Ana Sayfa YaşamSANAT MEKANLARI Anadolu’nun kültürel bereketiyle sanat ve doğa bir arada

Anadolu’nun kültürel bereketiyle sanat ve doğa bir arada

Yazar: Simin GERCEK

Çağdaş müzeciliği yepyeni bir anlayışla Anadolu’nun kültür varlıkları haritasına katan Baksı, 20. yılını geride bırakırken, iki yeni sergiyi sanatseverlerin beğenisine sundu.

Sanatın ve doğanın birlikteliğine övgü niteliğindeki Kıraçta Heykel sergisi, izleyiciyi mekânsal sınırların dışına çıkarıp doğayla buluştururken, heykellerin rehberlik ettiği şiirsel bir yolculuk vadediyor. Baksı Müzesi’nin yer aldığı kıraç sırttan Çoruh Nehri’ni seyreden bu sanat yapıtları, içine yerleştikleri coğrafyayla yeni anlamlar kazanırken, kadim uygarlıklara ev sahipliği yapmış bu mekâna da taze bir bakış getiriyor. Baksı tepesinde ziyarete açılan açık hava sergisinde Erdal Duman, Günnur Özsoy, Hüsamettin Koçan, İbrahim Koç, Kemal Tufan, Mike Berg, Nermin Er, Osman Dinç ve Yunus Tonkuş’un yapıtları yer alıyor.

Kemal Tufan’ın Denizaltı ve Kör Makas/Aç Gözünü adlıironik/alegorik heykellerinde okyanusların sonsuzluğu, nesnelerin sıra dışılığı, hem geçici olmanın hüznü hem de var olmanın ihtişamı, Baksı’nın toprakla gökyüzünün kesiştiği ufkunda yaşamaya devam edeceğini bildiriyor.

Baksı Kültür Sanat Vakfı tarafından Anadolu’nun ortak kimliğine katkıda bulunan üretimlere dikkat çekmek amacıyla hayata geçirilen Anadolu Ödülleri’nin kazananları ise Depo Müze’de gösterime sunuluyor. Ana sponsorluğunu Doğan Holding’in üstlendiği, Kurukahveci Mehmet Efendi’nin sponsor olarak katkıda bulunduğu ödül programı; “Müzecilik”, “Süreli Etkinlikler”, “Gösteri Sanatları”, “Arkeoloji” ve “Restorasyon” kategorilerinden oluşuyor. Türkiye’nin 35 ilinden 133 projenin başvurduğu yarışmada, altı proje Anadolu Ödülü’ne, iki proje de “Alana Katkı Ödülü”ne değer bulundu.

Doğa ve sanatçı, sana birlikte yeni şeyler anlatacak

Kıraçta Heykel sergisine dair açıklamalarda bulunan Baksı Müzesi kurucusu Prof. Hüsamettin Koçan; “İçinde bulunduğumuz koşullar ne kadar zorlayıcı olsa da bunu bir insanlık deneyimi olarak kaydedip yeni yapıtlar üretmeye devam ediyoruz. Bu kez, çocukluk anılarımda önemli bir yere sahip bir mekân, Baksı’nın 65 yıldır değişmeden kalmış kıraç tepesi yapıtlarımıza ev sahipliği yapıyor. Heykeller bu kıraç sırttan nehre doğru uzanırken yeni bir sessizlikle, Baksı’yı ziyaret edenleri hem çağırıyor hem de onları yeni bir duyum alımına davet ediyor: Soluğunu tut, doğaya bak, doğa sana sanatçıyla birlikte yeni şeyler anlatacak. Umuyorum ki bu heykeller, bu kıraçta uzun yıllar konuk olsunlar. Ve de bu kıraç, heykellerin evi olsun” diyor.

blank
Yunus Tonkuş’un Çift Yüzlü Dansçı isimli çalışması, tıpkı doğa gibi üç boyutlu dünyanın da sürprizlerle dolu olduğunu ve çevresinde dolaştıkça bir başka ‘yeni’ olanla karşılaşılan yolculuğu anımsatıyor.

Anadolu’ya değer katan projelerin sergisi

Baksı’nın 20. yıldönümü kapsamında düzenledikleri Anadolu Ödülleri’nin daha ilk yılında büyük ilgiyle karşılanmasının, projenin geleceğine dair kendilerini daha da motive ettiğini dile getiren Koçan, ödül programı hakkında da şunları söylüyor; “Anadolu’yu eski kültürel bereketine, enerjisine ve çeşitliliğine kavuşturmak, Baksı’nın en önemli odaklarından birini oluşturuyor. Gelecekten beklentileri olan çoğulcu bir proje olarak hayata geçirdiğimiz Anadolu Ödülleri’nin, bu konuda farkındalığı artırırken, gelecekteki iyi uygulamalara da esin kaynağı olacağını düşünüyoruz. Depo Müze’de ziyarete açılan ödüllü projeler sergimizi gezmeden Baksı’dan ayrılmayın…” 

Yeni sergilerin yanı sıra Şakir Gökçebağ’ın heykel ve yerleştirmelerinden oluşan “Aşina” sergisi, “Maske/Çağrışımlar” adlı grup sergisi ve kalıcı koleksiyonda yer alan yapıtlar da Baksı Müzesi’nde sanatseverleri bekliyor. Bayburt’un Bayraktar (eski adıyla Baksı) köyünde yer alan müze, pazartesi hariç her gün 10.00 – 19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Osman Dinç’in doğaya sessiz ve uysal bir dille katılan Orada Bir Ev Var Uzakta heykeli, ‘ev’in en yalın arketip formuyla ilişki kurarak, tanıdık olanın o çocuksu ifadesini biçimsel yalınlıkla birleştiriyor. Doğanın ve iklimin müdahalesine açık bırakılmış bu ev, mütevazı ölçeğiyle zamanın ve mekânın sonsuz döngüsüne dair derin bir ifade taşıyor.

ANADOLU ÖDÜLLERİ

ARKEOLOJİ

Kayalıpınar Kazısı / Sivas

Valilik

Ödül Gerekçesi: Kayalıpınar Kazısı; süreklilik gösteren bir çalışma olması, arkeoloji alanına sağladığı katkı ve uluslararası alana yayılan etkisi gerekçeleriyle seçildi. Kazıda elde edilen ve büyük kısmı yazılı tabletlerden oluşan bulgular, Anadolu arkeolojisine yeni bir kent ismi kazandırmış, bulunduğu bölgenin tarihini değiştirmiş ve Anadolu uygarlıklarında çok önemli bir yere sahip Hititlerin tarihine ışık tuttu. Bu yönüyle kazı, hem yerel hem de uluslararası kültüre anlamlı katkılar sağladı.

blank

Proje Hakkında: Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Kayalıpınar bölgesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Almanya’daki Marburg Philipps Üniversitesi adına Doç. Dr. Vuslat Müller-Karpe başkanlığında yürütülen kazıları içeren proje sayesinde ortaya çıkarılan Hititçe çivi yazılı bir tablet Anadolu tarihini değiştirmiştir. Buna göre, kazılarda bulunan Kayalıpınar ören yerinin eski isminin “Samuha” olduğu bilgisine ulaşıldı. Sivas’ta Sarissa Hitit kentinden sonra açığa çıkarılan ikinci Hitit kenti olan Kayalıpınar Örenyeri (Samuha Hitit Kenti) Anadolu’da Asurca ve Hititçe yazılı tablet barındıran beş merkezden biri. Büyük kısmı 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescillenen Kayalıpınar, Asur Koloni çağından başlamak üzere Hitit, Demir Çağı, Helenistik, Roma, Bizans dönemlerinde iskân gören yerleşim, Anadolu’da tablet barındıran sayılı merkezler arasında sayılıyor. Asurlu tüccarların ticaret yaptığı ufak bir pazar yeri (Vabartum) olan Samuha, daha sonra gelişerek MÖ 18. yüzyılda önemli bir ticaret merkezi (Karum) hâline gelmişti. Hitit Krallığı devrinde de MÖ 17.-13. yüzyıllar arasında önemli bir şehir olmuştu. Hitit Büyük Krallarının, ülkeyi yönettikleri krallık merkezidir. Başkenti Hattuşa Boğazköy olan Hititler, Kızılırmak üzerinden ulaştıkları Samuha’yı yazlık işlerinde merkez olarak kullanmışlar.

MÜZECİLİK

OMM – Odunpazarı Modern Müze / Eskişehir

Odunpazarı Modern Sanat Vakfı

Ödül Gerekçesi: Yüksek nitelikli bir koleksiyona sahip ve genç bir müze olmasına rağmen alanında uluslararası ödül de kazanmış olan Odunpazarı Modern Müze projesi, müzecilik alanına katkısı ve çağdaş sanatı yaygınlaştırmaya yönelik çalışmaları gerekçesiyle seçildi.


Proje Hakkında: Çeşitli sergileme alanları, etkinlik mekânları, kafe ve müze dükkânından oluşan, yaklaşık 4500 metrekare alana yayılan OMM – Odunpazarı Modern Müze, 2019 Eylül’ünde Eskişehir’de açıldı. Eskişehir’in tarihî Odunpazarı evlerinin arasında yer alan OMM binası, dünyaca ünlü mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates (KKAA) tarafından tasarlandı; kendisi de Eskişehirli olan mimar ve koleksiyoner Erol Tabanca tarafından gerçekleştirildi. Sıra dışı mimarisiyle bir simge yapı hâline gelen OMM binası, bölgedeki diğer kent müzeleriyle birlikte bir müze meydanı yarattı. Sanat dünyasını yakından takip edenlerin yanı sıra daha önce hiç müze deneyimi yaşamamış ya da çağdaş sanatla ilgilenmemiş kişilere de ulaşmayı hedefleyen OMM, kamusal bir buluşma merkezi oldu. Böylelikle Türkiye’nin sanat haritasında bir dönüşüme vesile oldu.

OMM, kurucusu Erol Tabanca’nın koleksiyonundan seçkilerin yanı sıra dinamik ve çeşitlilik gösteren bir sergi programı da sunmakta ve sergi programlarını modern ve çağdaş sanata yönelik ücretsiz etkinlikler, farklı yaş ve ilgi alanlarına yönelik atölyeler, sanatçı buluşmaları ve seminerlerle zenginleşiyor. Müze, Kültür ve Turizm Bakanlığı 2019 Yılı Özel Ödülü, GMK 38. Grafik Tasarım Sergisi En İyi Logo Tasarımı Ödülü ve ÇAĞDAV Onur Ödülü’nü kazandı. 2020 yılında müze ve kültürel miras alanlarında dünya çapında önemli girişimleri öne çıkarmak ve onurlandırmak amacıyla İngiltere’de düzenlenen 18th Museums + Heritage Awards (Müze ve Kültürel Miras Ödülleri) kapsamında, “1 Milyon £ ve Üzeri Yatırım Yapılan Yılın Uluslararası Projesi” seçildi.

RESTORASYON

The Museum Hotel Antakya, 5. Mıntıka 4642 Numaralı Parsel Koruma Süreci / Hatay
DS Mimarlık

Ödül Gerekçesi: The Museum Hotel Antakya projesi, tüm parsele yönelik koruma sürecini önplana alan özgün bir çalışmadır.

Orijinal kent bulgularını morfolojiyle birlikte yerinde koruyan bir yaklaşım sunuyor. Alanda kültürel mirası turizmle ilişkilendirmek adına özgün bir örnek teşkil eder. Proje, restorasyon alanında özgün olması ve Antakya’nın kültürel mirasına yaptığı katkı gerekçesiyle seçildi.

blank

Proje Hakkında: Günümüzde St. Pierre Kilisesi’nin bulunduğu yamacın yakınında ve Sütunlu Yol izi üzerinde devam ettiği düşünülen Kurtuluş Caddesi’ne cephe verecek şekilde konumlanan çalışma alanı, özel mülkiyetiyle yaklaşık 17.000 metrekare büyüklüğünde. Antakya, kentsel yerleşimi ile 3. derece arkeolojik sit alanı olarak tanımlanıyor. Öncesinde tır parkı ve depolama alanı olarak kullanılan bu özel arazi için inşaat izin talebiyle arkeolojik sondajların yapılması gerekli oldu; sondajların işaret ettiği verilerle Prof. Dr. Hatice Pamir başkanlığında yapılan bilimsel arkeolojik kazı 2010 yılı sonunda tamamlandı. Elde edilen verilerin Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından incelenmesi sonucunda kontrollü koruma kararı alındı; parsel sınırları içinde, arkeolojik kazı çalışmasının tamamlandı hâlinin sergilenmesi ve alanda bir arkeoloji müzesi tesis edilmesi koşulu ile üst yapının kullanım haklarının mülk sahibine verilmesine karar verildi.

Koruma ve restorasyon süreci 2011’de üçboyutlu dijital tarama verileri oluşturularak başladı. Buluntular için yapılan haritalama çalışması ile yapı dönemleri ve nitelikleri algılanmaya çalışıldı. EAA tarafından tasarlanan mimari projede koruma amaçlı acil müdahalelerle restorasyon ön kararları oluştu. Bu kapsamdaki kalıntıların konservasyonu, alanda oluşturulan atölye ile sekiz yıl sürdü. Kuyu temel kazıları sırasında, 2. yüzyıla tarihlenen, önemli mitolojik sahneler içeren Pegasus Mozaiği’nin yer aldığı kalıntıların açığa çıkması sürpriz oldu.

Evrensel değere sahip alanı ve veriyi yerinde hem şehirlilere hem de dışarıdan gelecek izleyicilere açmak kuşkusuz paha biçilmez bir deneyim ve bir öğrenme şekli sunuyor. Proje, çok önemli bir toplumsal bellek haritalamasına olanak tanıyor.

SÜRELİ ETKİNLİKLER

Çanakkale Bienali / Çanakkale

CABININ – Çanakkale Bienali İnisiyatifi

Ödül Gerekçesi: Kâr amacı gütmeyen ve bağımsız bir oluşum olmasıyla birlikte sürdürülebilirliğiyle dikkat çeken Çanakkale Bienali, Türkiye’de çağdaş sanatın yaygınlaşmasına ciddi katkı sağlıyor. Uluslararası Bienaller Birliği üyesi olması, alanında uluslararası etki yarattığını ortaya koyuyor. Proje, yapı olarak sürdürülebilirliği zor olan çağdaş sanat bienalini süreklilik gösteren biçimde düzenlemesi, yerel ile uluslararası sanatçıları bir araya getirmesi ve toplumsal faydayı gözetmesi nedeniyle seçildi.

Proje Hakkında: Çanakkale Bienali İnisiyatifi CABININ tarafından 2008 yılından beri düzenlenen Çanakkale Bienali, bugüne kadar tüm dünyadan 300’ün üzerinde sanatçının üretimlerine ev sahipliği yaptı. Çanakkale Bienali, yerelde örgütlenen, yerel dinamikleri ve potansiyelleri çağdaş sanat bağlamında harekete geçirmeyi ve görünür kılmayı hedefleyen, sivil bir inisiyatif yapısında örgütlenen bir bienal. Bu bağlamda en önemli bileşeni de kuruluşundan bu yana sosyal programları oldu. Çanakkale Bienali’nin kavramsal ve sanatsal bağlamları üzerinden geliştirilen “Bienal Çocuk”, “Bienal Genç”, “Bienal Engelsiz” ve “Bienaldeyiz Kadın Platformu” gibi program ve projeler, toplumun farklı kesimlerini çağdaş sanatla etkin şekilde bir araya getirdi.

CABININ bugüne kadar Çanakkale’nin farklı ve özgün birçok özel ve kamusal alanını Çanakkale Bienali kapsamında değerlendirdi ve büyük bölümünü kentin gündemine taşıdı: Er Hamamı, Eski Ermeni Kilisesi, Eski Tütün Deposu (şimdiki Korfmann Kütüphanesi), Fevzipaşa Mahallesi’ndeki metruk binalar, Çanakkale Kordon, Marina, özel mülkiyetteki çeşitli yapılar, Eski Otogar, Halk Bahçesi… CABININ’in 2008 yılından bu yana yürüttüğü bu çalışmalardaki temel amaçları ve hedefleri şunlar oldu: Çanakkale’deki farklı toplum kesimlerini çağdaş sanatla buluşturmak; sanat odaklı etkinlikler ve eğitimler yoluyla dezavantajlı grupların (çocuklar, engelliler…) toplumsal yaşama katılımlarını, üretkenlik ve becerilerini artırmak; şehrin özgün, tarihî, doğal ve kültürel değerlerini uluslararası boyutta tanıtmak; Çanakkale’yi bir çağdaş kültür kenti olarak konumlandırma vizyonuna yönelik uluslararası iletişim ve işbirliği ağları oluşturmak.

GÖSTERİ SANATLARI

EBB Senfoni Orkestrası / Eskişehir

Büyükşehir Belediyesi

Ödül Gerekçesi: EBB Senfoni Orkestrası, Türkiye çapında yerel yönetimlerce desteklenen az sayıda senfoni orkestrasından biridir. Sürdürülebilirlik açısından zor, uzun soluklu yatırım ve yapılanma gerektiren bir oluşum olan yerel senfoni orkestralarına başarılı bir örnektir. Orkestra, çevre il ve ilçelerde düzenlediği turnelerle etki alanını kent merkezinin dışına taşıdı, yurt dışı turnelerle uluslararası alanda da faaliyet gösterdi.

Proje Hakkında: Eskişehir’de son yıllarda büyük ivmeyle artan kültür ve sanat yatırımlarının en önemli örneklerinden birini 2001 yılında kurulan EBB Senfoni Orkestrası oluşturuyor. Halen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı olan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in gayretleri sonucu hayata geçirilen Orkestra, ülkemizin en genç fakat en hızlı gelişim gösteren sanat kurumlarının başında geldi ve bu yıl 19. sezonunu sürdürüyor. İlk açılış konserini Ocak 2002’de gerçekleştiren Orkestra, o dönemde iki haftada bir düzenlenen konserlerini, sanatseverlerin yoğun ilgi ve talebi sonucunda 2003-2004 sezonunda haftada iki konsere çıkardı, günümüze dek 1257’nin üzerinde konser ve temsille 682.551 dinleyiciye ulaştı. Senfonik repertuvarlar, resitaller ve oda müziği konserlerinin yanı sıra EBB Senfoni Orkestrası opera alanında da faaliyet gösteriyor. Opera çalışmalarına Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi arasındaki iş birliğiyle 2004 Aralık’ında başlayan topluluk, birçok büyük çaplı opera ve bale eserini de repertuvarına aldı, 94 farklı opera ve bale temsiliyle 68.000 dinleyiciye ulaştı. 2011 yılından itibaren “Eskişehir Opera ve Bale Günleri” adı altında ulusal bir festival düzenlemeye başlayan kurum, haftalık konserlerinin yanı sıra pek çok müzik türünün senfonik icrasını yapıyor, aralarında “Çocuklar ve Aileleri için Çoksesli Gösteri”, “Anlatımlı Konserler”, “Söyleşili Dinletiler”in olduğu çeşitli etkinlikler, atölye ve seminerler düzenliyor.

GÖSTERİ SANATLARI

Van Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği / Van

Devlet Tiyatrosu

Ödül Gerekçesi: Van Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği, uzun süreli ve alanına katkısı yüksek bir etkinliktir. Van’ın ilçe ve köylerindeki okul çocuklarının eğitimine kültürel katkı sağlayan şenlik, tiyatro kültürünü kent merkezinin dışına taşıması açısından da önemlidir.

Proje Hakkında: Her yıl Nisan ayı sonunda başlayıp Mayıs ayı ortalarına dek süren “Van Akdamar Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Şenliği”, 1999’dan beri, yani 17 sezondur Van Devlet Tiyatrosu tarafından gerçekleştiriliyor. 1999-2000 sezonunda Van Devlet Tiyatrosu çalışanları, çocukların ve gençlerin şehrin her köşesinde sanat yapabilmesi ve tiyatronun tüm okullara girip gençlerle buluşabilmesi hayaliyle yola çıktı. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün desteği ve “Her okul bir tiyatro olsun!” düşüncesiyle düzenlenen şenlik kapsamında, Van’ın ilçe ve köyleri arasından belirlenmiş okullara ulaşıyor, bu okullardaki çocuklar ve gençler profesyonellerin desteğiyle tiyatroyla tanışıyor, sahnede seslerini duyuruyor ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen tiyatroların oyunlarını izleme imkânına kavuşuyor. 2012 yılı itibarıyla bu şenlik kapsamında yine çocuk ve gençlere yönelik atölyeler de hayata geçirildi. Müziği, resmi, heykeli, tiyatroyu, operayı, baleyi profesyoneller aracılığıyla tanımalarını sağlayacak etkinlikler düzenlenerek, deprem yaşamış bu bölgedeki çocuk ve gençlerin, yaşadıkları zorlu süreci sanatın gücüyle geride bırakmaları amaçlandı.

ALANA KATKI ÖDÜLLERİ

ARKEOLOJİ


Başur Höyük Kazısı / Siirt

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü

Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü

Ödül Gerekçesi:  Yoğun baraj yapımının olduğu bir bölgede gerçekleştirilen Başur Höyük Kazısı, Yukarı Dicle bölgesinin Mezopotamya’yla kurduğu ilişkileri belgeliyor ve uluslararası literatürde geniş yer bulan önemli bulgular sunuyor.

Proje Hakkında: Başur Höyük Kazısı, Yukarı Dicle Bölgesi’nde bulunan ve Ilısu Barajı HES Projesi kapsamında 2007-2019 yılları arasında gerçekleştirilen kazı çalışmalarını kapsıyor. Söz konusu yerleşim yerinin MÖ 4. binyıl sonu ve MÖ 3. binyılın başında bölgedeki diğer höyüklerden farklı bir kültürel gelişim gösterdiği anlaşılıyor. Başur Höyük, Geç Uruk Dönemi ve Erken Tunç Çağı I evresinde güçlü bir materyal kültüre sahip. Başur Höyük Kazısı’ndan elde edilmiş verilerin, Kuzey Mezopotamya’da şimdiye kadar üretilmiş bilgilerle karşılaştırılması, Yukarı Dicle Bölgesi’nin söz konusu dönemlerdeki toplumsal yapısını, kültürel gelişimini ve bölgelerarası etkileşimdeki konumu anlamak açısından önemli sonuçlar veriyor.

Başur Höyük bulguları sadece bu coğrafyanın değil, Güneydoğu Anadolu’nun tarihsel, kültürel ve ekonomik gelişiminde önemli bir dönüm noktası olan merkezîleşme ve bölgeselleşme olgusuna ışık tutacak düzeyde. Eldeki veriler Geç Uruk Dönemi’nde Güney Mezopotamya ile kurulmuş güçlü kültürel ve ticari ilişkilerin Erken Tunç Çağı’nın I. evresi boyunca da devam ettiğini gösteriyor. Başur Höyük’ün MÖ 3. binyılın başına tarihlenen mezarlarında tespit edilen metal eserler ve seramikler, Yukarı Dicle Bölgesi’nin kuzey ve güney bölgeleriyle arasındaki kültürel ilişkinin devam ettiğini gösteriyor.

RESTORASYON

Kültür Yolu Projesi / Erzurum

Büyükşehir Belediyesi

Ödül Gerekçesi: Büyükşehir Belediyesi Kültür Yolu Projesi, kentin mimari dokusunun iyileştirilmesine ve tarihî yapıların günümüze kazandırılmasına büyük katkıda bulunuyor. Proje, aşamalar hâlinde, detaylı ve sürdürülebilir şekilde planlanmış çerçevesi ve geniş kapsamıyla dikkat çekiyor.

Proje Hakkında: Erzurum’un merkezinde bulunan tarihî kent dokusunu koruyarak dönüşümünü sağlamak, ayrıca onu yeni kent dokusuyla bütünleştirip, özgün dokuya aykırı fonksiyon ve mekânları ortadan kaldırarak, tarihî kültürel mirasın sürdürülebilirliğini sağlamak ve tüm bunların yanı sıra sosyo-ekonomik fayda elde etmek bu projenin ana amaçlarını oluşturuyor. “Kültür Yolu Projesi” toplam üç etaptan oluşuyor. Proje kapsamında çalışmaların yüzde 90 oranında tamamlandığı I. Etap Çalışma Alanı, Erzurum Kalesi’ni de içine alacak şekilde Ulu Camii’nin kuzeyi, Caferiye Camii’nin doğusu, Kurşunlu Camii’nin güneyi ve Bat Pazarı olarak bilinen sıra dükkânların batısı olarak tanımlanan alanı kapsıyor. I. Etap Proje Alanı’nın 3,5 hektarlık kısmı Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı, 0,9 hektarlık kısmı ise I. Derece Arkeolojik Sit Alanı’ndan oluşuyor. Alanda 9 adet anıtsal yapı (kale, cami, türbe, hazire) ve 18 adet tescilli konut bulunuyor. Alandaki 18 sivil mimarlık eseri tescilli, muhtelif büyüklükte geleneksel Erzurum Evi’dir.

Proje, tarihî ve kültürel mirasın sürdürülebilirliğini sağlayarak Palandöken Dağı turizminin kente çektiği nüfusa konaklama imkânı sunuyor. Palandöken oteller bölgesine alternatif ve yardımcı yeni bir alt merkez oluşturmak, Erzurum kültürünün anlaşılması ve tanıtılmasına katkı sağlayacak yerel el sanatlarının üretimi, satışı, vb. öz niteliklerin gelişimine katkıda bulunmak projenin bir diğer amacı. Kent merkezinin uluslararası bir ticari merkez hâline dönüştürülmesi, ekonominin ve iş imkânlarının canlandırılması, imarlı, düzenli sokak dokularının oluşturulması, katılımcılığın sağlanması, sosyo-ekonomik fayda elde edilmesi, tarihî ve kültürel değerlerin yenilenerek gelecek kuşaklara aktarılması bu projenin ana hedeflerini içeriyor.

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku