Ana Sayfa Su'ya DairSu Kültürü İlk hijyen çözümleri; Hellen ve Roma toplumlarında suyun tuvalette kullanımı

İlk hijyen çözümleri; Hellen ve Roma toplumlarında suyun tuvalette kullanımı

Yazar: Selma ALTIN

Prof. Dr. Hatice PALAZ ERDEMİR
Celal Bayar Üniversitesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı

Mısır, Mezopotamya ve Anadolu gibi Eski Çağ Akdeniz dünyasının bilinen büyük medeniyet merkezlerinde tuvalet ihtiyacının karşılanması ve suyun kullanılması konusunda önemli bir yol kat edildiği biliniyor. Akdeniz dünyasında oluşan bilgi ve görgü birikimi, bu konuya zamanla toplumsal ve kişisel temizlik açısından bakılmasını da sağlamaya başlamıştır.

Hellen ve Roma çağlarında bilgi birikimi sonucunda çevre ve doğanın yeniden yorumlanmasıyla, insan üzerindeki düşünceler yeniden şekillenmiştir. İnsanın varlığı ile ilgili sorularla birlikte, ihtiyaçlarına yönelik düşüncelerde de atılım yaşandığı söylenebilir. İnsanın çevresiyle var olduğu, bir bütün olduğu gibi yeni yaklaşımlar, bir yönetim merkezi olan polis ile birlikte yeni şehir planlamasını da beraberinde getirmiştir. Kalabalıklaşan şehirlerin kamu ve özel binalarının planlanması bir ihtiyaç olduğu kadar, büyüyen devletlerin ihtişamını ve medeniyet düzeyini ortaya koyması bakımından önemliydi.

Roma toplumunda sosyal bir mekan olarak kullanılan hamam ve tuvaletlerin, temizlenmeyi sağladığı kadar, hastalık etkenleri arasında önemli olduğu belirtilir.

Şehirlerin tuvalet problemine Roma etkisi

Roma döneminde, şehirlerin düzenlenmesi, asayiş ve temizliğinin sağlanması gibi konular devletin kontrolü altına alınmıştı. Roma, bu düzenlemelere emek harcayarak finansman ayırmış, böylece, mimari anlamda Roma devrinde tuvaletler bir mekana kavuşmuş ve belli yerlerde yaygınlaşabilmişti. Ancak çok katlı evlerde ya da ücra bölgelerde yaşayan fakir halkın evlerinde ayrıntılı bir tuvalet tertibatı henüz gerçekleşmiş değildi. Çok önemli bir gelişme aşaması olmakla birlikte, özellikle zengin ailelerin konutlarına götürülebilmiş olan ve üzerinden vergi alınan bu hizmet halen özel binalar için bir lükstü. Bu sebeple, her zaman şehirlerin temizlik ve hijyeni kısmen sağlayabildiği söylenebilir.

II. yüzyılda Galenos’un havada insanı hasta eden gözle görülemeyecek kadar küçük canlıların bulunduğunu tespit etmesine karşın, Romalıların bunların kaynağının su ve havaya karışan insan dışkısı ve atıklarıyla da bağlantılı olabileceğini bilip bilmedikleri hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Konutlarda ve umumi tuvaletlerde oturaklara çok sayıda insan oturduğundan, bunun idrar yollarıyla geçen hastalıklara yol açacağı açıktır. Ayrıca bir sohbet merkezi haline gelen tuvaletlerde uzun süre oturularak zaman geçirilmesi de bu tür rahatsızlıkların yaygınlaşmasında etkili olmuş olmalıdır.


Orta Çağ’da, hatta sonraları da, pek çok Avrupa şehrinin pis kokuyla mücadele etmek için tuvalet ve sistemlerini inşa etmek yerine, sadece geçici çareler buldukları biliniyor. Bu sorun, tuvalet ve kanalların insanın büyük bir mühendislik bilgisine ve ekonomiye gereksinim duymasından kaynaklanır.

Hellenler ve Romalılar suya doğrudan idrar ve tuvaletini yapmayı uygun görmeseler de şehirlerin tuvalet atıklarının kanallara ve oradan da kuvvetli akan bir akarsuya yönlendirilmesi ve karıştırılması içme sularındaki hastalık etkenlerini arttırmaktaydı.

Günümüzde de idrarın bileşenlerinden, amonyak ve ilaç üretimi yapıldığı konusunda tartışmalı görüşler ileri sürülmekle birlikte idrarın tekstilciler ve dericiler tarafından açık kaplarda toplanmaları, idrarlarını şehirlerin her yerinde gelişigüzel yapılmasını önlemişse de, genel anlamda pis koku ve hastalıkların başka bir kaynağı olmalı… Ayrıca, idrarın bu işlemlerde kullanılmasından sonra giysilerin ve bu işlemleri yapan ellerin suyla yıkanıp yıkanmadığı, ya da ayrı bir temizlenme işleminden geçirilip geçirilmediği de bilinmiyor.

Evlerde, banyo, mutfak ve tuvaletlerin atık suları değerlendirilmek için birbirine yakın mekanlarda ya da iç içe yapılmaları, Roma evlerinde özellikle yaz aylarında yiyeceklerin etrafında çok sayıda haşere ve böceğin oluşmasına sebep olmalıydı. Tuvalet ve banyodaki pis atıklar üzerinde gezinen bu canlılar daha sonra yiyecekler üzerinde de dolaşıyor ve dışkı besin zincirinde önemli bir hastalık etkeni oluşturuyordu.

Jackson, lağım çukurlarının içme suyu sağlanan kuyularla yan yana bulunması ve tuvaletlerin çoğu yerde mutfağın içinde tasarlanmış olmaları sebebiyle diyare ve dizanteri gibi hastalıkların yaygın olduğunu belirtir. Hatta bu hastalıkların yaygın olması sebebiyle, toplumun bunlara direnç gösterdiğini, ancak sadece başka bir hastalık sebebiyle güçsüz olanların bu hastalıklara yenik düşmüş olduklarını açıklar.

Bir sohbet merkezi haline gelen tuvaletlerde uzun süre oturularak zaman geçirilmesinin, rahatsızlıkların yaygınlaşmasında etkili olduğu düşünülüyor.

Mahremiyet kavramının tuvaletlerde yer almadığı Roma toplumunda tuvaletler gayrimeşru kadın erkek ilişkilerinin gerçekleşmesine imkan sağlamasıyla da hastalık sebebiydi. Bu durum, gayrimeşru ya da istenmeyen çocukların tuvalet ve ona bağlı kanallar çevresinde zayi edilmesi veya bırakılması olaylarıyla da önemli bir sağlık problemi ve sosyal sorunun da nedeni olabilirdi. Bu anlamda tuvalet ve kanalizasyon şebekeleri tahmin edilenin ötesinde işlevlere sahip olduğunu gösterir. Tuvaletlerde umum tarafından kullanılan temizlenme araçları ve herkesin süngerli sopasını yıkadığı arklar içerisinde akan suda dolaşan dışkı parçaları yine insan sağlığını tehdit etmekteydi.

Hellen Çağı’nda olduğu gibi Roma’da fakir ailelerin evlerinde kullanılan pişmiş topraktan yapılmış kaplar da ayrıca evlerde mikrop saçan tuvalet gereçleriydi.

Romalıların lükse ve zevke olan düşkünlükleri, kendi döneminin ölçüleri içerisinde temiz bir çevreyi doğurmuştu. Yukarıda belirtilen bütün bu olumsuzluklara rağmen tuvaletler ve kanallar yine de şehir yaşamında medenilik düzeyinin ve gelişmişliğin önemli bir göstergesiydi. Eski Çağ’da nüfusu artan şehirlerin dışkılar sebebiyle pis kokması ve şehir merkezinde, orada burada insan dışkılarının dağınık bir şekilde yayılması ihtimalini de ortadan kaldırmıştı.

Bugünkü ‘gri suyu değerlendirme’ fikrinin temeli Pompei’de atılmıştı. Mutfakta kullanılan atık su, tuvalet temizliği için kullanılıyordu. Ucu süngerli sopa ise, tuvalet kağıdının atası sayılıyor.

İnşası ve bakımıyla lüksün, zenginliğin belirtisi olan tuvaletler ve kanallara, imparatorların da önem verdikleri, bir noktadan sonra, bu yapıların ayakta kalması, bakımı ve temizliği konusunda özel görevlilerin tayin edildiği anlaşılıyor. Ayrıca, bugünkü çevre-temizlik vergisi gibi kanallara bağlı tuvaletlerden vergi alındığı, evlerden atılan dışkıların yoldan geçenlerin üzerine düşmesinden dolayı da ceza kesildiği görülür.

Kronolojik olarak, Orta Çağ dünyası, Eski Çağ’dan yüzyıllar sonra oluşmasına rağmen şehirlerin tuvalet problemine ve temizliğine Romalılar kadar kesin çözüm bulamamışlardı.

Eski Çağ’da Roma idaresi altındaki bölgelerde sadece dar gelirli ailelerin tuvalet kapları içerisinde cezasına katlanarak pencerelerden attıkları, şehirde çok da alışık olunmayan uygulama, Orta Çağ’da saray ve villalarda bile oldukça yaygındı. Bu, tuvalet ve kanalların insanın büyük bir mühendislik bilgisine ve ekonomiye gereksinim duymasından kaynaklanır. Bundan dolayı Orta Çağ’da, hatta sonraları da pek çok Avrupa şehrinin pis kokuyla mücadele etmek için tuvalet ve sistemlerini inşa etmek yerine, sadece geçici çareler buldukları biliniyor.

İlgili Diğer Haberler

Yorum Yap

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku