Ana Sayfa Su'ya DairSu Kültürü Sabunlar ve sabun kutuları

Sabunlar ve sabun kutuları

Yazar: Recep Ali TOPCU

Biri su döker,

Biri sabunlar,

Elinde kese sıra bekler biri…

Orhan Veli Kanık

Hiç düşündünüz mü, sabun olmasaydı, halimiz nice olurdu?…

Temizliğin özü su ve sabundur. Sabunlar el yüz temizliğinde, banyolarda yıkanmada, çamaşır temizliğinde olmak üzere gündelik yaşantımızda neredeyse vazgeçemeyeceğimiz bir çok alanda kullanılmakta olup insanoğluna sunulmuş güzel bir nimettir. Sabun bizlere her zaman saflığı, duruluğu, mis gibi güzel kokuları anımsatır.

Eski medeniyetlerde yaşamış olan insanlar temizlik için sabunun yerine başka temizleyici maddeler kullanmışlardır. Anadolu’da eski dönemlerde temizlik için kil, kül kullanılmıştır.

Sabun Latince sapo ve Fransızca savon kelimesinden Türkçeleşmiş bir sözdür.

Sabunun insanlık tarihinde ilk defa ne zaman kullanıldığına dair çeşitli görüşler bulunur. Bir görüşe göre sabun ilk defa Eski Mısır’da, Mezopotamya’da, Orta Asya’da, Akdeniz çevresindeki ülkelerde, bir görüşe göre de Anadolu’da ilk defa Fenikeliler tarafından kullanılmış.

İlk sabunlar bitkisel yağlar, soda ve kil karışımından yapılmış.

Roma İmparatorluğu’nda hamama düşkün olduklarından sabun kültüründe de gelişme olmuş.

Sümer tabletlerinde sabun formülü yazılı olanları kaydedilmiş. Sümerler’de kumaşların alkalisi bol olan ağaç külü ve hayvansal yağ karışımından elde edilen sabunla temizlendiği tabletlerde yazılıdır.

Bizans Dönemi sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nda su ve hamam kültürünün yüksek olması, insanların temizlik ve ibadet ihtiyaçlarında su ve sabunu fazlasıyla tüketmesine yol açmış, sabun ticareti İstanbul’da önem arz eden bir iş kolu haline gelmiştir. Bunda İslamiyet’in her zaman temizliği emredişi, teşvik etmesi, özendirmesinin payı büyüktür.

Tarih kitaplarında ironik ve abartılı bir dille bir zamanlar Fransız kralının daha önce hiç yıkanmadığını bir gün Türk Hamamı yıkanma adetini öğrenip yıkandığında bunun çok hoşuna gidip bundan sonra senede bir kez yıkanacağını ifade ettiği belirtilir.

Sabunla arası iyi olmadığından Fransızların kötü vücut kokularını gidermek, iyi kokmak için parfümü icat ettikleri bir vakıadır. Aradan geçen uzun senelerden sonra Avrupalılar sabunu yeniden keşfettiler, sabun sektörü gelişti, Avrupa’da ilk kez 1884 yılında ambalajlı olarak sabun üretimi yapıldı.

Sabun çeşitleri.

Sabun üretim yerleri, sabun çeşitleri ve isimleri

Sabunlar yağ asitlerinin alkali tuzlarından oluşur. Bitkisel yağlardan özellikle zeytinyağı, sabun imalatında çok önemlidir.

Zeytinliklerin fazla olduğu, zeytinyağı üretiminin fazla olduğu yerlerde sabunculuk daha çok gelişmiştir. Geniş bir coğrafyaya sahip Osmanlı İmparatorluğu’nda başlıca sabun üretim merkezleri Batı Anadolu, Midilli ve Girit adaları, Şam, Halep, Filistin, Nablus, Ayvalık, Edremit, İzmir, Edirne bölgeleridir. Zeytinyağı kalitesi çok güzel olan Girit sabunları bir başka güzeldi. Osmanlı Devleti’nin en kaliteli ve en çok aranan sabunları Girit adası özellikle Kandiye’de yapılan sabunlardı. Bazen Girit sabunları taklit edilirdi.

Osmanlı Dönemi’nde çeşitli adlarla sabun üretilmiştir: Misk sabunu, Çiçek sabunu, Paşa sabunu, Alaca sabunu, Araki sabunu, Mine sabunu, Arap sabunu, Kara sabunu, Girid sabunu, Kandiye sabunu, Nablus sabu gibi… Tereke kayıtlarında Halep ve İzmir yanında Frenk sabunu olarak da kayıtlar bulunmaktadır.

Edirne işi özellikle Rum sabuncuların imalatını yaptığı misk sabunları ve meyve sabunlarının ayrı bir yeri vardır. Özellikle ahşap sabun kutularında 6 dilde açıklamaların yazılması dikkat çeker. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde kullanılan Osmanlı Türkçesi, Rumca, Ermenice, İbranice, Bulgarca ve Fransızca dillerinde Edirne Misk sabuncusu Hristakis yazlı sabun kutusu oldukça nadir ve önemlidir.

Misk sabunları padişahlara ikram edilebilecek hediyeler arasında yer alırdı.

Edirne meyve sabunlarının yapılışı şöyleydi; geniş kazanlara alınan sabunlar kızgın ateşte eritilirdi. Sıvı hale getirilen eriyik ateşten alınıp soğumaya bırakılırdı. İçine birkaç damla gül yağı konurdu. Hafif sıcakta hamur iyice yoğrulurdu. Daha sonra ustanın el becerisine göre meyveler oluşturularak istenen renge boyanırdı. Elma, armut, karpuz, kavun, limon, ayva vb. meyve sabunları hala sağlam olarak kalmışlardır ve koleksiyonlarda sergilenirler.

Osmanlı döneminde seyahatlerde kullanılan kağıt şeklinde cepte taşınabilen sabunlar ambalajlı olarak imal edilmiştir. Bu sabunların üzerinde sabunhanenin alamet- i farikası damgası bulunmakta ve Osmanlıca tuvalet cep sabunu yazar. Oldukça pratik ve kişisel hijyen açısından kişiye özel olması sebebiyle ayrı bir yeri olan seyahat tipi kağıt sabunlar temizliğe verdiğimiz önemi gösterir.

Sabunun kalitesi

Sabun kalitesini belirleyen en önemli husus içindeki zeytinyağıydı. Hem zeytinyağının kalitesi hem de sabundaki zeytinyağı yüzdesi sabunun evsafını belirlerdi. Sabun, Gayet Halis, Halis, Mahlut, Topraklı nevinden dört kısımdı. Gayet Halis sabun yüzde 100 zeytinyağından yapılırdı. Halis sabunda yüzde 5 ila 8 katkı maddesi, Mahlutta yüzde 10 ila 15 katkı maddesi, Topraklıda yüzde 20- 50 arası katkı maddesi bulunurdu.

Hamamlarda sabunların sıcak ortamda ve göbek taşında hemen erimemesi istenirdi. Ayrıca bol köpüklü ve eridiğinde mermer yüzeylerde leke, iz bırakmayan sabunlar daha makbul idi.

Ahşap sabun damgaları- mühürleri

Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde sabun imalatı Sabunhane denilen atölyelerde yapılırdı. Sergi sabunculuğu denen geleneksel yöntemde sabunlar kalıp olarak döküldükten sonra geniş alana sergi şeklinde açılarak üzerinde sabun imalatını yapan ustanın adı ve atölyenin isminin kazındığı ahşap sabun damgalarıyla sabunlara damgalar basılırdı. Sabunhanenin alamet- i farikası ne ise sabunun üzerinde bu yazardı. Bazı sabunlarda tek damga, bazı sabun tiplerinde de iki damga bulunurdu. Sabun imalatının sanayileşmesiyle beraber ahşap sabun damgaları kullanımdan kalktı. Bu damgalı sabunlardan günümüze kadar devam eden pek az sayıda sabun kaldı. Bunlardan biri de Hacı Şakir markalı sabunlar… 1840’lı yıllarda Kırım’dan İstanbul’a göç eden Sabuncu-zade Ali Efendi’nin Lale’de oturdukları evin altında sabun imalatına başlayıp ilk oğlu olan Hacı Şakir Efendi’nin adıyla devam eden 124 yıllık bir sabunhanenin öyküsüdür.

Sabunla ilgili gelenekler

Sabunlar hem hamam eşyaları arasında hem de temizlikte önemlidir. Gündelik yaşamda vücut temizliğinde, el yüz yıkamada ve çamaşır temizliğinde kullanılmıştır. El ve yüz temizliği için sabunlar leğen ibriğin yanında yer alırdı. Evlere şebeke suyu çekilmesinden sonra evlerde musluklu mermer çeşme taşlarının her iki yanında sabun konması için çukurluklar yapılmış ve buraya misk sabunları konmuştur. Çeşme mermerinin her iki yanında biri abdest havlusu, diğeri el silmek için işlemeli havluların asılacağı askılar konmuştur.

Gelin hamamına davet edilecek komşulara bir kalıp sabun göndererek haber vermek adettendi. Gelin Hamamı davetlerinde Edirne misk sabunları da kullanılırdı. Anadolu’da Hacı Şakir sabunları gelin hamamı (Kız hamamı) davetlerinde adeta bir davetiye hükmüne geçerdi.

Eski çeyiz takımlarında bir kutu dolusu Halep, Edirne misk sabunları mutlaka çeyize konurdu.

Eskiden Divan- ı Hümayun yemeklerinden sonra vezirlere leğen ibrik, ulemaya sabunlu destimal (Sabunlu su ile ıslatılmış mendiller) getirilmesi bir adetti.

El yıkarken elinden sabunu kaçırmak yüksek mevkili insanlar arasında ayıp kabul edilirdi.

Aşıklar sevdiğine aşkını, sevgisini, ümitlerini sabun hediye ederek ifade etmeye çalışırdı.

Eski İstanbullular temizlik konusunda çok titizlerdi. Temizliği ifade eden temiz, tahir, nezih, nezafet, pak, pir- ü pak kelimeleri gündelik yaşamda sık kullanılırdı.

Eski çeyiz takımlarına mutlaka sabun konulurdu.

İstanbul’da sabunun önemi

Geniş bir coğrafyaya sahip Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı olan İstanbul tam bir cazibe merkeziydi. Su uygarlığının başkenti olan İstanbul’da çok sayıda hamam vardı. İstanbul halkı temizliğe çok önem verirdi. İstanbul’a her gün  Anadolu’dan ve dünyanın her yerinden yüzlerce müslüman Türk ve gayri müslim yabancılar gelirdi. İstanbul’da sabunun hem en alası kullanılırdı, hem de çok sabun tüketilirdi. Ayrıca padişah ve ailesinin, haremimin, sarayın kullanımı içinde fazla miktarda sabun ihtiyacı olurdu.

İşte bu nedenlerle sabun ticareti Osmanlı Dönemi’nde önemli tüccarlıklardan sayılmıştır.

Sabun kültürü için Osmanlı Dönemi’ne ait sabun imalatı, satışı, kullanılmasına ilişkin çok sayıda belge vardır. Bu belgeler arasında imalatı yapılan sabunun başka bölge ve ülke tüccarına satılmayarak sadece İstanbul’a gönderilmesini emreden fermanlar, Giritli, Midillili, Ayvalıklı sabun tüccarlarında mevcut sabun stoklarının tespitini ve sabun sevkiyatlarının kontrol altında tutulması için Sabuncular Kethüdası’nın görevlendirilmesini İstanbul Kadısı’ndan emreden fermanlar, ayrıca tereke kayıtlarında -ölen insanın ardında kalan sahip olduğu eşyaların yazlı olduğu listeler- da sabunların belirtilmiş olması önemlidir.

İstanbul halkı için önemli olan sabun da zaman zaman temin sıkıntısı baş gösterirdi.

Evliya Çelebi, İstanbul Seyahatnamesi’nde kendine has üslubuyla sabuncu esnafından bahseder. Evliya Çelebi, 200 sabuncu dükkanında 500 çalışan olduğunu ve pirlerinin Cemşid isimli bir usta olduğunu belirtir. Cemşid’in başlangıçta sabunu zeytinyağından icad edebilmek için çok uğraştığını ama muvaffak olamadığını ve buna çok üzülüp ağlarken bir damla gözyaşının sabun kazanı içine düşmesiyle donup taş gibi olduğunu gördüğünü söyler. Gözyaşının tuzlu olduğunu bildiğini böylece sabun kazanına tuzlu su katılması gerektiğini öğrendiğini ve sabunu icad ettiğini belirtir.

Evliya Çelebi ayrıca, sabunun mucizevi bir karışım olduğunu ifade ederek; “Eğer ki sabun kazanlarda kaynarken içine canlı kısmından ne düşerse Allah’ın emriyle mahvolup sabun olur” diye yazmaktadır. Sabunların küplerle İstanbul bezirganına getirildiğini, arabalar üzeri dükkanlarda rengarenk sabunlar ile süslendiğini, nicesinin ellerinde dizi dizi ve başlarında tablalar ile “Sabun alın, pak olun” diyerek gezdiklerini belirtir.

blank
Sabun kalitesini belirleyen en önemli unsur, içindeki zeytinyağıydı…

Sabun ve edebiyat

Türkçemizin büyük üstatlarından Nihat Sami Banarlı Türkçe’nin Sırları isimli kitabında; “Sabun kokusunu yahut sabundaki hafif ve güzel kokuyu sever misiniz?… Sanırım çok insan bu koku, doğrudan doğruya temizliğin kokusu, onun tüten buğusuymuş gibi hoş gelir” demiştir. Ayrıca kendisi bir benzetme yaparak; “Türk’ün temizlik ve güzellik sembolü kadını belki de sabun köpüğünden, gün- ay ışığından ve yayla çiçeği kokusundan yaratılmıştır” şeklinde çok güzel anlatmıştır.

Sabunla ilgili deyimleri gündelik hayatta sıkça kullanırız.

Suya sabuna dokunmamak: Sakıncalı konularla ilgilenmemek, davranışları hiç kimseyi incitmeyecek şekilde ayarlamak.

Suya sabuna dokunmak: Temizliğe vurgu yapma anlamında Sağlık Bakanlığı temizlik (Hijyen) kampanyalarında kullanılmıştır.

Sabun köpüğü gibi sönmek: Gösterişli olmakla beraber hafif bir etki ile yok olmak anlamındadır.

Sabunun lekesi var, onun yok: Dürüstlüğe vurgu yapar.

Pir- ü pak: Tertemiz anlamındadır. Eskiden annelerimiz bizleri evdeki yıkamaları yetmiyormuş gibi Pir- ü pak yapmak için 15 günde bir çarşı hamamına götürüp bir güzel yıkardı.

Vakıf sabunu yiyen farenin gözü kör olur: Vakıf mallarını haksız bir şekilde kendi menfaatleri için kullanmak toplumda çok ayıplanırdı, oldukça büyük günah kabul edilirdi.

Günümüzde kalıp sabun kullanımı gittikçe azalıyor. El temizliği için kamuya açık alanlarda, alışveriş merkezlerinde, restoranlarda kişisel hijyen açısından artık sıvı sabun tercih ediliyor. Ne yazık ki bu alışkanlık evlerimize kadar girmiş oldu ve evlerde bile sıvı sabun kullanmaya başladık. Eskiden el temizliği için sabun tercih ederken şimdilerde ıslak mendil kullanımı söz konusu.

Banyolarda da artık sabun yerine duş jelleri tercih edilmekte olup, geleneksel zeytinyağlı sabunlarımız kullanılmıyor.

Son günlerde umut verici bir gelişme olarak geleneksel yaşam trendinde yükselmeye, Türk hamamı tercihlerindeki artışa bağlı olarak evlerde lavabolarda el yüz temizliğinde, banyolarda, kalıp sabun kullanılması gündeme geldi ve doğal yöntemlerle yapılan çok özel organik zeytinyağlı sabunlar satışa sunuldu.

Yazıyı Hazırlayan: Dr. Ercan Topçu 

Adell Armatür ve Vana Fabrikaları A.Ş. | Yönetim Kurulu Üyesi

Kaynakça

Arısan, Prof. Dr. K- Günay, D. A, 2002- Abdülaziz Bey- Osmanlı Adet, Merasim ve Tabirleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, Sayfa: 118, 170, 188

Banarlı, N. S, 2007- Türkçenin Sırları, Kubbealtı Neşriyat, Sayfa: 61- 62

Kahraman, S. A – Dağlı, Y, 2008- Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, 1. Cilt- 2. Kitap, Yapı Kredi Yayınları, Sayfa: 555- 556

Ocakoğlu, G. Ö- Koraltürk, Yar. Doç Dr. M, 2003- Sabunun Öyküsü, Rota Yayıncılık, Sayfa: 22- 25

Öztürk, S, 2010- Osmanlı Kültürel Mirasında Sabun, Acta Turcica Dergisi- 2. Sayı

Öztürk, Doç. Dr. S- Sarıyıldız, Yar. Doç. Dr. G, 1997- Antik çağdan Günümüze Temizliğin Değişmeyen Sembolü Sabun- Tombak 15. Sayı, Horhor Yayıncılık, Sayfa: 42- 54

Öztürk, T, 2009- XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Bazı Tereke Kayıtlarında Temizlik Malzemeleri- Temizlik Kitabı, Kitabevi Yayıncılık, Sayfa: 291- 304

Parlatır, Prof. Dr. İ- Gözüaydın, Prof. Dr. N- Zülfikar, Prof. Dr, 1998- Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Sayfa: 1878, 2034

Taşcıoğlu, T, 1998- Türk Hamamı, Duran Ofset, Sayfa: 129- 133

Tufan, Ö, 2006- Hamam- Osmanlı’ da Yıkanma Geleneği Ve Berberlik Zanaatı, Sayfa: 57- 58

İlgili Diğer Haberler

Yorum Yap

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku