarsınız?

Plastik çok değerli bir malzeme. Bu kadar değerli bir malzemeyi yüzde 85 atıp, unutmak mümkün değil. Maddi olarak mümkün değil, çünkü milyarlarca dolardan bahsediyoruz. Ve biz, milyar dolardan vazgeçiyoruz böyle bir durumda… Türkiye’de geri dönüşümün üst düzeyde olduğunu söyleyebilirim.

Bu oranın düşüklüğü; yeterince kaliteli çöp ayrıştırılması yapılmadığından dolayı diye düşünüyorum. Avrupa’ya bakıyorsunuz; markette o boş kutu hemen atılıyor ve 5-10 sent gibi cüzi de olsa bir para alınıyor. Müşteriler o parayı almak için dahi olsa, geri dönüşüme katılıyorlar.

Plastikler, karbonun hidrojen, oksijen, azot ve diğer organik ve inorganik elementli elementlerle oluşturduğu manomerler diye adlandırılan en küçük ve basit moleküllü gruplardaki çift bağın koparılarak polimerler diye adlandırılan uzun zincirli yapıya dönüştürülmesi ile elde edilen insan yapımı maddelerdir.

 

Siz, aynı zamanda plastik üreticisisiniz. Plastik üretiminde, geri dönüşümlü malzeme temini nasıl sağlanıyor?

Şirket olarak kullandığımız plastikler geri dönüşümlü değil… Çünkü geri dönüşümlü plastiklerin kullanım alanları bambaşka… Ben doğrudan mutfak eşyası üretimi yaptığım için bu tip ürünleri kullanma ihtimalim yok. Çöp kutusu gibi basit şeyler üretmek amacıyla; piyasadan, toplanmış plastik ürünlerin geri dönüşümünü proses eden firmalardan satın alınıyor. Orada da, toplanan plastiğin muhtevası her zaman değiştiği için, aynı kaliteyi yakalama ihtimaliniz olmuyor. Birinde halıdan dönüştürülmüş oluyor, diğerinde çocuk bezinden… Ondan sonraki; kapaklardan… Bu kez, hiç biri birbirini tutmamaya başlıyor. Bu da ciddi sıkıntı yaratıyor.

Günlük yaşam içinde kullanılan her şeyde zararlı kimyasallarla karşılaşıyoruz. Örneğin; yoğurdun içinde hangi kimyasal madde var diye düşünmek yerine, bunların kullanımı engellenemez mi? Bu bir etik sorun değil midir?

Etik zaten insanın yapısında olan bir şey… Benim size bir ürün yerine başka bir ürün satmam etikle ilgili. Bu ne kadar kontrol edilebilir; gerçekten çok zor… Birebir kontrollere indiğinizde çok ciddi maliyetlerle karşılaşırsınız, ancak o zaman kontrol altına alırsınız. Çevre Bakanlığı’nın henüz yeni uygulamaya başladığı REACH mevzuatı bu nedenden dolayı var. Kimyasalların pasaportlandırılması gibi… Hangi kimyasal nereye ve ne kadar gitmiş… Bunun denetimi… Bu da şunu gösteriyor; tehlikeli bir kimyasal aldıysanız, ısrarla bunu kullanıyorsanız, kendinizi belli ediyor, afişe ediyorsunuz. Oradan sizi hemen buluyorlar.

 

Kimya sektörünün ihracat hedef rotası nedir? Bu konuda, hedef ülkeler ne derece önem kazanıyor?

Her sektör kendi hedeflerini belirliyor. Biz, o hedeflere göre faaliyet yapıyoruz. Şu an en çok Avrupa Birliği’ne ihracat yapılıyor. Hedef ülkeler arasında; Latin Amerika, Amerika Birleşik Devletleri, Afrika var. Hükümet bizi nereye yönlendirirse biz de o bölgeye faaliyet yapıyoruz

Selma ALTIN

Son Haberler

Cevap bırakın