Su ile kutsanmış bir antik kent; Sagalassos /2

Yayına Hazırlayan: Arda Akduman

Video ve Fotoğraflar: Selma Altın

*Sagalassos 2. Bölüm*

 

Kent yapıları

Kent Konağı

İmparator Augustus Dönemi ile birlikte Sagalassos’un soylu, zengin ve toprak sahibi sınıfı, Roma vatandaşlığı ve saygınlık kazanma gayesi içerisinde kentin imarı ve alt yapısına yatırım yaparlar. MS 4. yüzyıla gelindiğinde bu durum farklılık göstermeye başlar, tıpkı bu yapıda olduğu gibi artık varlıklı insanlar direk kendilerine yönelik yatırım yapmaya başlarlar.

MS 1. yüzyılda buraya yeni bir konak inşa edilir. İç avlusunun dört tarafı sütun sırası ile çevrili bu ev, daha sonra çok büyüyecek olan konut kompleksinin çekirdeğini oluşturur. MS 5. yüzyılda son haline ulaşır. Konağın tümü sekiz farklı terasa yayılmış ve bugüne dek seksenden fazla mekan gün yüzüne çıkarılmıştır. MS 4. yüzyılın sonu ve 5. yüzyılın başlarında, Konağın özel bir kısmında kişisel hamam, üç iç avlu, çok sayıda oda ile servis mekanı yer alır. Güneyde yer alan dört kenarı sütun sırasıyla çevrili avlu, Anadolu’da bilinenlerin en büyük avlularıdandır. Üst kısmı resmi kabul salonlarından oluşan konutuna kentin yönetiminde söz sahibi, seçkin birinin, ailesi ile oturduğu düşünülür.

Konutun resmi olan kısmı, bir iç avlu (atrium) etrafında düzenlenmiştir. Avlunun bir çeşmesi ve ortasında bir havuzu (impluvium) vardır. Bu havuz, çatıdan gelen yağmur sularının yanı sıra sürekli taze suyla da beslenmiştir. Konutun kendine ait bir su sistemi bulunur. Avlunun etrafında tabanı mozaik kaplı bekleme salonları dikkat çeker. Buradan büyük kabul salonuna geçilir. Bu salonun tam üzerinde, bir üst katta da bir kabul salonu bulunur. Avludan, bir merdivenle büyük bir ziyafet salonuna ulaşılır. Ziyafet salonuna girilmeden hemen önce, önünde yer alan tabanları mozaik ile kaplı bekleme mekanlarından geçilir. Konutun bu resmi kısmında da konuk odalarının yer aldığı düşünülür.

Büyük olasılıkla MS 541-542’de yaşanan veba salgını ardında MS 602-615 depreminden sonra büyük konak giderek küçük kısımlara bölünür ve farklı amaçlar için kullanılmaya başlanır. Bu evrede, konut kompleksinin bir kısmı bir han gibi işletilirken, diğer mekanları; depo, ahır ve hatta çöplük olarak bile kullanılmıştır.

 

Çömlekçiler Mahallesi

Tiyatronun doğu kısmında kalan çömlek üretim mahallesi yaklaşık altı hektarlık bir alını kapsar. Mahallede sadece çanak çömlek değil, kemik ve metal işleyen atölyelerin yanı sıra cam üretimi ve yün boyama işliklerinin de yer almış olabileceği düşünülür. Kent merkezinin dışında kalan alan mezarlıklarla bir arada bulunur.

Augustus Dönemi’nden başlayarak (MÖ 27-MS 14) Sagalassos, bölgenin kaliteli killerinden ürettiği ince ve kırmızı astarları, seramikleri (terra sigillata) ürettiği bilinir. Çevreye kurulan koloni kentleri, yeni yapılan yol ağı sayesinde kara ve deniz bağlantısının sağlanması gibi etkenler sayesinde kentin varlıklı aileleri de seramik yapımına yatırımda bulunur. Çömlekçiler Mahallesi’nde büyük ölçekli üretim yapabilen işlikler kurulmuştur. Bunlar zamanla neredeyse endüstriyel bir nitelik kazanır. Sagalassos’un kırmızı astarlı çömlekleri imparatorluk genelinde ihraç edilir. Sagalassos yapımı şarap mataraları Anadolu’nun başka kentlerinde, Mısır’da ve Kartaca’da kazılarda ele geçmiştir. 6 yüzyıl civarı bir süre üretim yapan bu merkez geleneksel kaplardan vazgeçmez iken yüksek üretim kapasitelerine de ulaşmıştır.

 

Tiyatro

Yapımına İmparator Hadrian Dönemi’nde MS 120 civarında başlanır. Bu dönemde Pisidya İmparatorluk kült merkezi ilan edilen Sagalassos, tüm Pisidya için kutlamalar yapmak durumundadır. Ev sahipliği yapabilmek için uygun yapıların da inşasına bu dönemde başlanır. Aynı şekilde 4000-5000 arası nüfusa sahip şehre 9000 kişilik tiyatro inşa edilir. MS 180 civarında tiyatronun yapımı maddi kaynakların yetersizliği ile durmuştur. Bu yüzden sahne binası tek katlı iken güneybatı giriş üstü sıraları yarım bırakılmıştır. 2011’de burada bulunan daha eski bir tiyatroya ait izler bulunmuştur.

Antik tiyatronun sırtı tepeye yaslanmış şekilde inşa edilirken dünyanın rakım olarak en yüksekte inşa edilen tiyatrolarından biridir (1575 m). İki kademeden oluşan tiyatronun birinci kademesinde 24, ikinci kademesinde ise 15 oturma sırası bulunur. İyi korunmuş olan üzeri tonozlu koridorları ve çıkışları gözlemlenir. Kazılar esnasında bulunan kabartmalardan burada gladyatör ve hayvan dövüşleri yapıldığı düşünülür.

 

Hellenistik Çeşme

Çeşme, İmparator Augustus Dönemi’nden hemen önce (MÖ 50-25) inşa edilmiştir. Ufak bir avlu etrafında, su haznesinin ön duvarı ve bunun üzerinde yükselen Dor düzenindeki sütunlar, avlunun üç kenarını çevreler ve taşıdığı çatı ile su haznesinin üstünü örter şekilde inşa edilmiştir. Bu mimarisi sayesinde su; güneş ve kir gibi faktörlerden korunur. Kazılar esnasında kısmen yıkılmış durumda ortaya çıktıktan sonra, 1997 yılında restorasyonu tamamlanarak yeniden ayağa kaldırılmıştır. Kazılar esnasında kendi su kaynağının da bulunmasıyla, bu çeşmeye yeniden su bağlanmıştır. Çeşme, yapılan çalışmalar sonucunda günümüz de işlevini sürdürmektedir.

Çeşmenin yapımı Sagalassos’un genişleme dönemine denk gelir. Nüfusun arttığı o dönemde Hellenistik kent merkezi insanlara yetmez. Çeşme, kentin doğuya doğru genişleyen yeni mahallesi için yapılır. İleri dönemlerde doğu mahallede ağırlıkla zenginler ikamet eder. Mahalle, suyunu bu çeşmeden alırken bir çok evin bu çeşmeyle doğrudan su bağlantısının olduğu savunulur.

 

 

Yüzyıl içerisindeki dönemde (MÖ 50-MS 50) Sagalassos kent yerleşiminin üç kat büyüdüğü saptanır. Aynı dönem içerisinde kente yeraltı su şebekesi döşenir ki bu, antik dönem altyapı su sistemi için erken bir tarihtir. Bu sistem yapım ve onarımlar sayesinde MS 500 yılına kadar işlevini korumuştur. Ancak MS 500 civarında meydana gelen depremden sonra devre dışı kalmıştır.

 

 

Neon Kütüphanesi

Sagalassos kentinin ileri gelen ailelerinden biri tarafından yapılmıştır. MS 120 yılında Titus Flavius Severianus Neon, ölen babasını onurlandırmak adına yapmıştır. Neon Ailesi, kentin en önemli ailelerinden biridir. Hayırsever aile ayrıca pek çok oyunun düzenlenmesinde katkıda bulunmuş ve sponsor olmuşlardır. MS 114-117 yıllarına tarihlenen Efes Celsus Kütüphanesi ile yapım amacı ve mimarisi ile benzerlikler taşır.

Günümüzde Neon Kütüphanesi’nin yalnızca arka duvarının alt kısmı özgün evresinin örneği olarak görülmüş ve korunmuştur. Taş podyumda nişler ve üzerinde kent konseyinin Neon Ailesi’ni onurlandırmak için tek sıra bir yazıt bulunur. Arka duvarda taş podyum üzerinde yer alan tuğla duvar, ikinci yapım evresine (MS 200 civarı) aittir. Binanın çatısı yapısal sorunlar gösterdiği için MS 200’de salon küçültülür. Yerde bulunan siyah beyaz mozaikler ise ikinci bir onarım evresine aittir. İmparator Julianus zamanına tarihlenir (MS 361-363). Mozaik tabanın ortasında bozulmuş olan panelde, Achilles Truva Savaşı’na gitmek için Yunanistan’dan ayrılmadan önce annesi Thetis’e veda sahnesi izlenir.

MS 4. yüzyıl sonlarında pagan (çok tanrılı) inancına ait olan kütüphane ve mozaik tahrip edilir. Ayrıca tabanda MS 610 civarında gerçekleşen depremin izleri de çatlaklar olarak izlenir.

Baş Melek Mikail Bazilikası

Meclis binasının kullanımının MS 400 civarında son bulduğu bilinir. Yapının taşları sökülerek kent etrafında yapılan sur duvarlarında kullanılır. Meclisin bulunduğu yer ise kilise avlusuna dönüşür. Meclis binasının bulunduğu yere bir bazilika inşa edilir ve Baş Melek Mikail’e adanır. Dönem içerisinde Baş Melek Mikail kültü Pisidya’da yaygındır. Bazilikaya giriş ilk başta güneyde iken daha sonraları, MS 6. yüzyıl başlarında Yukarı Agora’dan eski meclisin içine çıkan anıtsal bir merdiven yapılmıştır.

Bazilika çok uzun süre dayanmamıştır. MS 500’den kısa bir süre sonra depremde hasar görür. Bunun ardından onarım yapılmaya çalışılmıştır ancak, MS 541-542 yıllarında olduğu düşünülen  veba salgını sırasında onarımı durur. MS 600 civarındaki büyük depremde bu sefer onarılmamak üzere yıkılır.

Kuzeybatı Heroon

Kuzeybatı Heroon’u MS 1. yüzyılda Augustos Dönemi’nde inşa edilmiştir. Yüksekliği 15 metre olan yapı, kule gibi uzaklardan seçilebilir. 7,80 x 8,50 metrelik bir podium üzerine yapılmıştır. Heroon’un restorasyon çalışmaları ile ayağı kaldırılması 2000-2010 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Mümkün olduğunca yapının kendi malzemeleri kullanılarak Heroon tekrar inşa edilmiştir.

Heroon, ‘bir kahramanın yeri ya da anıtı’ anlamına gelen bir sözcüktür. Ölmüş bir kahraman, bir hayırsever veya önem arz eden biri adına, mezarı etrafına etrafına yapılmış ve bazen kutsal bir duvar ile çevrilmiş anıt ya da kutsal yerdir. Bazen onurlandırılan kişinin mezarı için de olurken bazen de temsilidir. Sagalassos’ta Erken İmparatorluk Dönemi’ne kadar buna benzer yapıların sıkça görüldüğünden bahsedilir. Kentin seçkinlerinin hatıralarını taze tutmak için kullandığı yapılardan biridir bu Heroon…

Kuzeybatı Heroon’un, Sagalassoslu seçkin bir ailenin üyesi adına yapıldığı düşünülür. Yapılan çalışmalarda bir yazıt bulunamadığı için kime ait olduğu bilinmiyor. Ancak kazılarda, 2.5 metre boyunda Dokimeion (Afyon) mermerinden genç bir adama ait olan, iyi işçilikle yapılmış bir heykel baş bulunmuştur. Bu heykelin anıtın kapısının önünde yer aldığı düşünülür. MS 400 civarında Heroon, o sırada yeni inşa edilen sur duvarları ile birleştirilir ve bir kule olarak kullanımını sürdürür.

Heroon’un podyumu üzerinde anıtı üç cephede çevreleyen, yaklaşık 1,20 metre yüksekliğe sahip bir friz yer alır. Orijinal taşları bugün Burdur Müzesi’nde sergilenen kabartma serisinde, neredeyse gerçek boyutlarda 14 kız gösterilmiştir. Bunlardan en baştaki kitara çalar, diğerleri birbirinin şallarının ucunu tutarak dans eder. Bu dans eden kızlar süslemesinin tanrı Dionysos kültü (inancı) ile ilgili bir tema olduğu düşünülür.

Yapının üst kısımda kalan tapınakvari yapının üstünde bir süsleme yer alır. Bu zengin sarmallı süsleme, İtalya’da kullanılan bir bezeme türüdür. İmparator Augustus’un mimarları, bu süslemeyi kendisinin hakimiyetinde başlayan refah döneminin, ‘altın çağ’ın sembolü olarak kullanmışlardır. Sagalassos kenti, yapılarda bu propaganda niteliğinde bulunan süslemeyi kullanmaktan çekinmezler.

Heroon’u inşa eden ustalar ile başlayan işçilik, yaklaşık 400 yıl boyunca kullanılmıştır. Bunu mezar ve kamu yapılarının kaliteli işçiliklerinde görmekteyiz.

Dor Tapınağı

Kentin en yüksek noktasına MÖ 50-25 yılları arasında yapılan bu tapınağın duvarlarının bir bölümü bugün de ayaktadır. Tapınağın baş tanrı Zeus’a adandığı düşünülür. Eklektik bir yapıdır. Dor mimari (antik Grek) düzeninde yapılan tapınak, bir podyum üzerinde yükselir. Augustus Dönem’inde inşa edilen propylon (anıtsal giriş) korint düzeninde yapılmıştır. Tapınak, MS 400 yıllarında sur duvarının bir parçası olarak karşımız çıkar. Yüksek bir kulede kullanımını görürüz.

Meclis Binası

Sagalassos şehri büyük olasılıkla MÖ 4. yüzyıldan itibaren bir kent (polis) niteliğine sahip olduğu düşünülür. Antik Yunan modeli kentlerde olduğu gibi seçilmiş vekiller ve değişen hakimler tarafından yönetilir. Hatta yazıtlardan bildiğimiz kadarıyla yazılı kanunlar ile yönetilir. Roma Dönemi’ne gelindiğinde, kentin yönetimine Sagalassos’un seçkin aileleri hakim olmuştur. Demokrasi ile yönetilirken bu dönemden sonra yerini oligarşi alır. Kent meclisi MÖ 1. yüzyılın başlarında inşa edilmiştir. Yukarı agoranın batı kısmında yer alan doğal teras üzerine kurulmuştur. Bu bina, o dönemde Sagalassos’ta seçimle gelen bir kent meclisi (boulè) olduğunun kanıtı olarak algılanmalıdır.

220 meclis üyesinin oturmasına uygun yapılan bina, kireç taşından inşa edilirken oldukça sade bir yapıya sahiptir. Meclis ayrıca, kent mimarisi için de önemlidir. Nedeni ise; kentin yukarı kısmına inşa edilen bina ve anıtlar meclis binasıyla aynı yöne bakar nitelikte karşımıza çıkar.

Binanın hemen dışında yer alan frizde askeri temalı kabartmaların yanı sıra savaş tanrıları Ares ve Athena’nın büstleri yer almıştır. Bu askeri betimlemelerin amacı, Sagalassos sakinlerinin güçlü savaşçı kimliklerini göstermek istemesiyle alakalıdır. Binada kullanılmış Korint düzende yarım sütun başlıkları kazılarda ele geçmiştir. Bu mimari bezeme o dönem Pisidyası için yeni bir tarzdır. MS 200’den itibaren, meclis salonu olarak bu bina değil, Odeon (kapalı tiyatro) kullanılmıştır.

 

Antoninler Çeşmesi

Antoninler Çeşmesi, Yukarı Agora’nın kuzeyi boyunca uzanan teras duvarının önüne, İmparator Agustus Dönemi’nde (MÖ 27- MS 14 ) yapılmış daha basit bir çeşme düzenlemesinin yerine inşa edilmiştir. Yapımı MS 160 – 180 yılları arasına tarihlenir. Zengin bezeme ve süsleme yapısına sahip çeşmenin yapımında yedi farklı renkte taş kullanılmıştır. Yapı tek katlı olup 28 metre uzunluğa ve 9 metre yüksekliğe sahiptir. Uç kısımlarında dışarıya doğru çıkıntı yapan birer adet sütunlu podyum (edikula) yükselir. Bu iki adet edikulanın arasında dört adet daha içerisinde heykel bulunduran nişin yanı sıra merkez de içinden suyun aktığı bir adet daha niş bulunur. Yaklaşık 80 metreküp kapasiteye sahip havuz (hazne), orta nişte yaklaşık 4.5 metre yükseklikte bulunan şelaleden akan su tarafından dolar.

Bu devasa ve gösterişli çeşmenin, Sagalassos’un en varlıklı ailesinin üyesi olan Titus Flavius Severianus Neon tarafından yapıldığı düşünülür. Neon ailesi kentteki varlığı ve önemini uzun yüzyıllar boyunca sürdürmeyi başarmıştır. Kentte Neon Ailesi ve mensuplarını onurlandırmak için pek çok anıt yapılmıştır. Öyle ki, Titus Flavius Severianus Neon’a ait heykellerin üzerinde yükseldiği  çok sayıda heykel kaidesi bulunmuş ve bunların bazıları ölümünden sonrasına tarihlenmiştir.

Antoninler Çeşmesi’nin MS 500 yılı civarında büyük bir onarım geçirdiği ve onarım sonrasında Neon Ailesi’ne ait heykel kaidelerinin başka yerlerden buraya taşınarak adeta bir aile anıtına çevrildiği düşünülür. Anıtsal çeşme, 1998 ile 2010 yılları arasında tekrar ayağa kaldırılıp kaynak suyu yeniden bağlanmıştır. Kazılarda çeşme içerisinde bulunan heykeller ise Burdur Müzesi’nde sergilenirken, döküm kopyaları yapılıp özgün yerlerine yerleştirildikten sonra bugün işlevsel olarak özgün haliyle ayakta durmaktadır.

Süslemeleri

Agustus Dönemi ile başlayan Altın Çağ ile birlikte anıtlarda zengin süslemeyi görmek mümkün. Antoninler Çeşmesi, kentin zengin süslemesine çok iyi bir örnek oluşturur. Yapının süslenmesinde Dionysos öğeleri sıkça kullanılmıştır. Tiyatro maskeleri, üzümler ve bitkiler kabartma olarak yer alır. Bunun yanı sıra, asıl olarak köşelerde bulunan sütunlu podyumlarda sergilenen Dionysos ve Styr heykellerinde kültün sergilenişi göze çarpar. Bu eserlerin Afrodisias’da yapılmış pahalı eserler olduğu söylenir. Çeşmenin yapımından yıkılmasına kadar burada sergilendiği düşünülür.

Anıtsal çeşmenin su haznesinde bulunan diğer eserler ise MS 4 ile 5. yüzyılda kentte bulunan başka yapılardan getirilip yerleştirilir. Soldan sağa heykel dizilimi şu şekildedir; Nemesis, Apollo, Asklepios ve Koronis. Hıristiyanlık Dönemi içerisinde bu heykellerin çok tanrılı dinin simgesi oldukları için kırılıp hazneye atıldığı bir tek adalet ve intikam tanrıçası Nemesis’in sağlam bırakıldığı düşünülür. Ancak bu heykelde 600-620 yılları arasında gerçekleşen deprem ile yıkılır. Yapı 600-620 yıllarında meydana gelen deprem sonrasında yıkılmış ve üzeri bir süre sonra toprak ile kapanmıştır. 1993 yılında yapılan kazılarda podyumu ayakta ve taşların çoğu kırılmış olmasına rağmen iyi korunmuş şekilde açığa çıkarılmıştır. 1998 yılında restorasyon çalışmaları başlamış 2010 yılında su bağlanarak işlevselliği yerine getirilmiş ve 2011 yılında heykellerin kopyalarının yerleştirilmesi ile bugünkü haline ulaşmıştır.

Yukarı Agora

Yukarı Agora’nın Hellenistik Dönem evresi olduğu bilinir. Meydan, bu dönem içerisinde şehrin politik merkezi olarak görülür. Bu nedenden ötürü Kent Meclis Binası Yukarı Agora’ya hakim bir konuma inşa edilmiştir.

Meydan, İmparator Agustus zamanında tekrar bir düzenleme geçirir. O dönem itibari ile agoranın üç tarafı sütunlu galerilerle (portiko) çevrilir ve taş döşenir. Bu kentsel düzenleme, kentin varlıklı kişileri tarafından yaptırılmıştır. Meydanın dört köşesine yerleştirilmiş ve kentteki dört önemli insanın bronz heykelini taşıyan yaklaşık olarak 14 metreye ulaşan onursal sütun inşa edilmiştir. Bu yüksek tek sütunlar kentin her yerinden görülmek üzere yapılır. Çalışmaların ardından kuzey köşelerde bulunan iki sütün tekrar ayağa kaldırılmıştır. Yapılara ait yazıtlardan anlaşıldığı üzere kuzeybatı ve güney batıda bulunan iki sütunu, Eilagoas ve Krateros adlı Sagalassoslu iki kardeşe ithaf edilmiş olduğunu öğrenmekteyiz.

Roma idaresi, imparatorluğa bağlı eyalet kentlerinde varlıklı aile ve kişilerin, şehrin imarı ile alt yapısına yatırım yapmasını bekler. Kentin altyapısına yatırım yapıp anıtlar ile çevreleyenler, karşılığında, Roma vatandaşlığı kazanırlar. Bazıları şövalye ünvanı alırken, senatör olanlar bile vardır. Bunun etkisi olarak bazı aileler kent yönetimini ele geçirerek nesiller boyu yönetimi ellerinde tutmuşlardır.

MS 1. yüzyılın başlarında itibaren bu meydan, MS 5. yüzyıla kadar onursal anıtlarla dolup taşar. İmparatorlar, valiler ve yerel seçkinler için yapılmış heykel kaideleri, yazıtlar ve küçük anıtlarla agora adeta bir galeriye dönüşür. MS 500 civarında meydana gelen depremde bunların çoğu devrilir ve agoranın uzun yıllar içerisinde oluşan anıtlarla bezeli çehresi kaybolmaya yüz tutar.

MS 6. yüzyılda, taş heykeller yakılarak kireç yapılır, metal olanlar eritilir. Heykel kaideleri kaldırılır veya başka yerlerde kullanılır. Kullanıma açılan meydanda pazar yerleri belirlenir ve agora politik kimliğinden çıkıp bir pazar yerine dönüşür. Bugün dahi, agoranın zeminine bakıldığında, döşeme taşları üzerinde satış tezgahlarının ayakları için açılmış yuvalar ve kişilere verilmiş tezgah yeri yazıtları görülebilir.

 

Macellum

Yapı, Yukarı Agora’nın hemen güneyinde, meydandan altta kalan bir kotta yer alan teras üzerine inşa edilmiştir. MS 2. yüzyıl sonlarında pahalı gıdalar satan bir pazar yeri (macellum) olarak bilinir. Olasılıkla burada daha önce de (Augustus Döneminde) bir pazar binası olduğu düşünülür. Dükkan, kazılarından elde edilmiş mücevherler, müzik aletleri, cam, metal, işlenmiş kemik ve geyik boynuzundan dekoratif eşya ve aletler, pahalı eşya satışının olduğunu gösterir.

Avlunun dört yanı kaliteli sütun ve mermerlerden oluşan galeriler (portikolar) ile çevrilidir. Pazar binasında dükkanlar, yaklaşık 21 x 21 metrelik bir avlunun üç tarafında sütunlar bulunurken yapı geneli 40 x 45 metrelik bir alanda yer alır. Güney kenarda dükkan yer almaz; avlu, açık portikodan kentin aşağı kısmı ile vadiye bakar ve harika bir manzara sunar. Binanın yapımına, imparatorluk rahibi ve hayırsever  Publius Aelius Akulas adında bir Sagalassoslu yardımda bulunur. Portikoların Akulas tarafından yapıldığı bilinir. Avlu ve yer döşemelerini ve ortada yer alan yuvarlak yapıyı (tholos) da Sagalassos kent idaresi üstlenmiştir. Tholos altı metre çapındadır ve ortasında bir su haznesi yer alır. Pazar binası İmparator Commodus’a ve onun Partlara karşı kazandığı zafere ithaf edilmiştir. Commodus’un isminin lanetlenmesinden sonra tüm yazıtlardan kazınmıştır. Sütunlu portikolar, avlu ve tholos özgün halini son evreye kadar korurken, dükkanlar MS 450-520 döneminde yeniden inşa edilmişlerdir. MS 2. yüzyılda inşa edilen binanın bazı mekanları MS 600’e kadar kullanılırken, odalardan birinin MS 620 yılına kadar kullanıldığı veriler ışığında belirlenmiştir.

 

İmparatorluk Hamamı

İmparator Hadrian zamanı ile birlikte (MS 118-137) Sagalassos, Pisidya Bölgesi içerisinde önemli bir kült merkezi haline gelmiştir. Her yıl düzenlenen imparatorluk kültü kutlamalarına katılmak üzere civar yerleşimlerden kente gelen ziyaretçileri ağırlamak durumunda olan Sagalassos, yeni bir hamam yapısına ihtiyaç duymuştur. Bu gereksinim sonucu yapımı uzun yıllar (MS 120-165) sürecek olan yeni hamam kompleksi, önceki hamam yapısının yer aldığı tepeye kurulur. Bu doğal tepenin üst taban alanını genişletmek için, tepenin yamaçlarına dayalı tonozlu mekanlar inşa edilmiştir. Böylece bir bodrum kat oluşturulur. Bu tonozlu bodrumların üzeri, hamamın üst zemin katı haline gelir.

İmparatorluk Hamamları 6500 metrekareden büyük yapıdır. Hamam, kentin en büyük yapısıdır. Yapının duvarlarında Roma betonu kullanılmıştır. Duvarların dış yüzleri tuğla örgü veya dış cephelerde olduğu gibi büyük kesme taş örgüdür. Dört metre kalınlığına varan duvarları ve iki katlı yapısıyla devasa boyutlardaki hamam, Anadolu’nun en büyük hamam yapıları arasındadır. Salonları pahalı malzemeler ve zengin süslemeler ile, iç duvarları ise çeşit çeşit pahalı mermerle kaplıdır. Bu mermerlerden yeşil damarlı olan mermer türü İmparator Hadrian’ın kendine ait mermer ocağından gelir, hatta hediye edilmiş olabileceği bile söylenir.

Hamamda kadın ve erkekler için olan iki kısımda da caldarium (sıcaklık), tepidarium (ılıklık) ve frigidarium (soğukluk) bölümleri ayrı şekilde bulunur. Bunların yanı sıra, soyunmalıklar (apodyterium), buhar odaları (sudatorium) ve servis mekanları da kompleksin içerisinde yer alır. Ayrıca, bir adet havuz ve halka açık tuvaletler (latrinalar) de kompleks yapının içerisinde bulunur. Roma hamamları sadece temizlenmek için değil, aynı zamanda sosyalleşme, eğlenme, dinlenme gibi amaçlarla da kullanılır.

MS 400 civarında hamamda geniş yeniliklerle karşılaşılır. Bu yenilik sırasında, büyük soğukluk salonu ve bunun kuzey ve güney kolları (soyunmalıklar), bir ziyafet salonuna dönüştürülür. İmparatorlar onuruna ziyafetler verilen bu salonun güney kolunun (güney soyunmalık) nişlerine imparator ve imparatoriçelerin devasa heykelleri yerleştirilir. MS 510 civarı olan depremde hasar gören bina, geniş çaplı bir onarımdan geçmiştir. MS 7. yüzyılda kenti yerle bir eden depreme kadar faaliyetini sürdürmüştür.

 

Odeon

Antik Çağ’ın en büyük odeonlarından biridir. Yapımına MÖ 27 – MS 14 yıllarında Augustos Dönemi’nde başlanmıştır. Bu kanıya, kazılarda ele geçen bir sütun başlığının tarihlenmesi sayesinde varılmıştır. Bu yapının tamamlanmasının yaklaşık olarak 200 yıl sürdüğü düşünülür. Sahne binasında bulunan iç cephe ancak MS 200 civarında bitirilmiştir. 1500-2000 kişi civarında bir kapasitesi vardır.

Odeon olarak tanımladığımız yapılar tiyatro ve konser salonlarıdır. Yarım daire biçiminde oditoruma ve 50 m uzunluğunda bir sahne binasına sahiptir. Odeon’da tiyatro, müzik, şiir gibi gösteriler yapılır.

Yapının birisi batıdan, diğer ikisi değişik seviyelerde doğudan olmak üzere üç adet tonozlu giriş bulunur. Odeon’un doğu girişi oldukça iyi korunmuş durumdadır. Gösteriyi finanse eden onur konukları  için yapılmış sahneyi yakından gören bir ‘VIP locası’ ve buna çıkan merdivenler sağlam durumdadır.

Meclis binasından daha iyi bir akustiğe sahip olduğu için kent meclisi de burada toplanmışlardır. Odeon, MS 6. yüzyılın ilk yarısına kadar kullanımda kalmış bir yapıdır. Sadece kültürel gösteriler için kullanılan yapının zamanla kullanım amacı değişmiş, son evrelerinde gladyatör ve vahşi hayvan gösterileri yapılmaya başlanmıştır. Bugün, MS 6. yüzyıldaki hali görülür. Oturma yerlerinin taşları Geç Antik Dönem’de sökülmüş olduğundan, bugün oditoryumun sadece şekli korunmuş durumdadır.

 

Stadion ve Bazilika E1

Stadion, spor ve atletizm müsabakalarının yapıldığı büyük bir sahaya sahip ve etrafında oturma sıralarının yükseldiği dönem ve yerine göre şekillerinde ufak farklılıklar olan yapıya denir. Propagandalarıyla ünlü Roma İmparatorluğu, spor ve atletizm oyunları da bu amaç için sıkça kullanılır. Sagalassos’ta tanrı Apollo Klarios için düzenlenen yarışmalar önemlidir. Bu yarışmalar tüm halka hitap ederken Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olunduğu da aşılanır.

Oyunları kentin ileri gelenleri kendi paraları ile düzenler. Kazananların ödüllerini ve onların heykellerinin yapımını da bu kişiler karşılar. Heykel kaidelerinde sporcudan kısaca bahsedilirken asıl yer düzenleyen kişilerin unvanları, meslekleri ve kariyerlerine ayrılmıştır. Sagalassos Stadyum’unun hangi tarihte inşa edildiği bilinmezken yapının girişine MS 117 yılında yapıldığı bilinen çeşmeden, bu tarihten erken olduğu anlaşılır. Günümüzde stadyumdan geriye sadece topografyadaki formu ve birkaç sırası dışında hiçbir iz bulunmuyor.

Hristiyanlık etkisiyle MÖ 5. ya da 6. yüzyılda stadyumun ortasına bir bazilika inşa edilir. Bugün bu kiliseden geriye; kalıntıları ve kısmen ayakta kalmış duvarları kalmıştır. Kilisenin stadyum içerisine yapılmasının nedeni Hristiyanlık uğruna ölen kişilerin şehitlik mantığı ile idam edilen yerlere yapılması örnekleri baz alınarak açıklanır. Büyük olasılıkla İmparator Diocletianus zamanında (MS 303-313) zulüm gören ve burada öldürülen Hristiyanları anmak için yapılan kiliseye Bazilika E1 adı verilir.

Bu kilise, Sagalassos’un MS 4. ve 5. yüzyılda geçirdiği dönüşümüne iyi bir örnek olarak karşımıza çıkar. Numaralandırılarak buraya taşınmış tanrı Dionysos’a ait, özgün yerini bilmediğimiz bir tapınağın taşları kullanılarak inşa edilmiştir. İlginç olarak başka örneklerde de göründüğü gibi çok tanrılı inanış ve imparatorluk kültünden kalan kabartmalar süsleme amaçlı olarak, tahrip edilmeden buna benzer yapılarda kullanılmıştır.

Apollo Klarios Kutsal Alanı

İmparator Augustus zamanında (MÖ 27-MS 14) Apollo Klarios’a adanmış bir tapınak inşa edilmiştir (Klarios, Efes yakınlarında bir kehanet mabetidir). Sütunlu Cadde’nin sonunda İyon düzeninde Aşağı Agora’ya hakim bir noktaya yapılan tapınak, ilk evresinde yalnızca ön ve arka cephelerinde yarım sütunlar ile karşımıza çıkar. Apollo o döneme kadar Sagalassos’un önemli kültlerinden biri değildir. Ancak İmparator Augustus’un önem verdiği ve kendisini seçip koruduğunu düşünmesi ile bağlantılı olarak Sagalassos içinde önem arz etmeye başladığı söylenir. Yine bununla bağlantılı olarak Sagalassos’ta Augustus’u onurlandırmak için Apollo Klarios Tapınağı’nın yapıldığı bilinir.

İmparator Vespasianus (MS 69- 79) ile birlikte tapınak, imparator kültüne hizmet etmeye başlamıştır. MS 103-104 yılları ile birlikte yapıda değişiklik görülmeye başlanır. Tapınağın dört tarafı İyon düzeninde sütunlarla kaplanır. Kısa kenarlara 6, uzun kenarlara ise 11 adet sütun dizilir ve içi mermer ile kaplanır. İmparatorluk kültünün kent imar ve kalkınmasıyla doğrudan etkiliği olduğu saptanmıştır. Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı’nın yapımıyla (MS 2. yüzyıl), Apollo Tapınağı imparatorluk kültündeki değerinde azalma yaşadığı bilinir. MS 400 civarına gelindiğinde ise, Hristiyanlığın pagan inancının yerini alması ile birlikte tapınak olarak değerini tamamıyla kaybeder. Tapınağın taşları kullanılarak bir bazilika inşa edilir (MS 450). Bazilikalar, bir Roma kentinde bulunan idari, ticari ve yargı merkezi olan bir halk salonu olmasının dışında, Erken Roma Dönemi kiliseleri için de kullanılan bir terimdir. Kilisenin etrafında MS 10.-13. yüzyıllar arasında bir Hristiyan mezarlığı oluştuğu bilinir. MS 13. yüzyıldan sonra işlevini yitirir.

 

Hadrian Çeşmesi

MS 129-132 yıllarına tarihlenen Hadrian Çeşmesi, Aşağı Agora’nın kuzeyinde, üst kısımda kalır. Su haznesinin ardında, anıta ait arka duvar kısmen ayakta kalmıştır. Hadrian Çeşmesi, kentin tek iki katlı çeşmesidir. Boyu yaklaşık olarak 17 metre olan anıtsal çeşme aynı zamanda işlevseldir de. Anıt, Sütunlu Cadde’nin tam aksında yer alır. Kente girenlerin çeşmenin üst katını Sütunlu Cadde’den görebilecekleri şekilde inşa edilmiştir.

Hadrian Çeşmesi, Sagalassos’un ilk Roma şövalyesi olan, Tiberius Claudius Piso’nun ölümünün ardından, bıraktığı vasiyeti üzerine yapılmıştır. Piso, anıtsal çeşmeyi İmparator Hadrian’a ithaf etmiştir. Roma İmparatorluğu’na bağlı Sagalassos benzeri eyalet kentlerinde, şehrin ileri gelenleri ve hayırseverleri imparatorlara ithaf edilmiş pek çok büyük, küçük anıt yaptırarak Roma’ya yakınlıklarını göstermek istemişlerdir.

Yapı, edikula mimarisinin bir örneğidir. Buna benzer yapılar bir arka duvar üzerine ve önüne yapılan düzenlemelerden oluşur. İki sütun ya da plasterle çevrili ve üstünde alınlık ve çatı taşıyan nişe benzer yapıdır. Heykel konulmak için yapılmış yapıdır. Hem nişlerin içine, hem de sütun aralarına heykeller yerleştirilir. Anıtsal çeşmenin orta nişinde, üç metre yüksekliğinde devasa bir Apollo heykeli yer almıştır. Çeşme, Apollo Klarios Tapınağı’na yakındır ve bu, tanrıya ithaf edilmiş bir yapıdır.

Apollo heykelinin üzerindeki nişte altın kaplı bronz bir Hadrian heykeli yer almış olabileceği düşünülür. Hadrian heykelinin iki yanında, anıtı yaptıran Piso’nun kendi heykelleri konmuştur. Ayrıca Piso’nun vasiyetini yerine getiren mirasçılarının ve tanrı, yarı-tanrı mitolojik varlıkların da heykellerine anıtta yer verilmiştir. Anıtın podyumu üzerindeki yarım kaidelerde dokuz su perisinden altısının kabartması görülür. Anıtın heykellerinin üstün yontu işçiliği üç ayrı heykel atölyesinin eseri olarak nitelendirilir. İki katlı anıtsal çeşme, MS 500’den sonra yıkılmıştır.

 

Severuslar Çeşmesi

MS 2. yüzyılın erken safhasında, kentin ilk anıtsal çeşmesi, Aşağı Agora’nın kuzeyine inşa edilmiştir. Çeşme, Sütunlu Cadde üzerinden kente girenlerin karşılaşacağı ilk anıtsal çeşmedir. Severuslar zamanında, Traian zamanının ön cephesi kısmen sökülüp yeniden yapılmıştır. 2000 ve 2001 yılında yapılan kazılarda anıtsal çeşme oldukça iyi korunmuş şekilde bulunmuştur.

Arka duvarın önünde, cephede dokuz adet niş bulunur. Cephe boyunca kaideler üzerine konmuş bir sıra sütun dizisi yer alır. Arka duvardan akan ve meydana su akışı sağlayan kaynak suyu, önde bulunan uzun, dikdörtgen haznede toplanır.

Kazılarda ele geçen iki adet Nike heykelinin Severuslar Dönemi’ne ait olduğu yeniden düzenlenen cephe için yapıldığı düşünülür. Bunun yanı sıra, bulunan Hera Ephesia ve tanımı yapılamayan  bir tanrıça heykelinin yapının ilk evresine ait olduğu saptanmıştır. Dekorasyonda bulunan Nike heykellerinin Septimus Severus veya onun haleflerinden birinin yaptığı, Doğu zaferi onuruna yapıldığı düşünülür. Bu heykeller bugün Burdur Müzesi’nde sergileniyor.

 

Aşağı Agora

Meydanın düzenlenmesi, Augustus Dönemi’ne (MÖ 27-MS 14) tarihlenmiştir. Yapının batısında İmparator Tiberius (MS14-38) zamanında yapılan bir kapı bulunur. Aşağı Agora’nın çoğunlukla Yukarı Agora’ya kıyas ile daha fazla ticari olduğu gözlemlenmiştir. Yine de, burada da pek çok onursal anıt ve heykel buluntularına rastlanmıştır. Meydanın doğu kısmında halen heykel altlıkları gözlenebiliyor. Agoranın batısı ve doğusu boyunca bir sütun sırası gözlemlenir. Ayrıca, doğu tarafında hemen sütunların ardından bir seri dükkana rastlanmıştır. Agoranın iki yanı güneş, yağmur gibi koşullardan insanları korumak için portikolar (sütunlarla destekli çatı) olduğu biliniyor. Agoranın batısında bulunan portiko, MS 1. yüzyılın 2. yarısına tarihlenir. MS 6. yüzyılın ortalarında, Doğu Portiko’da  büyük bir restoran kurulur. İçinde; bar, mutfak, depo ve bir yatak odası dahi olduğu belirlenmiştir. Batı Portiko’da ise; küçük lokanta ve barların olduğu tespit edilmiştir.

Agoranın kuzey batısında anıtsal bir çeşme olduğu biliniyor. Özgün halinde ön cephesi boyunca kaideler üzerine konmuş bir sıra sütun gözlemlenmiştir. Arka duvarında, heykeller için sekiz adet niş olduğu belirlenmiştir. Sütunlar üzerinde kalan çeşmenin üst kısmının Severuslar Dönemi’nin başlarında yenilendiği biliniyor.

Bu çeşme, agoranın ilk çeşmesi değildir. MS 80-100 arasına tarihlenen daha eski bir çeşmenin duvarı, bu çeşmenin yaklaşık olarak 40 m arkasında yer alır. MS 120 civarında, Agora’nın kuzeydoğusu yeniden düzenlenmiştir. Yukarıya, çıkışa, kavisli bir teras duvarı ve merdiven inşa edilmiştir. Duvarın üzerinde Herakles ve Ares kabartmaları, hala yerindedir. Diğer dört tanrının kabartmaları Burdur Müzesi’nde yer alır. MS 7. yüzyıl ortalarında ki depremle yapı tamamen yıkılmıştır.

Tiberius Kapısı

Sütunlu Cadde’nin başı ve sonuna birer anıtsal giriş inşa edilmiştir. Bu kapılar İmparator Tiberius zamanında inşa edilmiştir. Caddenin kuzey tarafında kalan kapıya Tiberius kapısı denir. Bu yapıda kullanılan malzeme, kazılarda ele geçmiştir. Bu anıt, Sagalassos’un en ince işçiliğe sahip yapılarından birisidir.

Sembolik anlam taşıyan kapının kentin savunulmasında bir rolü yoktur. Korint başlıklı sütunlar üzerinde  yer alan yatay taş sırası (friz), zengin işlemeli meyve girlandları, tiyatro maskeleri gibi ögelerle süslenmiştir. Bu mimari süsleme, İmparator Augustus’un hakimiyetinde başlayan uzun barış dönemini, ‘altın yüzyıl’ı temsil eder.

Sütunlu Cadde ve kapı arasında basamaklar bulunur. Caddenin güney kısmında bulunan kapıda da kot farkından dolayı merdiven bulunur. Bu cadde üzerinde yük arabaları dolaşamazlar, sadece yük hayvanı ve yaya trafiği bulunur. Anıtsal kapı MS 500 civarında meydana gelmiş olan bir depremde yıkılmıştır. Basamaklar bu depremden sonra kabaca onarılmış, hatta onarımda anıtsal kapıya ait taşlar kullanılmıştır.

Sütunlu Cadde

Sütunlu Cadde, MS 1. yüzyılın ilk yarısına tarihlenir. Sütunlar ve iki yanı dükkan sıralı taş kaplı cadde, Anadolu’nun en erken örneklerindendir. Caddenin inşası için iki tepe arasındaki derin çukurluğun taş, kaya ve toprakla doldurulması gerekmiş, binlerce metreküplük bir dolgu yapılmıştır. Bu durum göz önüne alındığında, caddenin yapımı için çok fazla insan gücünün yanı sıra bir o kadar da masraf yapılmıştır.

290 metre uzunluğunda 10 metre genişliğinde bulunan cadde, kentin güney kapısı ile aşağı agorayı birleştirir. Kuzey ve güney doğrultusunda inşa edilen caddenin iki ucuna bu yapılar Tiberius Dönemi’nde eklenmiştir. Caddenin iki kenarı boyunca sütunlu birer galeri (portiko) yer alır. Bu üstü örtülü 3,5 metre genişliğindeki sütunlu koridorların ardında; dükkanlar, lokantalar ve işlikler yer alır.

Kente gelenlerin, aşağıdan, İskender Tepesi’nin eteğinden dolaşıp bu caddenin güney kapısından giriş yaptığı söylenir. Sagalassos kentinin bu ana caddesinin, MS 6. yüzyıla kadar hep kullanımda kalmış ve bakım görmüş olduğu anlaşılır.

 

Erken Bizans Sur Duvarı ve Güney Kapısı

Roma Dönemi’nden önce kentin güney giriş kapısı burada bulunuyordu. Kapıya ait iki kule yer alıyordu. Bu kuleler kentin büyüme süreci içerisinde ana cadde yapılırken temellerine kadar sökülmüşlerdir. Uzun yıllar sonra, MS 7. yüzyıl ortalarında, kuleler, eski temelleri üzerine çevre yapılardan devşirme taşlarla yeniden inşa edilir ve aralarına ana caddeyi kapatacak olan bir duvar yapılır.

Kuzey doğrultusunda çıkıntı yapan kuleler ile arasında bulunan duvar, dağ tarafından gelecek olası bir saldırıyı engellemek amacı ile yapılmıştır. Bu savunma sisteminin amacı, o zamanlar aşağıdaki tepede oluşmuş yerleşimi tehlikelerden korumaktır. Bahsedilen tepe, Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı’nın bulunduğu tepedir. Tapınak MS 4. yüzyılın sonunda kullanımdan çıkarken; MS 5. yüzyılın sonundan itibaren burada bir yerleşim oluşmuştur. Şehrin başına gelen tüm talihsizliklere rağmen kentin son evresine kadar bu tepede yaşam devam etmiştir.

 

Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı

Kent tarihinin en önemli olaylarından biri İmparator Hadrian’nın MS 120 yıllarında kenti Pisidya’nın tümünde uygulanan imparator kültünün (dininin) resmi merkezi olarak seçmesidir. Hadrian ayrıca 5.yüzyılın ortalarına kadar taşınan onursal ‘Romalıların dostu ve müttefiki olan ilk Pisidya kenti’ unvanını kazanmıştır. Bu sayede kent yeni bir gelişim dönemine girer ve çok sayıda yeni anıt inşa edilmeye başlanır. Bunlardan biri İmparator Hadrian onuruna yapılmaya başlanan bu tapınaktır. İmparatorluğun ve Sagalassos’un itibarını yansıtan bu önemli anıt, kentin güneyindeki yüksek bir tepeye inşa edilmiştir. Böylece her yerden görülebilir. Ancak tapınağın yapımı Hadrian öldükten sonra, İmparator Antoninus Pius Dönemi’nde (MS 138-161) tamamlanabilir.

Bu tapınak, kentin en özenli yapılarından birisi olarak göze çarpar. Yapının ön tarafında 70 metre uzunluğunda bir avlu yer alır. Tepenin etrafı portiko adı verilen üstü kapalı mekanlar (giriş bölümleri) ile çevrilidir. Tapınağa ait yazıt da, tapınağın Hadrian ve Antoninus Pius’a ithaf edildiğinden ve Hadrian’ın Sagalassos’a verdiği unvandan ilk defa bahseder.

Pisidya’nın imparator kültü olan Sagalassos, Pisidya’nın her tarafından ziyaretçileri ve temsilcileri çeken festivallere ve oyunlara ev sahipliği yapmıştır. İmparatoru adaklarla onurlandırmak, törenlere ve festivallere katılmak üzere gelen temsilciler ve Sütunlu Cadde’de yapılan törensel yürüyüşe katılırlar. MS 4. yüzyıl sonlarına kadar tapınak, bu imparatorluk kutlamalarının merkezi olarak kalır. Tapınağın geniş avlusu imparatorları, rahipleri ve festivallerdeki spor oyunlarını kazananları onurlandıran anıt ve heykellerle süslenir. MS 4. yüzyılın sonundan itibaren işlevini yitiren anıtın kutsal alanı, adeta gecekondulaşarak başka yapılarla dolmaya başlar. Bu tepe, Sagalassos’un en uzun süre yerleşim görmüş kısmıdır. MS 11. yüzyılın sonunda terk edilip, yerleşim Ağlasun’a inene kadar Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı alanında yaşam devam eder.

 

İskender Tepesi

Büyük İskender’in biyograflarından olan Arianus, kentin önünde, ‘savunma ile ilgili nedenlerle hemen hemen kentin duvarları kadar sağlam’ konik bir tepeyi tarif eder. Bugün bu tepe İskender Tepesi  olarak bilinir ve MS 268-270 yıllarında Sagalassos’ta basılan ve Büyük İskender’i MÖ 333 yılında kenti ele geçirirken tasvir edilen sikkelerde açıkca görülür.

MÖ 333 yılında Büyük İskender ordusuyla geldiğinde, Sagalassoslular kenti bu tepe üzerinde savunur. Daha o zamandan Sagalassos, Pisidya Bölgesi’nin önemli kentlerinden biridir. Kentin güney girişini kontrol eden bu üstü düz, konik tepe, coğrafi şekli ve konumu bakımından stratejik bir öneme sahiptir. Büyük İskender’in ordularıyla Sagalassos’u yenip ele geçirmesiyle, Sagalassos, Hellenistik dünyanın bir parçası haline gelir.Bu tepede büyük olasılıkla hiçbir zaman mahalle yerleşimi olmamıştır. Tepenin eteklerinde Sagalassos’un dört mezarlığının en eski ve en büyüklerinden birisi yer alır. Nekropol (mezarlık) 15,7 hektarlık bir alanı kaplar. Önceleri tepenin üstünde bir tapınağın yer aldığı düşünülür. MS 5. veya 6. yüzyılda ise buraya bir kilise yapılır. Kazı verilerine göre, bu kilisenin MS 1000 yılı civarında yenilendiği belirlenir.

İskender Tepesi’nin en son kullanıma ait kalıntılar MS 12. yüzyılın sonlarını işaret eder. O tarihlerde burada sur duvarları ile çevrili bir askeri garnizon yer almış olduğu düşünülür. Bu kale, 1204 yılında, olasılıkla bir çatışma sonucu, yanarak, yerle bir olur. Bu tarihten sonra da işlevini yitirir.

 

Batı Nekropol ve Kuzey Nekropol’ün Kayamezarları

Kentin kuzey bölümünde bulunan düz bir kaya üzerine şekillendirilmiş, düz paneller ile bazılarının üzerinde yazıtlar, üzeri kemerli oyuklar kaya mezarı olarak adlandırılır. Kuzey Nekropol olarak bilinen bölüm içerisinde, imparatorluk dönemine tarihlenen kaya mezarları mevcuttur. Kemerli oyukların içinde kendisinden biraz daha derin içerisine yakılmış olan ölülerin küllerinin veya kemiklerin yerleşeceği bir hazne bulunur. Bu haznelerin üzeri taş bir kapakla kapatılır ya da içinde ölü külü bulunan kaplar niş içerisine yerleştirilir.

Kentin kurulmuş bulunduğu büyük dağ yamaçlarının eteklerine büyük bir mezarlık kurulur. Beş hektar gibi bir alana yayılmış ve burada bulunan kireç taşı kayalığının üzerine kurulmuş olan nekropole Batı Nekropol denir. Batı Nekropol, Kuzey Nekropol’ün aksine ağırlık olarak lahitlerden oluşur. Bu alanda MS 5. ya da 6. yüzyılda bir kilise bulunduğu düşünülür.

 

Kentin Taş Ocakları

Sagalassos antik kenti ve civarı bej renkli kireç taşı açısından zengin bir madendir. Günümüzde dahi, antik kentin civarına bir taş ocağı açılması durumu tartışılmıştır. Kaya mezarlarının oyulduğu bu alan ise, bir taş ocağıdır. MÖ 1. yüzyıl ve MS 3. yüzyıl arasında bu taşlar Sagalassos’un hem kuzey sırtları, hem de başka taş ocaklarından yapılarda kullanılmak için çıkarılmaktaydı. Bazı özel taş türleri kilometrelerce uzaktan kente getirilmiştir. Örneğin Dokimeion’un (Afyon) beyaz ve gri-mavi ve mor damarlı beyaz mermerleri, Afrodisyas’ın (Geyre) beyaz mermeri  Sagalassos’ta kullanılmıştır. Hatta çok özel, yeşil bir mermer türü (cipollino) Yunanistan’ın Eğriboz Adası’ndan temin edilmiştir.

 

Aşağı Kent

İmparatorlar kenti‘ olarak da tanımlanan Sagalassos, aşağı ve yukarı şehir olmak üzere iki bölümden oluşur. Kentin güney kısmındadır aşağı şehir… Aşağı şehrin en önemli yapısı; İmparator Traian Dönemi’nde yeniden düzenlenen agorasındaki Roma Hamamıdır. Anıtsal merdivenlere doğru uzanan Tiberius Kapısı da aşağı kentin bir başka önemli yapısıdır. Ayrıca aşağı kentte Ares, Herakles, Hermes, Zeus, Athena , Poseidon büstleri ve Roma hamamlarındaki 4-5 metre yüksekliğindeki devasa Marcus Aurelius heykeli ele geçmiştir. Aşağı Agora ve Sütunlu Cadde, caddenin sonunda biraz doğuda Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı ve az daha ilerisinde İskender Tepesi bulunur. Biraz daha ileride, güneydoğuda yer alan Düzen Tepe, yörenin tarihinde çok önemli yer tutmuş bir platodur. MÖ 2. yüzyıla dek buradaki en büyük yerleşim Düzen Tepe üzerinde yer almıştır. Tepenin arkasında yükselen ve zirvesi yaklaşık 1800 metreye varan Zincirli Tepe, Düzen Tepe platosundaki yerleşimin akropolüdür.

Severuslar Kapısı

Sagalassos ana caddesi ile Roma Hamamı’nın kesiştiği noktaya MS 220 -235 yılları arasında onursal bir kapı inşa edilir. Üç dikdörtgen açıklıklı bu anıtın yıkılmış durumdaki kuzey kısmı ve kaideleri bugün dahi toprak üstünde fark edilir.

Anıtsal kapının Persler karşısında zafer kazanmış Alexander Severus zamanında inşa edilmeye başlandığı düşünülür (MS 235’ten itibaren). Pisidya askerleri Perslere karşı savaşta Severuslar Hanedanlığı mensubu imparatorlar tarafından kullanılmıştır. Bu sebepten ötürü bu bölgede Severuslar Hanedanlığı’na adanan birçok onursal anıtla karşılaşırız. Yine bu hanedanlık dönemi, Sagalassos’ta 200 yıl süregelen imar faaliyetlerinin son bulduğu dönem olarak bilinir. Ayrıca bu kapı, Sagalassos’ta inşa edilmiş son görkemli anıttır.

 

Yeni Sur Duvarları

MS 5. yüzyıl içerisinde kent merkezinin etrafında sur duvarlarının imarı başlar. Hellenistik Dönem sur hattının üzerine tekrardan yapılmış olan duvarlar, yerleşim alanın üçte biri kadar bir alanı kapsar. Bu dönem içerisinde kentin sıkça saldırıya uğramış olmasının bu duvarların yapımında etkili oldu öne sürülmekle birlikte, sur duvarları özenle inşa edilmiştir.

Basitleşmiş mimarinin aksine özenle yapılmıştır sur duvarları… Kent yönetiminin amacının; Sagalassos sakinlerine, kentleriyle yeniden gurur duyma imkanı ve aidiyet duygusunu kazandırmak olduğu söylenir. Savunmanın yanı sıra, kentin MS 5. yüzyıl içerisindeki gücü ve gururunun temsili olduğu düşünülür.

Duvarın yapımı sırasında, Kuzeybatı Heroon’u ve Dor Tapınağı gibi yapılar (örneğin kule görevi gibi) savunma sistemi içerisine alınmıştır. Bunun yanı sıra, kullanımdan çıkan ve değer kaybeden pek çok yapının malzemelerinin bu sur duvarında kullanıldığı göze çarpmıştır.

 

 

Selma ALTIN

Son Haberler

Cevap bırakın