Ana Sayfa MimarcaProjelerKamusal Alanlar Konya’da bir anıt yapı projesi: Rumi Tower

Konya’da bir anıt yapı projesi: Rumi Tower

Yazar: Selma ALTIN

Türkiye’nin merkezi noktasında bir anıt bina düşünün… Bir kültürü, felsefeyi temsil etsin, tüm dünyanın tanıdığı ve içselleştirdiği bir değeri, yapısal bir ikona dönüştürsün desem, ne ya da kim gelir aklınıza? Benim aklıma ilk gelen Mevlana olur.

İç Mimar Rıdvan Gültekin, mesleği gereği yapı formları tasarlarken, “Konya’da Mevlana’yı temsil edecek ticari bir yapı olmalı” fikrinden yola çıkarak bir anıt bina projelendirdi. Gültekin’in Mevlana felsefesinden yola çıkarak Selçuklu ve Osmanlı motiflerini sembolize ederek yorumladığı, 231 metre yüksekliğe ve 300 metre taban çapına sahip semazen formundaki Rumi Tower projesinin, ticari bir merkez işleviyle hayata geçmesi planlanıyor.

Mevlana’nın ölümünün üstünden 800 yıl geçmesine rağmen, onunla ilgili böyle bir projenin bugüne kadar neden düşünülmediği, kültür turizmi ve müzecilik alanlarında dünya çapında neden ses getiremediğimiz sorusunun da yanıtı olabilir.

Su Mimarlık’ın kurucusu İç Mimar Rıdvan Gültekin (Fotoğrafta) ile mimarlık, tasarım ve tabi ki Rumi Tower projesini konuştuk. Buyurun sohbetimize…

Mimarlık kariyeriniz ve projelerinizin gelişme süreci nasıl oluştu?

Mimarlık kariyerim her mimarda olduğu gibi öncelikle fakültede masa başında yorucu ve çok mesai harcadığım, her gün yeni bir şeyler öğrenmek amacıyla MSÜ kütüphanesine abone olmakla başladı. Malum internet ve Google’ın olmadığı, teknolojinin mimarlık ile Türkiye’de henüz buluşmadığı yıllar… Her öğrendiğim şey beni daha çok şey öğrenmeye zorladı, çünkü meslek öyle bir meslekti ki ucu bucağı yok ve birçok diğer meslek disipliniyle ilişkiliydi.

Mimarlıkta kariyer yapmak zor bir süreç. Okulda teorik olarak öğrenme, araştırma ve birçok bilgi ile tanışma sürecinden sonra diplomayı alınca “tamam, oldum” diyemiyorsun. Bunun “piyasa” diye adlandırılan ikinci etabı var. Daha da zoru; hiç uygulama tecrübesi olmadan bir okyanusun ortasında yüzmeyi öğrenmek gibi… Birçok ofis ve iş tecrübesinden sonra kendi işini kuruyorsun; öğrenme ve tecrübe edinme süreci devam ediyor, ticaret ise başka bir derya…

Bugün ise, yıllarca oluşturduğum bilgi ve tecrübe birikimimin cesareti ile kalıcı, mesajı olan, kendi tarzımı ve geleneklerimizi bugünkü anlayışla harmanladığım projelere yöneldim. Talep olmadan fikir projeleri geliştiriyorum. Rumi Tower, Mercedes Benz Head Office, Sky Quartz, Ay Yıldız (Çanakkale Boğazı’nın iki yakasına düşünüyorum) gibi projeler üretiyorum.

Temelden başlayıp kaba inşaatı ile birlikte ince işlerini yaptığım projeler de oldu, mevcudu genel hatlarıyla koruyup yaptığım idari bina, mağaza, villa, apartman dairesi, fuar, ofis gibi birçok proje de… Yani tek bir kulvarda uzmanlaşmak yerine gelen işlere göre çözümler üretmek, yelpazeyi geniş tutarak daha geniş hareket kabiliyeti ve tecrübesi edinmek şeklinde bir iş hayatım oldu. Yüzde 95 kendi projelendirdiğim işleri, uygulaması ile beraber yaptım. Sadece uygulama veya sadece proje ofisi olmadım.

M. C. Rumi Tower, Paris’teki Eifel Kulesi, Newyork’taki Özgürlük Anıtı gibi sembol fakat sembolün ötesinde işlevsel ve kullanılabilir bir anıt yapı olma özelliği taşıyor.

“Bulunduğu hacmin formunu alan su, tasarımı çok iyi anlatır”

Tasarım felsefenizi nasıl yorumluyorsunuz?

Öncelikle, bir ürünün tasarım olarak adlandırılması için kriterleri koymak gerekiyor. İhtiyaç, arz-talep, işlev, fonksiyon, estetik, malzeme, renk, doku, uyum, uyumsuzluk, ışık, gölge, doluluk, boşluk, simetri, asimetri, peyzaj, su ögesi vb. gibi…

Proje, kendi doğrularını, ihtiyaçlarını anlatır. Bu veriler doğru okunursa başarılı bir proje ortaya çıkar. Ofisimin adını “Su Mimarlık” olarak düşünmemdeki çıkış noktam su ögesinin bulunduğu hacmin formunu alması, ona göre şekillenmesi, kendi karakterini de ortaya koyabilme yetisinin olmasıydı. Su, tasarımı çok iyi anlatır bu anlamda…

Bulunduğu coğrafyanın, bölgenin, firmanın, kişinin özelliklerine, ihtiyaçlarına, görsel algısına uygun, kendi fikirlerimizi, tarzımızı kattığımız, mimarinin gerekliliklerine cevap veren, özgün projeler yapılması düşüncesindeyim.

Mimari bir sanat bilimidir

Mimarinin yaşama katkısı sizce nedir?

Mimarlık; toplumun, coğrafyanın, ülkelerin, devletlerin medeniyetlerinin göstergesidir. Duyu organlarımızın hepsi ile alakalı bir “sanat bilimi”dir. En kalıcı sanattır ve insanla, doğayla, iklimle, kültürle, uygarlıkla ve yapıldığı dönemle doğrudan ilişkilidir. Doğru projelendirilmiş şehirler, caddeler, sokaklar, binalar, iç mekânlar insan hayatını direkt etkiler. Mimari çözümler hayatı kolaylaştırır, verimi artırır, güç göstergesi olduğu gibi kültürün de yansımasıdır. Bursa’da yaptığım bir idari bina için müşterim; “Daha önce dört katı maaş teklif ediyordum, kimse gelmiyordu. Siz binamı tasarladıktan sonra yarı maaş ile insanlar bizi tercih etmeye başladılar” demişti.

blank
Binanın üstündeki sikke sembolü, insanın egosunu ve mezar taşını, kırmızı renk ise vuslatı, Allah’a kavuşmayı, maddi dünyadan batışı, manevi dünyaya doğuşu temsil ediyor.

Bir mimari projede olmazsa olmazlarınız nelerdir?

Sonuçta mimarlık, ticaretin en yüksek olduğu sanattır ve diğer sanatlardan ayrıştığı en belirgin özelliği budur. Bütün duyu organlarımızla temas edebildiğimiz tek sanattır. Alışverişin çok yoğun olduğu bir üçgendir. Müşteri, mimar ve uygulamacılar (taşeron) üçgeni… Herkesin memnun olacağı bir başlangıç ve bitiş süreci aralığında, üçgenin her bir biriminin birbiriyle etkileşimi ve sonucudur.

Amaca uygun, uzun ömürlü, kalıcı tasarım, fonksiyonların doğru çözülmesi ve projelendirilmesi, estetik olması, felsefesinin ve hikâyesinin olması, ışık, enerji, insan gücü ve sirkülasyonun en randımanlı çözülmesi, dayanıklı ve doğru malzeme tercihleri… Müşterinin de fikirlerine değer veren, mimari değeri ve tarzı olan… uygulamacıların da projeye sahip çıktığı ve kendisinin de projeye bir şeyler kattığı ve projeyi hissettiği, huzur ve heyecan veren, doğru kararlarla enerjisinin her anlamda yüksek olduğu…

Benim testim, “yoldan geçen bir kişi bir bakıp bir daha bakıyorsa doğru bir projedir” testi işin özetidir. Her şeyi anlatır…

“Rumi Tower, bir müze yapı projesidir

Kültür ve mimari arasındaki bağın altını çizen Rumi Tower projenizin çıkış noktası nedir? Projede öne çıkan detaylar nedir?

Dünyadaki örnekleriyle birçok ülke, geçmiş mimari kültüründen büyük ticari gelirler elde ederken kendi kültürlerini de tanıtıyorlar ve dünya ile bağ kuruyorlar. Hem ekonomik hem kültürel anlamda kazanç sağlıyorlar. Hatta yeni, güncel projeler yaparak yeni değerlerle ses getiriyorlar. Ülkemiz, birçok medeniyetin kültürünü ve mimarisini barındırıyor. Birçok ülkeden daha fazla olan bu değerleri yeterince anlatamadığımızı, kendimizi tanıtamadığımızı ve bu değerleri turizme yeterince kazandıramadığımızı düşünüyorum. Mevlana’nın 22. kuşak torunu Esin Çelebi ile Rumi Tower hakkında Konya’daki görüşmemizde; “800 senedir Mevlana ile ilgili böyle bir proje düşünülmemiş” demişti. Gerçekten, ne mimarlar, ne bürokratlar, ne projeler gelmiş geçmiş, bu çapta ne bir proje ne de bir simge yapı yapılmamış…

Rumi Tower projesinde, semazen formu ve Selçuklu motifleri simgesel olarak bir arada kullanılmış.

Bu proje; geçmişimizin, kültürümüzün, simgesel olarak günümüze uyarlanmış bir müze-kültür yapı projesidir. İnsanlar, bir müze ve kültür yapısı olan bu projede; Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Nasreddin Hoca’yı, Selçuklu hanedanlarını, Osmanlı padişahlarını, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarını, sanatçı ve sporcularımızı tanıtan, anlatan bir ortamın içinde bulacaklar kendilerini.

Tibet’e gidilsin fakat Türkiye’deki değerler de bilinsin, anlatılsın. Daha küçük yüzölçümü olan Dubai’den bir marka oluşturulmuş. Konya, yüzölçümü,  Selçuklu ve Osmanlı eserleri ile daha kıymetli… Tarihi bir geçmişi var. Proje, semazen şeklinde. Kendi enerjisini üretmesi düşünülüyor. 81 ilin mimarisini ve kültürünü anlatan yapılar da olacak. Üç büyük dinin mabetleri de projede yer alacak. Alt katları alışveriş merkezi, üst katları müze-otel olarak tasarlandı.

Ülkemizin en önemli sektörünün ‘yapı’ olmasına rağmen, büyük inşaat şirketlerinin çalışmalarını mimarlık yerine müteahhitlik projeleri olarak değerlendirmelerini nasıl yorumluyorsunuz?

Mimarlı ve mimarsız proje arasındaki fark mimarın aldığı ücrettir. Oysa mimar, aldığı ücretin hakkını kâğıt üstünde bitirdiği proje ile fazlasıyla çıkartır. Verilen birçok karar, iki boyutlu teknik çizimler, üç boyutlu anlatımlar işlerin doğru yönlendirilmesi, projenin uygulattırılması, maliyet analizi, zamanlama vb. birçok şeyin hesaplanarak projenin yapılmasını sağlar. Müteahhitlik yapan firmaların kuruluş amacı; kısa sürede büyük kâr elde etmektir.

Günümüzde tıp, eczacılık, sağlık sektörü bile ticari oldu. İnsan hayatını direkt ilgilendiren bu sektörlerde bile durum böyleyken, inşaat sektöründeki bu erozyon, maddiyatın birinci sonuç tercihi, mimarı ‘tutulabilir’, ‘kiralanabilir’ görme sığ seviyesizliği normal. ’Mimar tuttum’ diye bir tabir hiçbir meslek dalında yok.

Ancak ülkemizde dünyadaki birçok ülkeyle yarışacak proje kalitesinde ve fikrinde işler yapılıyor. Çünkü Türk insanı yaratıcıdır, çabuk öğrenir ve geliştirir, pratik zekâsı var. Malzeme geliştirme, üretme, yazılım ve Ar-Ge konusunda da faaliyetlerde var olabilirsek, yeniliğe doyumsuz mimarlarımızın çok iyi işler çıkarabileceği kanaatindeyim. Artık müteahhitlik firmaları da mimarlar ve teknik uzmanlarla çalışmanın önemini anladılar. Devlet de bu konularda zorunluluklar getiriyor. Her ne kadar sistem şu an tam oturmadıysa da, zamanla iyi yönde sonuç alınacağını göreceğiz.

Ekosisteme uygun mimari yapılara yönelim olacak

Projelerinizde enerji ve ekoloji ne derece yer alıyor? Bir binanın kendi enerjisini üretmesi, doğal havalandırma ve aydınlatma imkânlarının olması sizin için ne ifade ediyor?

İnşaat eşittir ekonomi… İnşaatın birinci çıkış noktası barınmak değildir günümüzde. Belirlenen bir para gücüyle iş yapmak ve daha çok kazanmaktır amaçlanan. Ancak ne hikmetse, parası olan birçok kişi, firma, bu sektörde yer alıyor. Yapılan işlerin her kalitede, her türlü anlayışta inşa edilme çokluğu bir yarış ortamı oluşturdu. Şimdilerin en moda sunumu ‘ne daha fazla’, ‘en….’ gibi kavramlar müteahhitlerin çıkış noktası oldu. Maliyetli bir iş kolu olan inşaat -mimarlık sektöründe her zaman en ucuz, en hızlı proje fakat en yüksek kârlı satış planlanır oldu.

Pencere yapmak duvardan maliyetlidir. Kendi enerjisini üreten tesis yapmak için bu enerji üretimi içinde bir maliyet ve zaman gerekir. Birçok projede, eğer devlet zorunluluk koymadıysa veya pazarlama şartları gerektirmiyorsa bu yönteme başvurmaz, kestirmeden giderler… Bu nedenle enerji üretimi, ekoloji gibi düşünceler satış değerini artırmak için kullanılan pazarlama tekniğidir, olması gerekliliğinden değil. Ama gelecekteki mimari anlayış; ekosisteme uygun, kendi bölgesinde, sitesinde, apartmanında, villasında enerjisini üreten, ekolojik, birçok ihtiyacını kendi içinde çözümleyen bir yapıya doğru yöneliyor.

Rumi Tower projeniz ne zaman hayata geçiyor? Yapımı hangi kurum, şirket/şirketler tarafından üstlenildi? Maliyetle ilgili öngörülen tutar nedir?

Şu an çalışmalar ve görüşmeler devam ediyor. Her şey yolunda giderse yakın bir tarihte başlanılması planlanıyor. Projenin büyüklüğünden dolayı bir konsorsiyum şirketler grubu planlanıyor. Arazi, çevre düzenlemesi, uçuş sahasına uygunluk, alt yapı işlerinin olabilirliği gibi konularda ön çalışmalar yapılıyor şu an. 350 milyon Dolar ila 800 milyon Dolar arası bir yelpazesi var. Ancak, işin detayları çıktıkça daha net bir rakam vermek mümkün. Türkiye’nin tanıtımı için yıllık 250 milyon Dolar harcanıyor. Bu müze – kültür kompleksi tek başına ülke tanıtımını üstlenebilir ve kalıcı simgesel bir yapı olarak yapım maliyetini rahatlıkla çıkarabilir.

“Bütün yatırımları İstanbul’a yapmanın gereği yok”

Bu ölçekte bir bina, Konya’nın ticari kapasitesiyle ne derece örtüşüyor?

Ticarette iki yöntem vardır. Birincisi, elinizde iyi bir ürün vardır onu pazarlarsınız. İkincisi, ürünü icat edersiniz onu pazarlarsınız. Bizde birincisi anlamında bolluk var fakat pazarlamamız yetersiz. İkincisi ile ilgili de yavaş yavaş gelişme gösteriyoruz. Rumi Tower projesi bu anlamda bir ilk olabilir. Geçmiş kültürün üstüne yeni bir anlam katarak günümüz anlayışına ve ihtiyaçlarına uygun bir müze-kültür kompleksi. Üstelik yerli halk ve 81 ilin kültürü ile iç içe olabilecek ziyaretçiler, turistler… Hem kültür, hem alış-veriş, hem de müze… İkincisi ile ilgili dünyada çok örnek var; Disneyland, Dubai, Eifel Kulesi, İsa Heykeli, Özgürlük Anıtı, Google, Youtube, Monte Carlo gibi…

Konya gelişmeye çok müsait. Tarihi geçmişi zengin. Arazi bol. Sanayi, tarım ve hayvancılıkta çok güzel çalışmaları var. Hava üssü anlamında ve coğrafyası ile Anadolu’nun merkezinde, stratejik olarak çok değerli. Hızlı trenle İstanbul’a dört buçuk saat uzaklıkta. Turizm olarak gelişmesi için çok uygun şartlarda. Sadece biraz ivme kazandırmak gerekiyor. Dubai, Barcelona gibi iyi tanıtım yapılırsa, geçmiş alt yapısı ile Türkiye’nin parlayan yıldızı olabilecek bir şehrimiz. Bütün yatırımları İstanbul’a yapmanın gereği yok. Kaldı ki bir İstanbul aşığıyım. Ayrıca, Konyalı da değilim. Vatansever bir vatandaşım.

blank
“Mevlana, Rumi adıyla Amerika’da ve çoğu ülkede biliniyor. Şair olarak tanınıyor. Amerika’da Rumi kitapları en çok satanlar arasında yer alıyor.”

Gaudi insanları Barcelona’ya çekiyor. Mevlana’dan ve Selçuklu-Osmanlı mimarisinden dolayı Konya daha avantajlı ve Konya’nın dolup taşması gerekiyor. Buda ve Tibet öğretileri turizmi, yadsınamayacak kadar turist çekiyor. Neden Mevlana öğretileri turizmi olmasın?

Dubai’nin yüzölçümü ile Konya’nın yüzölçümü arasındaki fark dağlar kadar. Konya’ya iyi bir şehir planı, hem tarihi anlatan hem modern mimari yapılarla, dünyadaki ve ülkemizdeki isim yapmış mimarların eserleriyle yeni bir soluk getirerek markalaştırabiliriz. Şebi-arus törenleri için dünyadan birçok insan Konya’ya geliyor. Mevlana, Rumi adıyla Amerika’da ve çoğu ülkede biliniyor. Şair olarak tanınıyor. Amerika’da Rumi kitapları en çok satanlar arasında yer alıyor. Beyonce çocuğuna Rumi adını verebiliyor. Mevlana’nın filmini çekmeyi düşünüyor. Bir vatansever vatandaş olarak ben de binasını tasarlayıp Konya’da yapılmasını istiyorum. Deniz turizminin süresi çok sınırlı. Kültür ve müze yapısı olacak bu türden projelerin hem tanıtım için ülkeye getirisi yüksek hem de 12 ay turist ağırlanabilir.

Projenin videosu; https://youtu.be/OX5XJt_e1pM adresinde yer alıyor.

İlgili Diğer Haberler

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku